‘Belamlar, her çağın adamıdırlar’

‘Belamlar, her çağın adamıdırlar’

Milli Gazete yazarı Fatma Tuncer, “İşverenin ya da siyasi çevrelerin gözüne girmek için ilmi değerleri yozlaştıran belamlar, her çağın adamıdırlar ve onlar kazandık zannetseler de kaybedenler kervanındaki yerlerini almışlardır.” dedi.

Milli Gazete’deki köşesinde önemli bir çelişkiye dikkat çekti Fatma Tuncer “Bilmek yeterli değil” başlıklı bugünkü yazısında. İlmi, menfaatlerine alet eden muhterislerden söz eden Tuncer, bu durumu ‘vahim’ olarak nitelerken, “Oysa hakikatten çağıldayan ilim bireylerin tutum ve davranışlarını rehabilite edecek ve onları insan kılacak bir değerdir. Vahyin kalbinden fışkıran bir meşaledir ilim… Işıtır, aydınlatır ve yön gösterir.” dedi.

Materyalist ideolojinin yaslandığı üç güç unsur vardır diyen Tuncer, bunları da, “Makam, para ve bilgi… Bunların İslam kültüründeki karşılığı Firavun, Karun ve Belamı Bavura’dır.” şeklinde sıraladı.

“Bugün İslam coğrafyası kan revana dönüşmüşse bunun en büyük sorumlusu seslerini yükseltmeyen âlimlerdir…” ifadesini kullanan Fatma Tuncer’in işte o yazısı:

Fahrettin Razi, ilmini eyleme dönüştürmeyen kişinin halini, sırtında su kapları olduğu halde susuzluktan bitap düşüp ölen devenin durumuna benzetir. İlmi menfaatlerine alet eden muhterisler tıpkı bu metaforda olduğu gibi taşıdıkları değerin farkına varmayıp girizgâhlı yollara saparlar.

Hak ettiği yerden indirilen ilim, muhterislerin zihinlerine hapsolmuş durumda. O yüzden insanların çoğu yürüdükleri yolun uçuruma çıktığını göremiyor ve bilinçsizce ilerlemeye devam ediyorlar. İlim ticari bir meta, çıkarlara alet edilen bir araç olarak görülüyor… Ne kadar vahim değil mi? Oysa hakikatten çağıldayan ilim bireylerin tutum ve davranışlarını rehabilite edecek ve onları insan kılacak bir değerdir. Vahyin kalbinden fışkıran bir meşaledir ilim… Işıtır, aydınlatır ve yön gösterir.

İşverenin ya da siyasi çevrelerin gözüne girmek için ilmi değerleri yozlaştıran belamlar, her çağın adamıdırlar ve onlar kazandık zannetseler de kaybedenler kervanındaki yerlerini almışlardır. Zira bu kimseler için aslolan menfaatlerdir o yüzden ilim onların kullandıkları bir araç haline gelir ve ne kendilerine ne de diğer insanlara fayda getirir. Düşünün bütün yaşamını ilmi çalışmalara adayan bir kişi insanlara verdiği nasihatten kendisine hiç pay çıkarmıyor, insanlardan istediğini kendisi için istemiyor ve sırtında su olduğu halde susuzluktan ölen deve misali çorak topraklarda yol almaya devam ediyor. İnandıkları değerleri küçük menfaatler uğruna satan kişilerin dilleri hakkı söylerken ruhları ve benlikleri cehaletin çöplüklerinde yürümeye devam ediyor. Ne garip çelişki değil mi?

“Ey iman edenler, yapmadığınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Yapmadığınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük bir vebaldir” (Saff, 2-3).

Son yıllarda ekranların yüzü haline gelen bazı kişiler kitlelerin nasihatçisi olarak ortaya çıktılar ve popüler hale geldiler. Bu kişilerin ağzından çıkacak söze bakan fertler, yutulan incir çekirdeğinin orucu bozup bozmayacağından tutun da aile içi ilişkilerde yaşanan sorunlara kadar her şeyi ekranlara taşıyor ve hocanın nasihati ile soluk alıyorlar. Yazılı ve görsel medya üzerinden mesajlarını iletmeye çalışan nasihatçiler, her zaman her yerde karşımıza çıkıyor. Bu kişilere özel bir değer biçen iktidar yanlısı kardeşlerimiz ise, bakın artık hocalarımız vaaz ediyor, okullarda dini eğitim serbest oldu, camilerin kapıları açık, isteyen ilmi çalışmalar yapabilir, isteyen ibadetini yapabilir, istediğimiz sadece buydu deyip kasılıyorlar. Fakat kardeşlerimiz bunca imkânlara rağmen toplumdaki ahlaki kokuşmuşluğun neden bu kadar arttığını, vaazı nasihatte bulunan kişilerin sözlerinin neden tesirli olmadığını sorgulamıyor, bundan şiddetle kaçınıyorlar. Peki neden? Çünkü sorunların üzerinde kafa yordukları takdirde yalakalıkla elde ettikleri imkânları, makamlarını ve imtiyazlarını kaybetme riski ile karşı karşıya gelecekler bunu biliyorlar. O yüzden eteklerine bulaşan lekeyi görmezden gelip yürümeye devam ediyorlar.

Materyalist ideolojinin yaslandığı üç güç unsur vardır: Makam, para ve bilgi… Bunların İslam kültüründeki karşılığı Firavun, Karun ve Belamı Bavura’dır. Firavun tarihin karanlık yüzü, en büyük zalimidir. Karun ise Firavuni sisteme maddi destek sağlayan ve zulmün eli ayağı olan zihniyetin adıdır. Belam ilmini zalimlerin istediği gibi değiştiren, dönüştüren ve halkı etkileyerek zulmün çanağına su taşıyan yalaka bir zihniyettir. Firavuni zihniyetlerin eteğine tutunan Belamlar hakkı Allah’ın istediği şekilde değil menfaatlerinin işaret ettiği şekilde eğip bükerek zulmün en büyük destekçisi olmuşlardır.

İnsanlar ilmi niçin edinirler? İlim neden bu kadar değerlidir? İlmin hedefi hakkı birey ve toplumlara ulaştırmak ve insanları vahyin şemsiyesi altında toplayabilmektir. Evet, ilmin gerçek hedefi budur? Ancak görmekteyiz ki, dünyanın dört yanından seslerini yükseltmeye çalışan menfaatperestler ilmi karanlık zihinlerine hapsederek kitleleri uçuruma sürüklemekteler. Eğer öyle olmasaydı bugün Müslümanlar vahşi Batı’nın kölesi haline gelmez ve onların ayaklarına kapanmazlardı. Bugün İslam coğrafyası kan revana dönüşmüşse bunun en büyük sorumlusu seslerini yükseltmeyen âlimlerdir…

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal