Körfez’in şahin kanadı düşüşte

Körfez’in şahin kanadı düşüşte

Suud-BAE ekseni, Biden döneminde, agresif dış politika çizgisine ara vermek zorunda kalabilir. Bu dönem, Körfez’deki şahin kanat olarak tanımlanan Suud-BAE ekseninin düşüşüne neden olabilir.

Numan Aygen-Mehmet Rakipoğlu / Star-Açık Görüş

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Ortadoğu siyasetinden en çok etkilenen bölgelerin başında Körfez gelmektedir. Bu nedenle Körfez’deki aktörlerin gözleri ABD’de gerçekleşen 3 Kasım seçimlerine çevrilmiştir. Bu anlamda başkan seçilen Joe Biden’ın Körfez ülkelerine karşı edineceği tutum merak edilmektedir. Bu doğrultuda yeni başkanın Körfez ülkeleri üzerindeki stratejisini ve muhtemel etkilerini tahmin edebilmek için ABD-Körfez ülkeleri arasındaki karşılıklı kısaca bahsetmek yerinde olacaktır.

Tarihsel olarak ABD-Körfez ilişkilerinin karşılıklı çıkarlara dayalı yüksek iş birliği içerisinde olduğu söylenebilir. Bu anlamda Körfez ülkeleri özellikle ulusal güvenlik alanındaki eksikliklerini ABD ile yakın ilişki benimseyerek aşarken, ABD petrol ihtiyacını Körfez ülkelerini kullanarak temin etmiştir. 14 Şubat 1945’te ABD Başkanı Roosevelt ile Suudi Kral Abdülaziz arasında gerçekleşen görüşme sonucunda formüle edilen petrole karşı güvenlik anlaşması ikili ilişkilerde önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir. ABD’nin 1971’den itibaren Basra Körfezi’nde askeri donanmasını konuşlandırmasıyla, hem petrol akışının güvenli bir şekilde gerçekleşmesi hem de Körfez ülkelerinin zayıf olan ulusal güvenliğinin Amerika garantörlüğünde sağlanması gerçekleşmiştir. Bununla birlikte bölgesel jeopolitik 1979 sonrası Körfez’in güvenlik ihtiyaçlarının hat safhaya çıkmasına neden olmuştur. İran’daki devrim, Kabe baskını, Sovyetlerin Afganistan, Saddam’ın Kuveyt ve ABD’nin 2003 Irak işgalleri Körfez’in güvenliğini olumsuz etkilemiştir. 11 Eylül saldırıları ise ABD’nin Ortadoğu politikalarında ciddi değişimlere yol açmış, bu anlamda Körfez-ABD ilişkileri zayıflamaya başlamıştır. Nitekim ABD’nin 2001 sonrası bölge politikasının değişmesi neticesinde 2003 yılındaki müdahale ile işgal edilen Irak’ın demografik yapısı bozulmuş, iç yapısı ve güvenlik mekanizması parçalanmıştır. Söz konusu durum 1979’dan sonra Körfez nezdinde birincil tehdit olarak kodlanan İran’ın Irak ve Lübnan başta olmak üzere bölgenin birçok noktasındaki nüfuzunun artmasına ve dolayısıyla Körfez’in güvenlik endişelerinin yoğunlaşmasına neden olmuştur. Dolayısıyla ABD’nin bölge politikalarının sonuçlarının müttefiklerini rahatsız ettiği, ABD’nin müttefiklerini yeteri kadar savunmadığı ve bölgeye verilen önceliğin azalması neticesinde Körfez ülkelerinin ulusal güvenlik krizi ile karşı karşıya kaldığı söylenebilir. 2010’un sonlarında başlayan Arap halkların demokrasi, özgürlük ve insan hakları talepleri sırasında da Körfez-ABD ilişkilerinde ciddi çatlaklar oluşmuştur. Nitekim 2017’ye kadar başkan olan demokrat Barack Obama’nın Ortadoğu’da sorumlulukları müttefiklere paslama (buck-passing) stratejisi Körfez’i güvenlik bunalımına sokmuştur.

Obama’dan Trump’a Körfez

Obama kendisinden önceki dönemin “sert güç” odaklı stratejisinin zıttı bir yol izlemiştir. Buna müteallik; “değişim” sloganıyla Beyaz Saray koltuğuna oturan Obama’nın ekonomik iş birliğini öne çıkaran neo-liberal yaklaşımı ABD’nin dış politikasında etkin olmasıyla, dış ilişkilerde “yumuşak güç” politikasına dayalı doktrinler geliştirildiği ve küresel sistemde mücadeleci politikadan çekilmek amacıyla daha itidalli hareket edildiği de söylenebilir.

Obama bir taraftan halefi tarafından bozulan imajını düzeltmeye çalışırken diğer taraftan Çin’in Asya-Pasifikteki yükselişi ile karşı karşıya kalmıştır. Washington, Çin’in stratejilerini ve ekonomik güç artırımını, bölgesel bir gelişme ve küresel sisteme meydan okuma olarak değerlendirmiştir. ABD Obama döneminde önceliği Çin’le mücadeleye vermiştir ve Orta Doğu’ya verilen öncelik daha alt sıralara düşmüştür. Bu bağlamda Orta Doğu’daki maliyetlerini de azaltmaya giden ABD’nin bölgede daha itidalli davranması neticesinde geri çekilmesi, savunma yapılanmasını kendisine dayandıran Körfez ülkeleri açısından askeri zayıflama ve uluslararası güvenlik sorunları anlamına gelmektedir.

Obama dönemi ABD-Körfez ilişkilerinde çeşitli sorunların yaşandığı söylenebilir. Arap sokağında siyasal İslami hareketlerin iktidara yükselmesi karşısında Obama’nın sessiz bir tavır takınması Körfez ülkeleri açısından ciddi bir sorun teşkil etmiştir. Dahası Obama’nın İran’ı uysallaştırıp uluslararası sisteme entegre etme çabası ve imzalanan nükleer anlaşma, ABD’nin Suriye’ye ilgisizliği ve İran’ın güç kazanması yayılmacı politikalarını uygulayabilecek sahalara ulaşmasına neden olmuş ve Körfez Obama döneminde ABD ile kriz yaşamıştır. Fakat 2017’de göreve gelen cumhuriyetçi Donald Trump ile bu krizler aşılmaya başlanmıştır. Her ne kadar Trump başta Suudi Arabistan’ı aşağılayan ifadeleri sıklıkla dile getirse de Obama’dan farklı olarak maliyetleri azaltmaya dayalı dış politika stratejisini gerçekleştirmek için Körfez’i kullanmıştır. Bu anlamda Körfez’i önemli bir “koz” olarak gören Trump ilk yurt dışı ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirerek kendisinden önceki dönemden farklı bir politika izleyeceğinin işaretlerini vermiştir. Trump P5+1 olarak adlandırılan ülkelerle yapılan nükleer anlaşmalardan çekilmiş ve İran’a karşı yeni yaptırımlar uygulamaya başlamıştır. Benzer şekilde İhvan’ı terör örgütü olarak ilan etmek isteyen Trump, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başta Yemen savaşı ve Kaşıkçı suikastleri olmak üzere işlenen insan hakları ihlallerine göz yumarak Körfez ülkelerince oldukça olumlu karşılanmıştır. Son olarak Trump, 2017’de Katar’a yönelik başlatılan ambargoyu desteklemiştir. Trump’ın izlediği bu politikaların bölgesel düzen ve statüko açısından Körfez tarafından benimsendiği ve ikili ilişkilerin farklı bir boyuta taşındığı söylenebilir. 3 Kasım 2020 seçimlerini demokrat aday Joe Biden’ın kazanması ise Körfez’i tedirgin etmiştir. Bu anlamda Obama dönemindeki Körfez-ABD ilişkilerinde kriz evresinin yaşanması muhtemeldir. Bununla birlikte Biden’ın başkanlığının Körfez dış politikası üzerinde etki bırakacağı söylenebilir.

Körfez’de Biden etkisi

3 Kasım 2020’de ABD’de gerçekleşen başkanlık seçimlerinde Körfez ülkeleri 45. Başkan Donald Trump’ı desteklemiştir. Suud-BAE ekseninin agresif dış politika izlemesini sağlayan Trump’ın seçimleri kaybetmesi Körfez’de tedirginliğe sebebiyet vermiştir. Bu kapsamda demokrat aday Joe Biden’ın başkanlık seçimlerini kazanması ile Suud-BAE ekseninin müdahaleci dış politikalarını sınırlayabileceği tahmin edilebilir. Biden Suudi Arabistan’ı firavun olarak tanımlamış ve ABD-Körfez ilişkilerinin sıkıntılı dönemden geçeceğine dair sinyaller vermiştir. Bu anlamda iki ana konunun ABD-Körfez ilişkilerini ve Körfez’in dış politikasını etkileyeceği söylenebilir.

İlk konu demokratların çokça retorikleştirdiği insan hakları ihlalleriyle ilgili meselelerdir. Biden Körfez’i insan hakları bağlamında eleştirmiş ve bu eleştiriyi başkanlığı döneminde daha da artırabilir. Söz konusu durum gerek ABD-Körfez ilişkilerini gerekse Körfez’in agresif dış politikasını etkileyebilir. Bu anlamda öne çıkan ilk mesele 2 Ekim 2018’de Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluğunda öldürülen Cemal Kaşıkçı suikastidir. Biden, Kaşıkçı’nın parçalanarak öldürülmesinin Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Selman tarafından yapıldığını düşündüğünü ve Kaşıkçı meselesini Suudilere ödeteceğini ilan etmiştir. Demokrat senatörlerinde desteğiyle Biden döneminde bin Selman’a yönelik baskıların artacağı tahmin edilebilir. Söz konusu durum bin Selman’ın Suud rejimini eleştiren isimlere yönelik insan haklarını ihlal eden baskıcı politikasının frenlenmesini sağlayabilir. İnsan hakları ile ilgili ikinci mesele 2015’ten beri devam eden Yemen iç savaşıdır. Biden Yemen’de çocukların ve masumların öldürülmesinden Riyad’ı sorumlu tuttuğunu da açıkça belirtmiştir. Bu anlamda Biden döneminde Yemen’deki insan hakları nedeniyle Suudi Arabistan’a yönelik eleştirilerin artması ve Suudi Arabistan’a yönelik silah satışını askıya alınması gündeme gelebilir. Söz konusu durum BAE ile ortak hareket ederek agresif- yıkıcı politikalar izleyen Suudi Arabistan’ın dış politikada sıkışmasına neden olabilir.

Biden döneminde Körfez dış politikasını etkileyecek ikinci konu bölgesel güç mücadelesinde Washington’ın takındığı tavırla alakalıdır. Bu anlamda Körfez’in Katar, İran ve Türkiye ile ilişkilerinde ABD’nin nasıl bir pozisyon alacağı, Suud-BAE ekseninin agresif politikaları üzerinde önemli derece tesir edecektir. Obama’nın yardımcısı olarak görev yapan ve İran ile imzalanan anlaşmada etkisi olan Biden’ın İran’a yönelik siyaseti Körfez’in dış politikasını etkileyebilir. Bu anlamda Biden İran’ı bir tehdit olarak görmez ve Tahran’ı Obama dönemindeki gibi bir anlaşma ile sisteme entegre ettirmek isterse, Körfez ülkelerinin İran’a yönelik politikaları değişebilir. Bu ihtimali göz önünde bulunduran İranlı üst düzey yetkililer Körfez ile diyalog çağrılarını gündeme getirmiştir. Dolayısıyla Biden’ın İran siyaseti Körfez dış politikasını değiştirebilir. Bu anlamda Suudi Arabistan dışişleri bakanı Faysal bin Ferhan, CNBC’ye verdiği röportajda ABD’nin İran ile yapacağı herhangi bir anlaşmanın parçası olmak istediklerini belirtmiştir. Dolayısıyla Biden döneminde Suudilerin İran’a karşı radikal bir siyaset izlemelerinin düşük bir ihtimal olduğu söylenebilir.

Güç mücadelesi

İkinci mesele daha çok İslami hareketleri destekleyen aktörlerle girilen güç mücadelesinde ABD’nin pozisyonu ile alakalıdır. Bu anlamda Katar ve Türkiye ön plana çıkmaktadır. Trump döneminde bekledikleri desteği alan Suud-BAE veya MbS/MbZ ekseni, İslami hareketlere ve onlara destek olan Katar, Türkiye gibi aktörlere yönelik adı koyulmamış bir savaş açmıştı. Bu anlamda 5 Haziran 2017’de Suud-BAE ekseninin dayatmalarına boyun eğmeyen ve dış politikada göreceli bağımsız olan Katar’a yönelik ambargo başlatılmıştı. Suud-BAE ekseninin Trump kozunu kaybetmesiyle Katar ambargosunu yumuşatacağı belki de sonlandıracağı tahmin edilebilir. Nitekim Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Katar krizinin sonlandırılmasının yollarını aradıklarını ifade etmiştir. Biden döneminde Suud-BAE ekseni Katar’a yönelik radikal politikasında ABD’nin desteği olmayacağını tahmin etmiştir. Mezkur eksenin bu minvaldeki adımları Biden’ın bölge politikasının netleşmesiyle birlikte artabilir. Türkiye bağlamında da Suud-BAE ekseninin benzer bir yumuşama siyaseti izlediği söylenebilir. Bu anlamda Suudi Arabistan Kralı Selman İzmir’deki depremzedeleri kardeşlerimiz olarak tanımlamış ve insani yardım gönderilmesi yönünde talimat vermiştir. Devam eden süreçte Suud rejimi kontrollü medya organlarından el-Riyad, Okaz, Arab News ve Şarkul Avsat gibi mecralar Türkiye karşıtı yayın politikalarına ara vermiştir.

Agresif döneme ara

Bununla birlikte G-20 liderler zirvesi nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Erdoğan ile telefon görüşmesi gerçekleştirmiştir. Yapılan telefon görüşmesinde ikili ilişkilerdeki sorunların giderilmesi için diyalog kanalının açık tutulması hususunda mutabık kalınmıştır. Son olarak Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan el-Suud, “Türk ürünlerinin gayri resmi boykot edildiğine ilişkin hiçbir veri yok, Türkiye ile iyi ve mükemmel ilişkilere sahibiz.” Şeklinde ifadelerde bulunmuştur. Benzer şekilde BAE dışişlerinden sorumlu bakanı Enver Gargaş da Türkiye ile çatışmak istemediklerini de Biden’ın başkanlığı kazanması sonrası söylemesi, Körfez’in Biden döneminde radikal dış politika çizgisini yumuşatacağı şeklinde yorumlanabilir. Diğer bir deyişle Suud-BAE ekseni Biden döneminde agresif dış politika çizgisine ara vermek zorunda kalabilir. Bu anlamda Yemen iç savaşı, İran-Türkiye-Katar’a yönelik radikal siyaset yerini daha işbirlikçi söylemlere bırakabileceği tahmin edilebilir. Diğer bir deyişle Biden dönemi ABD’nin Ortadoğu politikası, Körfez’deki şahin kanat olarak tanımlanan Suud-BAE ekseninin düşüşüne neden olabilir. Öte yandan Biden döneminin Körfez üzerinde iki anlamda etkisi daha olabilir. Bu kapsamda Körfez ülkeleri Çin ve Rusya ile ilişkileri geliştirebilir. Fakat Pekin veya Moskova’nın Körfez nezdinde Washington kadar önemli bir ortak haline gelmesi uzak bir ihtimaldir. Dolayısıyla Körfez Biden döneminde ABD ile yeni bir angajman türüne girerek Çin ve Rusya ile ilişkilerini geliştirebilir. Bununla birlikte demokratlar nezdinde bin Selman’ın kötü bir imaja sahip olması Suudi Arabistan’ın sosyal, ekonomik reformlara gitmesine neden olabilir. Bu anlamda Biden ve demokratların baskısı altında daha çok otokratik ve sınırlı siyasi reformların hayata geçirilmesi de muhtemeldir.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal