Bu İnsanlar Cesur ve Akıllı Değil Sadece Ahmak!

Bu İnsanlar Cesur ve Akıllı Değil Sadece Ahmak!

Maalesef bu adamlar artık, İslam’ı ve kitabı, insanların önünü kapatan, onları donuklaştıran bir sınır olarak görüyor. Evet İslam insanlara bir sınır belirliyor. Ama bu sınır, huzurun sınırıdır…

Gülbahar Ay Satan

‘‘Müslümanların çoğu kendilerine ait olamayan dertlerle dertleniyor, sahte ızdıraplarla oyalanıyor!’’

Etrafıma bakıyorum hani benim mümin kardeşlerim? Bazen umutsuzluğa düşüyorum, aynı şeye inanan, ahirette buluşmak için ahitleşeceğim kardeşlerim nerede? Çoğu şey anlamsız gelmeye başlıyor; toplum olarak yiyoruz, tüketiyoruz, mayışıyoruz, uyuyoruz. Öylesine yaşayıp gidiyoruz. Düşünmemin bir anlamı var mı? Bunca okumanın, yazmanın, çabalamanın bir anlamı var mı? Bu kadar aklını kullanmayan insan varken dünya niye dönüyor?

-Etrafınıza bakın din adına konuşanların hepsi parça parça… Çoğu kendini doğru yolda ve kurtulmuş olarak görüyor. Umut ve korku arasında Allah’a iman eden, eleştiriye açık, mütevazi Müslümanlar yok denecek kadar az… Herkesin ameli kendine süslü görünüyor.

*Sakal uzatan, çöl hayatında yaşamadığı halde sarık takan, bir hazretten bahsederken adına dakikalarca methiye dizen insanlar neden bana bu kadar itici geliyor. Sadece şekilden ibaret olan, dini ticarete dönüştüren, İslam’ın sahibi gibi konuşan bu insanlar mı benim mümin kardeşim? 

*Sonra yaşadığımız iklime uygun giyinen Müslümanlara bakıyorum; Ben şu kadar kitap okudum, şu kadar yazdım diyor. Bedel ödedim diyor, yok malda mülkte gözüm ama bir alimlik statüsünü yan cebime koyun demeye getiriyor. Yaptığı iyilikler için ayrıcalık istiyor, mükafatı kullardan bekliyor. Müslümanlıktan istifade etmek istiyor. Alim denilsin diye okumak, tasdik edilmek için yazmak! Peki okudukların seni ne yapıyor? Çok malumat sahibi olmak hayatına bir nizam veriyor mu? Öğrendiği ilimle alim olan mümin kardeşlerim nerede? 

*İnsanın kendini temize çıkartmak için bulamayacağı bahane yoktur. Bu çağda Müslümanmış gibi görünmek için çok fazla imkan var. İnsanlar rant elde ediyor, kul hakkı yiyor ama sorsan tüm bunları İslam için, mazlumlar için yapıyor. İslam deyince akıllarına ilk olarak makam, ihtişam, zenginlik, mal-mülk geliyor. Kendi çıkarını İslam’a hizmet gibi sunan bu pişkin insanlar mı benim mümin kardeşim? 

-İnsanlardan kaçmak, gerçeklerden kaçmak, en sonunda düşünmekten daha doğrusu imtihandan kaçmak… İşte tüm bunların sonunda anlamsızlığın ve ümitsizliğin içine düşüyoruz. Sonra bir umut vahye koşuyoruz. Allah, sapıklardan başkası ümitsizliğe düşmez diyor. Silkeleniyoruz. Güzel sözler hatırlıyoruz; “Yeteri kadar karanlık olduğunda yıldızları görebilirsin.” 

Onlar, yani mümin kardeşlerim, ayrı yerlerde de olsa, bu dünyada hiç karşılaşmasak da sayıları çok diyorum kendime. Hem vahye göre hesap, zaman ve mekan bambaşka şeyler, Vahyin değerli gördükleri bambaşka diyorum. Çoğu zaman bunları unuttuğumuz için aldanıyor, umutsuzluğa düşüyoruz. Evet, İslam’ın bereketi bambaşka! Öyle ya bir insanı kurtaran tüm insanlığı kurtarmış gibidir. Bu ne güzel bir hesap! Bizler bir kum tanesi bile yaratamazken, sahildeki kumların çokluğu bizi hayrete düşürmüyor ama galaksilerin çokluğunu görünce hayret ediyoruz. Boş insanların sayısı da çok fazla ama onlar bizim imtihanımız olabilir. Belki de biz baktığımız için orada olabilirler. Aslında onların günahından ve akıbetinden çok kendi akıbetimize odaklandığımızda düğüm çözülmeye başlıyor. 

-Umutsuzluk, maalesef bazı Müslümanlar, yukarıdaki bahsettiğimiz umutsuzluklardan çıkamayarak istikamet değiştiriyor ve düşünce dünyalarında büyük değişimler yaşıyor. Müslüman camiadan gördüğü haksızlıklar, karşılanmamış beklentiler vs. bunların hepsi birleşince umutsuzluk ve anlamsızlık baş gösteriyor. Bu Müslümanlar, İslam’ı yaşamak için bir köşede kapitalizmin ölmesini, zalimlerin bitmesini bekliyor. Ama kötülükler son bulmuyor. Sonunda bu Müslümanlar, İslam’a, kitaba, kuşkuyla bakıyor. En sonunda bütün kötülüklerin kaynağı ve tıkanan yolların sebebini İslam olarak görüyor. Hakikat ile olguları birbirine karıştırıyor. İçtihat yerine kökten inkarı seçiyor. Her şeyi rafa kaldırarak kendi aklımızla insanlık için çabalayalım diyor. Fütursuzca elçi hakkında, vahiy hakkında konuşuyor. Kur’an, Muhammed sözüdür diyor. İslam hakkında bu kadar rahat konuşmasına kendince dayanak buluyor; ‘Ben dindarlar gibi dini kullanmıyorum, en azından dürüstüm’ diyor. İnanmış gibi yapmıyorum diyor. Tüm bunlar onu diğerlerinden ayırıyor, gururu okşanıyor, kibirleniyor en sonunda kendini Tanrının karşısında konumlandırıyor. Ben cesurca aklımı kullanıyorum diye haykırıyor. Lakin bu akletmek mi yoksa ahmaklık mı bu noktayı göremiyor. Kur’an’a göre akıl, Allah’ın bize bir emanetidir. Aklımızı kullanarak, özgür iradeyle seçim yaparken, verilen iradeyi yani emanetin hakkını ancak güzel bir kul olursak vermiş oluruz. Bunun için acizliğini idrak ederek iman eden kişi, en üst muhakeme yeteneğini kullanmış demektir. Nasıl yaratıldığını unutup, Allah’a ve kitaba hakaret ederek meydan okumak aklını kullanmak değildir. Evet bu insanlar cesur ve akıllı değil sadece ahmaktır. Çünkü bu insanlar gerçekten akılarını kullansaydı, insanın iki zıt potansiyeli de barındırdığını idrak edebilirdi. Bu insanlar gerçekten aklını kullansaydı, kalplerinin bir tarafı kör olarak kalmazdı. Sadece kötülükleri değil güzellikleri, iyilikleri de görebilirlerdi. Bir sakayık çiçeğinde, bir narda, incirde, bir bebeğin gülümsemesinde Yaratanın rahmetini hissedebilirlerdi. Hayatta hikmetleri görebilirlerdi. Karşılıksız bir ekmeği paylaşmanın ‘mucize’ olduğunu görürlerdi. Bir annenin içine yerleştirilen şefkatten ürperirlerdi. Eğer hakkıyla akıllarını kullansaydılar, bu evrenin ve insanın başı boş olamayacağını kavrayarak korkuyla secdeye kapanırlardı. 

Maalesef bu adamlar artık, İslam’ı ve kitabı, insanların önünü kapatan, onları donuklaştıran bir sınır olarak görüyor. Evet İslam insanlara bir sınır belirliyor. Ama bu sınır, huzurun sınırıdır. Düşünce tarihine baktığınızda şüphenin bir sonu yoktur. Her zaman ilahi bir sınıra, yani vahye ihtiyaç vardır. Bu adamlar vahyi gündemlerinden çıkardıktan sonra, yerimizde saymıyoruz ve değişiyoruz diye övünüyor. Kulluktan ilahlık taslamaya doğru giden bir değişim için övünmek olsa olsa şeytanlaşma işaretidir. 

Değişmeye meylettiğimiz zaman, hatamızı söyleyen insanların önemi üzerine güzel bir misal:

“Bir bilgeye sormuşlar: Dünyada en çok kimi seversiniz? ‘Terzimi severim’ diye cevap vermiş. Soruyu soranlar şaşırmışlar: ‘Dünyada sevecek o kadar çok kişi varken neden terzi?’

Bilge, şöyle cevap vermiş: Evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler, benim hakkımda bir kez karar verirler ve ölünceye kadar da beni aynı gözle görürler.”

-Bir diğer mesele, kendini cesur zanneden bu adamların fütursuzluklarını ciddiye alan ve onlardan etkilenen bazı Müslüman kardeşlerimizdir. Fakat bu etkilenme, onların safına geçerek değil, onların söylediklerine karşı savunma geliştirmelerine, reaksiyoner olmalarına yol açmaktadır. Müslümanların çoğu kendilerine ait olamayan dertlerle dertleniyor, sahte ızdıraplarla oyalanıyor. Başkalarını ikna etmek için her şeye ama her şeye cevap bulmak istiyor. Böylece bulduğu cevapları İslam’ın yetersiz olduğunu iddia edenlere karşı kullanmak istiyor.

Örneğin “imtihan” kavramı, çok iyi biliyoruz ki, iman ettiğimiz kitap bu dünya mücadele yeri, imtihan yeri diyor. Buna rağmen reaksiyoner davranan bazı kardeşlerimiz, ‘’imtihan’’ kavramıyla, ahmak takımını ikna edemediği için bu kavramı, Müslümanların, cevap veremediğimi zaman sığındığı bir kelime olarak görüyor. Onları ikna edecek değişik cevaplar istiyor. Sürekli hatırlatıyoruz, gerçek değişebilir ama hakikat değişmez. Müslüman değişebilir, medeniyetler değişebilir ama Müslüman olmanın kuralları değişmez. Zaman bunları aşındıramaz. Örneğin; önceleri bamyayı sevmezdim ama faydalı olduğunu öğrenince onu yemeye başladım. Artık bamya iştahımı bile açıyor. Bamya, benim onu sevdiğim için yararlı değil! Bamyayı sevmeyenlerin olduğu gerçektir. Sonra fikir değişerek bamyayı sevenlerin olduğu da bir gerçektir. Biri çıkıp bamya zararlı da diyebilir. Ama bamyanın faydalı olması her şeyden bağımsızdır. Değişmez! İşte hakikat de böyledir. Dikkat edersek sağlık konusunda bile cevaplar hep aynı şeye işaret ediyor; örneğin göz kuruluğundan şikayet ediyorsunuz ve doktor; hareket edin ve bol su için, dengeli beslenin diyor. Eklem ağrısı için aynı cevap, kalp sağlığı ve birçok hastalık için hep aynı cevaplar. Uykusuz kalan, kötü beslenen bir hastanın iyileşmesi nasıl beklenir.

Kısaca anlamamız gereken, o adamlarla yollarımızın ayrıldığıdır. İslam biraz da bilmemektir. Yani gerçek alimin Allah olduğuna iman etmektir. İslam ile mutmain olmayan insanlar, eğer mutlak adaleti sağlayan, her şeyi mutlak açıklayan, tüm evrenin gizemini çözen, nereye gideceğimizi bilen bir din ya da ideoloji bulabilirlerse yolları açık olsun(!)

Mümin kardeşliğine halen inanan Müslümanlara, ‘1400 yıl öncesini’ anlatan bir filmde geçen şu diyalogları hatırlatmak istiyorum: 

Elçinin İslam’ı tebliğ için mektup yazdığı bir kral, elçinin düşmanı olan Mekkeli bir müşrike soruyor:

“-Kimdir bu Muhammed? Ona kimler tabi oluyor? 

-Ona zayıflar ve köleler tabi oluyor.

-Peki onun safına katılanlardan, onu tanıdıkça uzaklaşanlar var mı?

-Hayır tam tersi aralarında kardeşlik bağı güçleniyor.

-Muhammed’in sürdürdüğü bir krallık ya da yönettiği bir aile serveti var mı?

-Hayır!

-Bir ücret istiyor mu?

-Hayır!

-Muhammed ben elçiyim demeden önce nasıl biri idi?

-Emin güvenilir, yalan söylemeyen.

-Peki sizi davet ettiği din neyi emrediyor?

-Tek bir ilaha tapmayı emrediyor, kavimciliği yasaklıyor, anne babaya iyiliği, zekat vermeyi, namaz kılmayı, yalan söylememeyi, zina ve hırsızlık etmemeyi, alışverişte hile yapmamayı, yetim hakkı yememeyi, insanlar arasında bir farkın olmadığını, kibirli olmamayı, affetmeyi, merhametli olmayı, yoksulu kayırmayı emrediyor…” diye diyalog devam ediyor.

Son olarak her fırsatta vahye koşalım ve yeniden hatırlayalım: Allah’ın yolu neydi? Allah kimleri sever? Kafir ile aramızdaki fark nedir? Zalimin mi yayındayız mazlumun mu?

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal