Aklın Çıkmaz Sokağı

Aklın Çıkmaz Sokağı

Yapaylık size bir gerçek sunmaz. Gerçekle, gerçeklikle bir alakası yoktur. Sizi bir yanılsamaya tabi tutar. Bu yanılsama aynı zamanda bir başkalaşmadır da…

Ahmet Ferhat Öksüz

“İnsanın işlemsel hale gelmesinin bedeli budur. Gözlüklerin ve kontakt lenslerin, görmeyen bir türün ayrılmaz bir protezine dönüşeceğini ileri sürebiliriz; tıpkı bunun gibi, yapay aklın ve bu aklın teknik dayanaklarının da artık düşünceye sahip olmayan bir türün protezi olmasından endişe duyabiliriz…”

j. baudrillard / kötülüğün şeffaflığı

Aklın dumûra uğradığı/uğratıldığı bir çağda yaşıyoruz. İnsanlar tam olarak ne yaptıklarının, ne düşündüklerinin hatta ne yaşadıklarının bile farkında değiller. Esas ironik olan da şu; içinde bulunduğumuz çağa “akıl çağı” yakıştırması yapanların uğradığı şaşkınlık ya da bir nevi beklemedikleri bir şeyle karşılaşmalarının onlarda bıraktığı acınası yadsıma ve rasyonalizasyon/mantığa bürüme durumu. Ama her ne kadar ortada olan kaosu inkar etseler de, bir başka deyişle ussallaştırmaya çalışsalar da görünen köyün kılavuz istemediği de ortada. Bugün insanoğlu kendi aklından şüphe etmiş ve dahi umudu keser hale gelmiştir. Oysa aynı insanoğlu kendi aklını neredeyse putlaştırarak onunla üstesinden gelemeyeceği işin olmadığını da iddia eden varlıktır. Aşırıya giden akıllaştırma durumunun ve aynı zamanda her şeyden şüphe etme durumunun eninde sonunda geldiği nokta nihayetinde insanın kendi aklından dahi şüphe etmesi durumuna yol açmıştır. Burada şunu ifade edelim ki kimsenin akla/akletmeye karşı olduğu yok elbette. Bizim burada ifade etmeye çalıştığımız şey insanın ifrat-tefrit dengesini, akıl hususunda ifrat lehine bozarak kendini bir anda büyük bir mantıkî eşitsizlik/kaos/ürperti içinde bulmasıdır. Bu, basit bir eşitsizlik ya da kaos durumu değildir. Şayet insanoğlu, onu diğer mahlukatlardan ayıran temel umdeyi de kaybettiği andan itibaren bedenen değilse de ruhen/zihnen/mânen giderek bir hayvanlaşma sürecine dahil oluyor demektir. Çünkü akletmeyen birinin hayvanattan yahut nebatattan farklı olmadığını söylemek herhalde yerinde bir ifade olacaktır. Ama aynı zamanda bu aklı bir puta dönüştürerek her şeyi yapabileceğini iddia etmek de kişiyi insanlıktan çıkarabilecek bir deliliktir. Aklı, gereğinden fazla kutsamak/putlaştırmak aynı zamanda onu yok etmektir de. Aradaki dengeyi kaybeden insan; aklını putlaştırsa da hiç kullanmasa da/gereksiz bulsa da mutlaka kendini bir kayboluş içinde bulacaktır. Kayboluşun mevcut olduğu bir yerde de doğal olarak akıldan söz edemezsiniz.

Bugün ve yakın gelecekte hayatımızı bir hayli meşgul edecek bir kavramdan söz etmek gerek. Bu kavram malumunuz olduğu üzere “yapay zekâ” kavramıdır. Bu kavramın temelinde aslında insanın kendinden ümit kesmesi yatmaktadır. İronik ya da tuhaf olabilir ama realite budur. Akıl insana büyük bir sorumluluk yükler ve onu diğer bütün mahlukattan ayırır. İşte tam da bu sorumluluk, bütün hayat meşgalesi anı yaşamak olan ve aynı zamanda hazzı/hızzı putlaştıran, bunlardan başka da elle tutulur pek bir şeyi olmayan, umarsız modern insanı tam manasıyla ezer. Üstelik bu çağın insanının buna karşı koyacak bir gücü de yoktur. Onun ruhunu ve bedenini bitimsiz bir yorgunluk işgâl etmiştir artık. Kolunu dahi kaldıramayacak bir insan modelinin de böylesine büyük bir sorumluluğu yüklenmesini bekleyemezsiniz. Sanallık, insanları alelade bir ekranın başına esir etmiştir. Bu esirlik durumu; yaşanan kaosun hem nedeni hem sonucudur. Tıpkı uzayın sonsuz boşluğunda yuvarlanan yıldızlar gibi, bütün zamanları bitimsiz bir boşluktaymışçasına gelir geçer. Gün geçtikçe de insanlar bu esarete daha da mahkum edilir hale getirilmiştir. Bir bilgisayarın başında olsun bir telefon ya da televizyon başında olsun, hareketsiz kılınan bir nesil peyda edilmiştir. Halihazırda yaşanan pandemi bu süreci daha da feci hale getirmiştir. Okuldan uzak kalan öğrenciler en nihayetinde tekrardan kendilerini sanal bir ekranın içinde bulmuşlardır. Sanallık insanın aklını felç eder. Onu düşünemez, sorgulayamaz, fikredemez hale getirir. Tam manasıyla robotlaşmış, makineleşmiş bir insan modeli… Neredeyse tüm hareket kabiliyetini kaybeden koca bir insanlık giderek tembelleşmekte ve tembellik de büyük, sancılı ve önü alınamaz bir yorgunluğu da beraberinde getirmektir.

Düşünemeyen, sorgulayamayan, hareket dahi edemeyen bir neslin dünyayı anlamlandıracak bir özgünlüğü/üretimi de olamaz. Çünkü özgünlük/üretim için düşünme, sorgulama ve bilhassa üretici bir hareket kabiliyeti elzemdir. Oysa çağın makine yahut basit bir robot hâline gelmiş insanı bunlardan bihaberdir. Belki de yapay zekâya bel bağlaması da kendinin yaşadığı varoluşsal kaosa ve bunun yol açtığı tıkanıklığa bir karşı saldırıdır. Hülasa kendi özgünlüğünü kaybetmiş insanoğlu bu yitiğini yapay zekâyla donattığı makinelerle telafi etmeye çalışmaktadır diyebiliriz. Kendi varoluşsal rolünü bizzat kendi eliyle ürettiği makinelere devredecek kadar acizleşmiş, fikri olarak fakirleşmiş bir insan modeli, modern çağ insanının tam olarak bir tanımıdır. Ama burada şunu da eklemek gerekir; evet, her ne kadar yaşanan bu tıkanıklığı yapay zekâlı makinelerle telafi etmeye çalışsa da insan, artık düşünceyi de bu düşüncenin bir ürünü olacak özgünlüğü de aynı zamanda sanal bir gösteriye/yapmacıklığa kurban edeceği gerçeğini de unutmamalıdır.

İnsan, modern çağda sıradan bir işlem haline gelmiştir. Bunun mutlaka ağır sonuçları da olmuştur, olacaktır. Misalen bugün insanların kullanımına verilen birçok protezin artık onlardan ayrı düşünülemeyecek birer aparat hatta parça olduğunu söyleyebiliriz. Görmeyen bir göz için nasıl gözlük artık kaçınılmaz ise, çürüyüp düşmüş bir diş için nasıl protez diş ya da dişler kaçınılmaz bir gereklilik ise yapay zekâ denen şey de artık düşünceyi kendi kendinde yok etmiş insan için bir aparattır/parçadır diyebiliriz. Ama her ne kadar kendisine verilen bu görevi yerine getirse de yapaylık/protez, özgün değildir ve bununla birlikte insana bir özgünlük sunacak da değildir. Çünkü yapaylık; kofluktur, içi boşluktur, akılsızlıktır.

Yapaylık size bir gerçek sunmaz. Gerçekle, gerçeklikle bir alakası yoktur. Sizi bir yanılsamaya tabi tutar. Bu yanılsama aynı zamanda bir başkalaşmadır da. Başkalaşma basit bir yer değiştirme sunar sadece, ötesi yoktur. Yapay dünya bir yandan da basit olasılıklar dünyasıdır. Yer değiştirme ve olasılık; bunlar yapaylığın bir yanılsamadan ibaret olan dünyasının başat unsurlarından sadece birkaçıdır. Ayrıca yapaylık, daimi stabil bir durum sağlar insana. Onda heyecana, zevklere yer yoktur. Evet, insan zevk sahibidir. Zevk, onu insanî kılan şeylerin başındadır. Oysa makine zevk sahibi olamaz. Makine hissizdir, şeffaftır ve nihayetinde anti-sıradışıdır. Bu anti-sıradışılık durumu, özgünlüğe giden yolu da tıkar ve onu yaşayan bir ölü haline getirir. Yapaylık, insanın bitkisel hayata evrilmesidir. 

Yapay zekâ; insanın, kutsayıp bir puta dönüştürdüğü ama bununla beraber büyük bir hüsrana uğradığı aklına açmış olduğu amansız ve çok cepheli bir harptir. Bu harbin yükü/sorumluğu altında ezilip de aklından umut kesmiş, özgünlüğünü kaybetmiş insanın düştüğü çukurdur aynı zamanda. Yapay zekâ; insanın varoluşsal tükenmişliği/kaosu ve tıkanıklığının en büyük kanıtı ve aynı zamanda düştüğü büyük çaresizliğin bunalımıdır. Yapay zekâ, insanın yok oluşudur…

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal