20 yıl öncesinden bugüne değişen soru

20 yıl öncesinden bugüne değişen soru

20 yıl önce, “seçimi kazansa bile iktidar AK Parti’ye bırakılır mı” diye soruluyordu. Şimdi ise AK Parti, “muhalefete bırakılır mı” diyor. Onun için “seçimi kaybetse bile AK Parti bırakır mı” diye konuşuluyor. Akif Beki’nin yorumu…

“İktidar kaybetse bırakır mı?” sorusunu köşesine taşıyan Karar yazarı Akif Beki, “Bu soru ciddi ciddi soruluyor ve siz de ciddi ciddi cevap veriyorsunuz. Fethiye Kitap Günleri’nin açılış panelinde 4 gazeteciydik. Yavuz Oğhan, Deniz Zeyrek ve Ali Haydar Fırat’la. Moderatörlüğü üstlenen Fırat, söz vermeye başlıktaki soruyla benden başladı. Ve ‘adamın zoruna bak, ne münasebet’ diyerek kestirip atamadım.” dedi.

Beki, yazısının devamında şunları anlattı:

Zaten dinleyicilerin hararetinden hemen belli oldu, herkesin kafasındaki soruydu.

“AK Parti seçimi kaybetse iktidarı bırakır mı” sorusunu değil ama bu şüpheyi uyandıran ve gideremeyen siyaseti yadırgadığımı söyleyerek girdim lafa.

20 yıl önce, “seçimi kazansa bile iktidar AK Parti’ye bırakılır mı” diye soruluyordu.

Şimdi ise AK Parti, “muhalefete bırakılır mı” diyor.

Onun için “seçimi kaybetse bile AK Parti bırakır mı” diye konuşuluyor.

Sanki bir demokraside aksi mümkünmüş gibi!

2019’da İstanbul ve Ankara’yı kaybedince AK Parti, belediyeleri ister istemez muhalefete bırakmadı mı?

Evet, İstanbul’da ikiletti, ikiletmeden devretmedi. Ama daha ağır bir yenilgiden sonra da olsa belediyeyi devretti mi, etti.

Sandıkta değişimin vakti gelip çattı mı, önünde kimse duramaz.

“Cumhuriyet AK Parti’ye emanet edilir mi, nasıl bırakırız” diye sandık sonuçlarına karşı durmaya çalışanlar, AK Parti’yi daha da büyütmekten başka ne elde etti? Kendi hezimetlerini hazırladılar.

Sandığı hazmedememenin, hazımsızlık çeken muhalefete bir faydası görülmedi. Son 20 yıl ortada.

Milli iradeyi sindirememenin, sindirim sorunu yaşayan iktidara da yaramadığı artık tecrübeyle sabit. İstanbul seçimlerinde AK Parti de aynı akıbeti tattı.

İktidarın ha babam körüklediği “Ankara’yı, İstanbul’u bu zihniyete nasıl teslim ederiz, bunlara emanet edilir mi, Sisi mi kazansın, bırakamayız” korkusu fayda mayda etmedi.

Sökmemesini koyun kenara, ters bile tepti.

Millet kime bırakmanızı isterse bal gibi ona bırakırsınız, başka çaresi yok, kıvranmak nafile.

Yine de iktidardan emin olmayanlar var, “Bunlar kaybetse de bırakmaz” diyebiliyorlar.

Oysa bu havayı dağıtmak yerine yayacak söylemler, en çok iktidara zarar verir.

Sandıkla gelmeyi bilip sandıkla gitmeye direnecek bir siyasi parti, millet iradesine tehdit olarak algılanmaz mı?

Demokrasinin nimetlerinden yararlanıp aynı imkanı muhalefete tanımama ihtimali, iktidarın çoğu taraftarını dahi ürkütür, halkta tehlike zilleri çaldırır.

“İktidar AK Parti’ye bırakılır mı”dan “AK Parti iktidarı bırakır mı”ya nasıl gelindi, bunu düşünsünler derim.

İktidarı AK Parti’ye kaybedenler, ‘bırakılır mı’ diye diye önce ahlaki ve demokratik meşruiyeti kaybetmişti, o da unutulmasın!

Hoca’nın dediklerine Erdoğan ne demişti?

Muhalefet işi öğrendi, iktidarın çekmek istediği mindere gelmiyor.

Birbirlerine de düşmüyorlar.

İktidarın, yeni ve zekice başka yollar bulması gerekecek. Rakiplerini kışkırtarak, karalayarak alt etme taktikleri yerine, milletin gönlünü kazanmaya hizmet edecek yollar…

Yoksa fıkıh hocası Hayrettin Karaman’ın dini argümanlarıyla savunulmak da fayda edecek gibi değil.

Nereden mi çıkarıyorum?

İktidar camiasının tepkilerinden.

Hoca’nın dediklerini dediğine inanamadılar, inanmakta zorlandılar.

Muhalefete koz vermemek için, yanlışlarını iktidara uluorta söylemeyi dinen doğru bulmuyor Hoca.

“Hayır, bunları demiş olamaz” şaşkınlığıyla karşıladılar. Ama Hoca doğruladıktan sonra camia, artık şoku atlatıp gerçeği kabullenecektir.

O gerçekse ifadesini, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2001’de, Kanal 7’nin Tanıklar programındaki şu sözlerinde buluyor:

“Adaletle yürüdüğümüz, halkın hizmetinde olduğumuz sürece bize destek verin. Yoksa sakın ha…Biz halkımızı, liderlerin kulları olarak görmüyoruz. Ahmetçi, Mehmetçi…Asla, olmaz öyle şey. Milletin böyle takip etmek gibi bir mecburiyeti yok. Böyle bir şeyi de katiyen kabul etmiyoruz. Sadece fikrin, ilkenin peşinde olması lazım insanın. İdeoloji devleti, ideoloji partisi geçmişte kaldı. Dünya bu işleri bıraktı. Bizim 20 yıl önceki hareket tarzımızdı, biz de bıraktık. Futbol takımı tutar gibi siyasi parti tutamayız. Bu alışkanlıkları bir defa bırakmamız lazım.”

O alışkanlıklar 40 yıl öncede kaldığına göre…

Camiayı bekleyen, Hayrettin Hoca’yla İmam-ı Azam arasında bir seçim yapmasıdır.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *