Weber ve bir meslek olarak siyaset

Weber ve bir meslek olarak siyaset

Max Weber’e göre devleti yönetiyorsa bir siyasetçi, İncil’de olduğu gibi davranamaz ve şiddete iyilikle karşılık veremez. Çünkü kötülüğün kazandığı zaferden siyasetçinin sorumlu olacağını söyler.

Rıfat Özcan / Star-Açık Görüş

Max Weber’in bu metni 28 Şubat 1919’da verdiği bir konferansından derlenmiştir. Bir Meslek Olarak Siyaset olarak daha sonra matbu hale getirilip yayımlanmıştır. Weber’in bir diğer konferansı Bir Meslek Olarak Bilim ile birlikte okumak metni daha iyi anlamamıza fayda sağlayacaktır. Weber, bu konferansların ilkinde ‘’siyaset ile etik’’ diğerinde ise ‘’bilim ile etik’’ arasındaki ilişkiye odaklanır. Ki buradan anladığımız üzere Weber tek bir etik anlayışından bahsetmiyor, çalışmalarında çoklu bir etik anlayışını savunduğunu görüyoruz. Yazıda öncelikli olarak Bir Meslek Olarak Bilim konferansını ele almaya çalışacağım.

Bir Meslek Olarak Bilim

Weber’e göre bir üniversite hocasının amfide ders anlatırken neyin iyi ya da neyin kötü olduğunu söyleyen biri olmaması gerekir. Ona göre böyle kişilerin üniversitede yeri yoktur. Bu anlayışı etik bulmadığını söyler ve bu yüzden de peygamberleri ve demagogları sokağa davet eder. Üniversitenin bunun yeri olmadığını bunu dışarıda yapmalarının ise hiçbir mahsuru olmadığını dile getirir.

Neden üniversite hocalarının bu şekilde konuşmaması gerektiğinin de nedenlerini açıklar. Bunların ilki hiyerarşidir. Çünkü üniversite hocası amfide bulunan kürsüde düşüncelerini savunurken karşısında ise sessizliğe mahkum bir kitle vardır, bu çerçeveden bakıldığı zaman üniversite hocası bir tür iktidarı temsil eder, kürsüden de ahkam keser, işte bu hiyerarşi farklılığından dolayı Weber bu durumu etik bulmaz.

Bir diğer neden ise üniversite hocalarının asıl görevinin bilgi ve deneyimlerini öğrencilerle paylaşmaları gerekliliğidir. Üniversite hocası neyin iyi ya da kötü olduğunu, öğrencilerin siyaseten nerede konumlanmaları gerektiğini söylememelidir. Bu iki nedenden dolayı siyaset ve değerler dışarıda bırakılmalıdır.

Weber değer meselesini ise temel bir problem olarak ele alır. Bir bilim adamının araştırma esnasında değerlerinden arınması gerektiğine inanır. Kişisellik mümkün mertebe dışarıda bırakılmalıdır, der. Ancak bu şekilde etik olunacağını söyler. Bu durumun dışında araştırma konusunun seçilme aşamasında ise nesnellik aramaz. Kişisel bagajlarımızın konu seçiminde etkili olacağını belirtir.

Nasıl siyaset yapmalıyız?

Weber, Bir Meslek Olarak Siyaset konferansında nasıl siyaset yapmalıyız sorusuna cevap aramaz. Siyaset adamı, siyasetçi olmak nasıl bir şeydir, bu mesleğin bir etiği var mıdır gibi soruları açıklamaya çalışır. Siyasetin çok geniş olarak algılanabileceğini söyler. Örneğin, eşini idare etmeye çalışan bir kadının da bir tür siyaset yaptığını ama kendisinin bu konuşmada devlet merkezli bir siyaseti ele alacağını söyler. Devlet yönetimine direkt ya da dolaylı olarak etki eden siyasetçileri ele alır.

Weber, Ekonomi ve Toplum kitabında devletin ne olduğunu öz bir şekilde ortaya koymaktadır, devleti, ‘’Belirli bir coğrafya üzerinde şiddeti meşru bir biçimde tekelinde bulunduran insan topluğu’’ olarak tanımlamaktadır. Yaptığı bu tanım ona göre modern devletin tanımıdır. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere Weber, şiddeti kaçınılmaz bir şekilde ele alır ve bundan dolayı da siyaset alanında farklı etik anlayışlarının olması gerektiğini belirtir. Çünkü şiddetten bağımsız ondan yalıtılmış bir siyasetten bahsedemeyiz. Bu durum onun için bir ön kabuldür.

Ayrıca Weber’e göre siyaset yapan her kim olursa olsun iktidar olma isteğinin de olduğu kabul edilmelidir. Siyasetçi ya kişisel egosu için ya da fikirlerini uygulamak için iktidarı ister. Neden ve hangi amaçla istediği değişebilir fakat iktidar olma, iktidara gelme isteğinin kabul görmesi gerektiğine inanır.

Üç egemenlik formu

Weber, daha önce ortaya koyduğu üç tip egemenlik formunu da bu konuşmada yine açıklar. Üç ideal tipten bahseder ve egemenliğin meşruiyet biçimlerini ortaya koyar. Bunların ilki olan geleneksel otoriteyi şu şekilde açıklar: “Otorite, meşruiyet bizzat gelenek adına talep edildiğinde ve kökleşmiş kurallar ve güçlerin kutsallığına inanıldığında geleneksel olarak adlandırılır.’’ Geleneksel egemenliğin çok eski olduğu ve aklın sorgulayamayacağı bir ilişkiler durumunu ifade eder. Bir diğeri olan rasyonel egemenlikte ise egemenlik hukuka dayanır. Hukuki egemenlik de kanunlar sayesinde var olur. Temel olan bir hukuk kuralının uygun kurallarla oluşturulması veya değiştirilmesidir. Buradaki işleyişi sağlayacak yönetim aygıtı ise bürokrasidir. Üçüncüsü ise karizmatik otoritedir. Bunu da tarih üstü bir otorite biçimi olarak kurgular. Karizmatik otoritenin tarih ve mekandan bağımsız olarak her zaman ortaya çıkabileceğini belirtir. Bu üç egemenlik tipinin gerçek hayatta var olmayan ideal tipler olduğunu belirtir. Gerçek hayatta ise her üç egemenlik tipinin bir karışımından oluşan bir yapı olduğuna söyler.

Devletin ne olduğunu, egemenlik biçimlerini ortaya koyduktan sonra asıl soru siyasetçi kimdir sorusuna gelir. Weber’in diğer eserlerinde izlediği aynı yöntemi izleyerek genelden özele doğru bir anlatım yapar. Ona göre üç tip siyasetçi vardır;

– Ara sıra siyaset yapan kişiler

Kişiler gerektiğinde oy kullanır, siyasi katılım sağlar ama hayatlarının merkezinde siyaset yoktur.

– Siyaseti ikincil bir faaliyet olarak yapanlar

Asıl olarak başka işleri ve uğraşları olan ama aynı zamanda siyasi üyelikleri bulunan kimselerdir. Örnek, kişinin mesleği doktorluk ama aynı zamanda bir siyasi partiye de üyedir.

– Asıl mesleği siyaset olanlar

Weber bu kişileri ikiye ayırır.

1-Siyaset için yaşayanlar

İktidardan haz alırlar ya da hayatlarının amacı olan bir davanın amacın peşinde koşanlardır. İlgili kişiler, ekonomik olarak bağımsız olmalılar ki rahatlıkla siyaset yapabilsinler der.

2-Siyasetten yaşayanlar

Siyasetin sırtından geçinen kişilerdir. Siyasetten ekonomik gelir elde ederler.

Memur-siyasetçi ayrımı

Weber’e göre gerçek bir memur siyaset ve partizanlık yapmamalıdır. Siyasi memurlar dahil olmak üzere vazifelerini raison d’etat’ı yani devletin varlığını, birliğini tehlikeye atmadan yapmalı ve amaçları bu olmalıdır.

“Kızmadan, küsmeden, sinirlenmeden, sakin ve tarafsızca görevlerini ifa etmelidirler.’’

Siyasetçi ise tam tersi bir pozisyondadır. Memur üstlerinden gelen emirleri kişisel kanaatlerine ters dahi olsa yapmalıdır ve bundan dolayı da sorumluluğu düşüktür. Siyasetçinin sorumluluğu ise daha yüksektir. Siyasetçi için taraf olmak tutkuyla hareket etmek özellikle de siyasi şefin hasletidir. Haysiyetli bir siyasetçi de bu kişisel sorumluluğunun farkında olmalıdır. Yukarıda da belirttiğim üzere ona göre memur da kişisellikten arınmalıdır.

Etik-siyaset ilişkisi

Weber’e göre aynı etik kuralları hem siyaset alanı için hem de diğer alanlar için geçerli olamazlar. Yazının ilk satırlarında etik anlayışının çoğul olduğunu belirtmiştim. İki tür etik anlayışından bahseder.

– Kanaat Etiği

Tamamen kişisel kanaatlerle ilgilidir. ‘’Huzur içinde yaşayıp, öldükten sonrada öte dünyada cenneti düşleyenler siyasete girmesin.’’ Ondan dolayı da Weber “sadece kişisel kanaatlerle hareket edenler siyasetten uzak durmalıdır” der.

Makyevelli, Prensler için ‘’onlar sitelerinin büyüklüğünü ruhlarının kurtuluşuna tercih edenlerdir.’’ der. Bununla birlikte sıradan insanlar ile prens için farklı ahlak anlayışlarının olduğunu ortaya koymaktadır.

Sorumluluk Etiği

Kanaat etiği anlayışıyla ilgili İncil’den de çeşitli ayetlerden örnek verir. ‘’Kötülüğe şiddetle karşılık verme, iyilkle karşılık ver.’’ Yani sıradan insanlara savaşma demek ister. Çünkü bu onların yapması gereken bir şey değildir. Siyasetçi ise kötülüğe şiddetle karşılık vermelidir. Weber’e göre devleti yönetiyorsa bir siyasetçi İncil’de olduğu gibi davranamaz ve şiddete iyilikle karşılık veremez. Çünkü kötülüğün kazandığı zaferden siyasetçinin sorumlu olacağını söyler. Bundan dolayın siyasetçi gerektiğinde siyasetin doğasında olan şiddeti kullanmaktan çekinmemelidir.

Son tahlilde ideal tipler olarak ele aldığı bu iki etik anlayışının birbirinin tamamladığını, siyasetçinin ise bu ikisini birleştirerek bir denge kurması gerektiğini belirtir. Bunun zor bir iş olduğunu ama Weber’e göre zora talip olunmalıdır. Bu iki etik anlayışının birlikte işlemesi siyaset mesleğinin de bir gereğidir.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal