Batının İslam’la Bitmeyen Kavgası

Batının İslam’la Bitmeyen Kavgası

Söz konusu İslam’ın değerleri olunca Batı bir blok halinde karşı cephede durabiliyor. Suudi Arabistan gibi Batı’nın ve ABD’nin kayığına binmiş ve kendini orada mutlu hisseden idareciler ise bu nefret söylemine karşı Batı’nın goygoyculuğunu yapmaya devam etmektedirler…

Batı’nın son dönemlerde temcit pilavı gibi pişirip pişirip servis ettiği İslam düşmanlığı gündemdeki yerini koruyor.

Allah’ın resulü (sav) üzerinden yapılan çirkin saldırı Batı’nın kendi gibi düşünmeyenlere karşı ne kadar zorba olduğunu da gözler önüne seriyor. Kendilerini aklamak için de radikal İslam’la mücadelede kararlılık içinde olacaklarını ve bütün inançlara saygı duyduklarını dile getiriyorlar. Bu ifadeyi kullanmak zorunda kalıyorlar zira ürünlerinin Müslüman ülkelerde boykot edileceğini düşündüklerinden kapital kaybına uğramaktan korkuyorlar.

Batı hiçbir zaman kendi gibi düşünmeyenlere saygı duymadı. Saygı duymadığı gibi herkesi adeta bir bahçe misali tek tip kalıplara sokmaya çalıştı. Onların anladığı inanç ancak kendi emperyalist çıkarlarına hizmet edecek her türlü düşünce ve yaşam biçimidir. Bunun dışındaki bütün düşünceler radikalizmin temsilcisi olup terörize eylemlerden başkası kabul edilmez.

Batı’nın medeniliği, gelişmişliği, estetik ve sanatta ileri olması iddiası yalnızca bir reklamdan ibarettir. Bu ifademiz Batı’da hiç estetik ve sanat olmadığı anlamına gelmez elbette. Mesele şudur ki ilim ve sanat toplumlar arasında döner durur. İlim Batı’ya gökten zembille düşmedi. İlim ve sanat toplumların geçmişten bu güne birikimlerinin sonucu olarak toplumları etkiler ve üstüne koyarak ilerler. Geçmişte Mısır, Grek, Pers devletlerince var olan ilim ve sanat sonrasında Araplar ve Türkler eliyle tekrardan Batı’ya geçmiştir. Lakin hiçbir geçmiş uygarlık Batı kadar hırsız ve yağmacı olmamıştır. Her şeyi sahiplenici ve sanki ilk yaratıcısı gibi davranmıştır. Oysa Batı’nın ilmi arka planına bakıldığında geçmiş medeniyetlerin izleri hemencecik ortaya dökülüverir.

Küçük kafalar kişilerle, orta kafalar olaylarla büyük kafalar ise fikirlerle uğraşır sözü gereği Batı’nın söyleyecek sözü kalmamış olmalı ki kişilerle (Resulullah ile) uğraşmaktadırlar. Adına sanat dedikleri, adına fikir özgürlüğü dedikleri şey bin dört yüz küsur sene önce yaşamış bir nebinin şahsına saldırmaktır. Bu, acziyetin, tükenmişliğin ve artık söyleyecek sözlerinin olmadığına işarettir. Ama diğer yandan da Müslümanlar açısından üzüntü verecek bir olaydır. Zira bin dört yüz yıl önce yaşamış bir resul bugün bile kafirleri öfkelendirirken bizlerin fikri ve ameli yaşamı herhangi bir küfrün önderini rahatsız etmediği açıktır. Allah, Tevbe suresinde salih ameli tanımlarken, kafirleri öfkelendirecek bir başarı sağlamayı da bu ameller arasında sayar. Acaba son zamanlarda kafirleri öfkelendirecek hangi ameli işledik diye sormamız gerekmektedir.

Söz konusu İslam’ın değerleri olunca Batı bir blok halinde karşı cephede durabiliyor. Suudi Arabistan gibi Batı’nın ve ABD’nin kayığına binmiş ve kendini orada mutlu hisseden idareciler ise bu nefret söylemine karşı Batı’nın goygoyculuğunu yapmaya devam etmektedirler. Huntington’un net ifadesiyle bugün Batı’nın emperyalist egemenliğine karşı durabilecek en büyük güç İslam “medeniyetidir”. İslam’ın güçlü bir seda olması ancak müntesiplerinin İslami bir duyarlılıkla alternatif bir dünya inşa etmelerinden geçer. Bu dünya adaletle inşa olmuş, merhametle düşünen ve kimseyi kendi inancından dönüştürmeye zorlamayan ve fikirlerin, sanatların çoğalarak insanların düşüncelerini net ifade edebilecekleri kaliteli bir dünya olmalıdır. Mezhepçi çatışmalardan uzak, tekfirci söylemlerin dışında bir dünya olmalıdır. Fikrin egemen olduğu, Allah’ın tek ilah olarak kabul edildiği ve insanın tanrılığının reddolunduğu bir dünya olmalıdır. Servetin tek elde dolaşmadığı ve kapitalin bir güç unsuru olarak insanların gırtlağına çökmediği ve herkes için yaşanabilir ve herkes için umudun daim olduğu bir dünya olmalıdır. Böyle bir dünya kuşkusuz emek isteyen, okumak isteyen, düşünme isteyen, kısacası malıyla, zamanıyla, emeğiyle, canıyla kadın/erkek, çoluk/çocuk herkesten fedakarlık isteyen bir dünyadır. Dizilerin karşısında zaman öldürmeyen, kendi çıkarları için haramı helal kılmayan ve tembelliğini mazeretlerle geçiştirmeyen kimselerin yapabileceği zor bir iştir.

Batı, dün değerlerimize saldırıyordu yarın yine saldıracak. Bu cahiliye Mekke’sinden bugüne kadar böyleydi kıyamete kadar da böyle olacak. Mesele biz Müslümanların her türlü emperyalizme karşı fikriyle, vicdanıyla ve ameliyle sahada İslam’ın akidevi kuralları ölçeğinde var olmaya ve dini var kılmaya çalışmamızdır. Allah’a kıyamet gününde ellerimizle takdim edebileceğimiz en değerli şey kuşkusuz böylesi bir çaba olacaktır.

(Venhar)

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *