Fransa eski sömürgeleri ile bağını hiç koparmadı

Fransa eski sömürgeleri ile bağını hiç koparmadı

Doç. Dr. Fahri Erenel, olayın sadece Lübnan için değil hem dünya hem de insanlık açısından son derece önemli ve insanlık tarihinin karanlık sayfalarında yerini alacak türden bir saldırı olduğunu söyledi.

Lübnan’da Başbakan Refik el-Hariri’ye 14 Şubat 2005 tarihinde düzenlenen suikasttan sonraki en büyük patlama 4 Ağustos’ta Beyrut Limanı’nda yaşandı. Patlamada 171 kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 6 bin kişinin yaralandığı ve 30-40 kişinin kayıp olduğu bildirildi. Uzmanlar, bu facianın Lübnan tarihinin önemli bir dönüm noktası olacağını ve Orta Doğu’da dengeleri değiştireceğini öngörülüyor.

İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fahri Erenel, Beyrut Limanı’nda meydana gelen patlamanın siyasi ve ekonomik etkilerini CRI Türk’e değerlendirdi.

Doç. Dr. Fahri Erenel, olayın sadece Lübnan için değil hem dünya hem de insanlık açısından son derece önemli ve insanlık tarihinin karanlık sayfalarında yerini alacak türden bir saldırı olduğunu söyledi.

SALDIRI LÜBNAN’DA YENİ BİR DÜZEN KURMA DÜŞÜNCESİNİN ÖN PLANA ÇIKTIĞI İŞARET FİŞEĞİ

Beyrut’un 1920’lerde Suriye’den ayrıldıktan sonra Fransa tarafından kurulan Lübnan devletinin başkenti ve Orta Doğu’da fark yaratan bir yer olduğunu belirten Erenel, “Fransa’nın temel amacı, Lübnan ile Orta Doğu’da Müslüman devletlerin arasına -güneyde Yahudi İsrail- bir Hristiyan devlet sokabilmekti çünkü ö bölgede hiç Hristiyan bir devlet yoktu. Zaman içinde nüfus yapısındaki değişiklikler Şii ve Sünniler arasındaki değişimler, nüfusta Şiilerin ön plana çıkmasıyla mezheplere dayalı kadrolama iç savaş haline getirdi.” dedi.

“Beyrut gerçekten önemli bir limandır.” açıklamasını yapan Doç. Dr. Erenel, şöyle konuştu:

“En önemli özelliği Suriye, Irak vb. yerlerden gelen her türlü malzemenin Akdeniz ile buluştuğu yer olması. Kuzeyde Suriye’de Lazkiye neyse ve güneyde İsrail Limanları, tüm bunlar içinde tarihsel açıdan daha önemli olan ve kapasitesi daha geniş olan Beyrut Limanı’dır. Hedef seçilmesi üzerinde çok tartışılacak bir konu ama kim yaparsa yapsın sonuç ne olursa olsun tam anlamıyla bir ekonomik saldırıdır. Beyrut şu anda durmuş bir liman görüntüsündedir. İthalat – ihracat kapanmış ve çok sayıda insan işsiz kalmıştır. Bunun yansımaları sadece ekonomik boyutu ile limana değil aynı zamanda çalışan insanların işsiz kalmasıyla zaten zorda olan ülke ekonomisine de olacaktır. Bu saldırıyı Lübnan’da yeni bir düzen kurma düşüncesinin ön plana çıktığı bir işaret fişeği olarak algılıyorum. Burada en çok avantaj sağlayan iki ülke var. Biri İsrail, biri Fransa’dır. Fransa patlamanın akabinde bölgeye gitti. Macron, ‘Biz sizin için varız, biz olmazsak Türkler, Suudlar ve İranlılar gelir.’ dedi. İran ile Hizbullah’ı kastediyor. Türkiye zaten buraya komşu, bölgeye Suudların sivillere yönelik ciddi bir parasal yardım var. İranlılar Şiilerin yanında, Sünnileri Suudlar desteklemeye çalışıyor, geriye Türkiye kalıyor, o da zaten sınır komşusu. Patlamanın Münhasır Ekonomik Bölge görüşmelerinin başladığı bir ana denk gelmesi de çok ilginç. Bundan en çok istifade edecek olan Fransa. Nitekim patlamanın ardından ‘Fransa mandası’ konulu imza kampanyaları başlatıldı. 1920’li yıllarda Lübnan, Suriye’den koparılarak bir devlet haline getirilirken 18’den fazla mezhebin yer aldığı bir yapıydı. Bu yapıyı yönetebilmek zaten zordu. Günümüzdeki ifadesi ile ‘başarısız olacağı’ biline biline kurulan bir devlet. 1975 yani iç savaşın başladığı tarihe kadar iyi kötü getirildi. Ancak o günden bugüne kadar 250 binden fazla insanın hayatını kaybettiği, 1,5 milyona yakın Filistinlinin bir o kadar Suriyelinin göçmen olarak kaldığı, IŞİD’in bölgede cirit attığı ki Lübnan ordusundaki öldürülen sekiz askere karşılık 150-200’e yakın IŞİD’linin serbest bırakıldığı ve bir pazarlığın yapıldığı ülkeden bahsediyoruz. Doların alıp başını gittiği, devalüasyon, enflasyon ve yolsuzlukların hat safhada olduğu bir ülke. Dolayısıyla bu Fransa’ya bölgeye dönebilmek için önemli imkân sağlamıştır.”

FRANSA ESKİ SÖMÜRGELERİ İLE BAĞINI HİÇ KOPARMADI

İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fahri Erenel, Fransa’nın Suriye’de bugüne kadar Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) şemsiyesi altında olduğunu vurgulayarak deniz kenarında Beyrut ile işe başlamanın tekrar 1920’li dönemlere gitmek olduğunu ve bunun Fransa’nın sömürgecilik anlayışıyla eş anlam taşıdığını dile getirdi.

Fransa’nın eski sömürgeleriyle bağlantısını asla koparmadığının altını çizen Erenel, “Dolayısıyla bölgeye ilk ziyarette bulunanın Macron olması ilginç. Fransa burada İsrail ile ya da Rusya ile iş birliğine girebilir. Libya’da da Türkiye’ye karşı Rusya ile iş birliği içinde. Çünkü Rusya’nın İran ile de ilişkileri giderek gerginleşiyor. Bölgeye gelince Hizbullah’ın bölgeden atılması hedeflenecektir İsrail’in de hedefi bu ama Hizbullah bugünden yarına atılacak bir yapı değildir. İran, bu bölgede yüzlerce kayıp verdi, buraya para harcadı. Burada kaybetmesi demek İran’ın eski kabuğuna yerleşmesi demektir, bu da İran’ı zor duruma düşürür.” ifadelerini kullandı.

LÜBNAN’DA HİZBULLAH KADAR IŞİD DE GÜÇLÜ

“Hizbullah istediği kadar ‘ben yapmadım’ desin ama medya aracılığıyla ve bazı beyanlarla da bu Hizbullah üzerine yönlendirilmeye çalışılıyor.” diyen Doç. Dr. Fahri Erenel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Önce IŞİD üzerine yönlendirilmeye çalışıldı ama sonra kesildi. Fakat şu unutulmasın burada Hizbullah kadar IŞİD de güçlü. Suriye ve Irak’ta IŞİD bu kadar faaliyet yürütürken Lübnan’da bir elin parmağı kadar sayılmayacak oranda az eğilim olması ilginçtir. Neden? Çünkü bu bölgeye dikkat çekmek istememiştir. Burada fazla dikkati çelerek ABD silahlı kuvvetlerinin ya da benzeri ülkelerin koalisyon güçlerinin Lübnan’a dikkatlerini çekmekte özellikle imtina etmişlerdir. Lübnan’ın bu kontrolsüzlüğü maalesef bugün içinde bulunduğu sürece önemli bir katkı sağlamıştır. Şu an ciddi bir kaostur. Fransa bu işi üstlenmeye gönülden razıdır. Türkiye de destek sağlıyor, ilginçtir Rusya bir seyyar hastane kuruyor, beş uçak dolusu malzeme gönderiyor, şu anda tüm ülkelerden destek geliyor. Burası Lübnan ama ne Rusya ne Fransa bu coğrafyanın konusu. Bu coğrafyanın tek konusu var, o da Türkiye. Türkiye, Lübnan ile çok ciddi ilişkileri olan bir ülkedir ve temaslar da sürdürülmektedir.”

Haber: Tuğçe Akkaş

(CRI Turk)

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal