Deprem, Ölüm ve Tesadüf

Deprem, Ölüm ve Tesadüf

Hayatın hiçbir alanında Allah’ı işin içine dahil kılmayanlar depremde de şaşırtmadılar. Onca insan sağ olarak çıkartıldı enkazdan ama medyanın dilinde bu işlerin Allah’la bağlantısına dair bir şey işitmedik.

Mehmed Durmuş

Deprem enkazı altından 91. saatte minik bir yavrucak sağ olarak kurtarıldı. Hem de ne sağ… Maşallah, sanki 91 saat değil de, dokuz dakikadır oradaymış gibi. Bu çok sevindirici bir olaydı, zaten herkes sevindi.

Fakat bir şey eksik: Hayatın hiçbir alanında Allah’ı işin içine dahil kılmayanlar depremde de şaşırtmadılar. Onca insan sağ olarak çıkartıldı enkazdan ama medyanın dilinde bu işlerin Allah’la bağlantısına dair bir şey işitmedik.

Şimdi Ayda adlı çocuğun enkaz altında “91 saat sağ kalmayı nasıl başardığı” muamması çözülmeye çalışılıyor. Çalışılıyor da, çalıştıkça muammayı çözemiyor, aksine daha da muamma haline getiriyorlar. Bugün (4 Kasım) basından okuduğum kadarıyla, üç-dört yaşlarındaki bir çocuğun 91 saat sonra sağ-salim kurtulmasındaki sırrı çözmek için soruşturulduğunda AKUT yetkilisi şu cevabı vermiş: Enkazda “tamamen şans eseri” küçük boşluklar oluşurmuş. Elif ve Ayda adındaki çocuklar bu boşluklarda kaldıkları için hayata tutunabilmişler. AKUT başkanı görüşünü teyid ediyor: “Bu tür boşluklar bazen oluşur ama tamamen tesadüftür bu.”

Gazete bir de bir profesörün görüşünü veriyor: “Bilinçli hareket edebilmek elbette önemli ama depremde çöken yapılarda kurtuluşlar tamamen tesadüftür.”

Haberde bir çocuk doktoruna da görüş sorulmuş ki, o da, Ayda adlı çocuğun sağ kurtulmasıyla ilgili dişe dokunur hiçbir söz söyleyemedikten sonra sözlerini şöyle bağlıyor: “Ayda’nın 90 saati aşkın enkazda kalması ve bu kadar sağlıklı görünmesi bir hekim olarak beni de şaşırttı.”

İşte böyle dostlar. Üç dört yaşlarındaki bir çocuğun 65, diğerinin 91 saat sonra enkaz altından sağ salim kurtulmasını, bizzat bu işlere bakan kurumların en yetkilileri “tamamen tesadüf”e bağlıyor, bir tıp doktoru da çocuğun doksan saati aşkın süre enkazın altında sağ kalması ve bu kadar sağlıklı olmasının, hem de bir hekim olarak kendisini şaşırttığını söylüyor. Aslında itiraf ediyor.

Bu insanların nasıl olup da bu kadar ‘İlim’den ve hakikatten yalıtıldıklarını görmek üzüntü veriyor. Bir insanın, masum iki küçük canın “tamamen tesadüf eseri” değil, tamamen “tevafuk” eseri olarak o “küçük boşluklar”da barındırıldığını, onlara 91 saat boyunca kendi çocuk algısınca korkup da akıllarını filan yitirmemelerinin sağlanmasını, belki de amcaların gelip kendilerini kurtaracakları umudunun yaşatılmasını, hiçbir şey yiyip içmeden bu kadar sağlıklı şekilde kalmış olmalarını Allah’a bağlaması için molla filan olması mı gerekir? Düşünme melekelerini yitirmemiş, akıl seviyesi vasat düzeyde bir insan her şeyin Allah’ın elinde olduğunu bilir sanırım. Hayatın belki de hiçbir yerinde tesadüfe tesadüf edilmiyorken, deprem enkazından küçük iki canın gerçekten ‘mucize’ demeyi hak edecek bir süre sonrasında sağ olarak ve gülerek çıkmasını tesadüfle izaha kalkışmak belki de en büyük fakirliktir. Bir tıp doktorunun bu mucizelere (ayet) şaşırmış olması du umut verici…

Bu insanların, hayatın her zerresinde ve her an yaşanan Allah’ın açık-seçik müdahalesini görmemeleri için kimler ne kadar çaba harcamışlar? Her ay enflasyon ölçümleri yapılırken toplumun imanını kim bu kadar fakirleştirmiş? Yüzde doksan dokuzu Müslüman olduğu her fırsatta söylenen bir ülkede, ülkenin imkanları, insanların bu kadar şuursuzlaştırılmaları için mi tüketilmiş?

Ben bu insanları mutlak surette takbih etmek istemiyorum. Bu, kızacak değil, hepimizin kafamızı iki elimiz arasına alıp derince düşünmemiz gereken acı bir durumdur. Asıl enkazın kafa ve kalplerimiz üzerinde olduğunu gösteren en açık bir belgedir.

Hayata gelmeleri asla tesadüf olmayıp, ilm-i ezelînin muktezası olan minik canların enkazdan kurtulmaları hiç tesadüf olabilir mi? Eğer o iki minik can ‘tesadüfen’ kurtuldularsa, o tesadüf saatlerinde Allah ne iş yapıyordu acaba? Varlık alemi o anda Allah’tan boşalmış mıydı? Veya -haşa- Allah’ın dünya ile ilgilenmediği, alakasını kestiği anlar mı vardır?

Yaratmak, yaşatmak ve öldürmek bütünüyle Allah’a aittir. Allah’ın ilmi, izni ve dahli haricinde bir yaprak bile düşmez. Depremin her bir neticesi olduğu gibi küçük yavruların kurtulması da bizler için nice ibretler içermektedir.

(Venhar)

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal

2 Yorum

  • Mehmed Durmuş
    18 Kasım 2020, 13:26

    Aleykum selam Nureddin ağabey

    Yanıtla
  • Nûreddîn Âdemoğlu
    7 Kasım 2020, 13:49

    Ağzınıza sağlık, tamamen katılıyorum.
    Maalesef cahiliye lügatinde olaylara müdahil olan yüce Yaratıcı değil, "tesadüf tanrısı"dır! Bu anlayış ve yaşayış içindeki toplumun çoğunluğu, diliyle "Allah" dese bile bu, Rabbimizin İlâhi Mesaj’da Kendini tanıttığı yüce Allah anlayışından kaynaklı değil, sadece ağız alışkanlığı ile söylenmiş olacaktır. Tıpkı günlük yaşamda "inşallah, maşallah" denildiği gibi.

    Her ne kadar yazınızda okuyucuyu incitmemek için hitap ettiğiniz topluma kendinizi de katarak "ibret almamız lâzım" diyerek düşünmeye davet ediyorsanız da; her şeye kâdir olan-‘gücü yeten’ tek kudret Allah’tır şeklindeki Tevhîdi inançla hâlâ tanışmamış olan toplumun ekserisi-‘çoğunluğu’ için bu nasihat bağlamındaki uyarınız boşlukta kalmaz inşaallah!

    Ayrıca hitâbınızı kapsayan; kendini İslâm’a nispet eden, Müslüman olduğu iddiasıyla Kur’ânı esas aldığını söyleyenler için ise; Allah’ın, "mümin kardeşliği" buyruğuna uymayı erteledikleri sürece günahta ısrar üzeredirler. Şeytan-‘saptırıcı obje’, bir hükmü önce erteletir, "sonra yaparım" dedirtir, tehir etmeyi alışkanlık haline geldikten sonra da iptal ettirir. Unutulmasın ki, "Allah, müzmin günahkârları sevmez!" İslâm binasının dikilebilmesi için îman temeli üzerinde mümin kardeşliği tuğla, cemaat duvar, oluşacak mümin toplum ise sütundur. Allah’ın Dîni’ni yeryüzünde hâkim kılmak için bu, gerek Sünnetullah-‘Allah’ın işleyen varlık yasası’, gerekse sevgili Nebî’nin-‘Peygamberimizin’ uygulamasıyla sabittir. Daha baştan onlarca âyette buyurulan mümin kardeşliği emrini yerine getirmezsek vebâl altında kalırız. Ya bu günahtaki ısrara tövbe etmemiz ya da ökçelerimiz yere basarken O Hesap Günü için âcilen cevabımızı hazırlamamız gerekir!
    Selâm ederim.

    Yanıtla