Siyasetsizliğin Son Gösterimi

Siyasetsizliğin Son Gösterimi

Kemalistlerin korkulu rüyası halifeliğin yeniden ihyası meselesi dahi buradan bağımsız düşünülmemeli. Devlet; varlığına ve bekasına uygun görürse neden olmasın?

Hüseyin Alan

Selçuklu ve Osmanlı ‘beylik ve devlet’ geleneğinde dikkate alınacak ilginç bir husus var;

Beylik, ne zaman güçlenip büyüdüyse kurumsal devlete dönüş çabası da ardından geldi. Bu gelişmeler doğal olarak bürokratik kademeyi ‘devşirme’ usulüyle profesyonellere devretti.

Profesyonellerin toplumsal dayanağı, aşireti vs. yoktu. İsyan etmeleri söz konusu olamazdı.

Süreç Türkmen kökenli ‘soy-boy-aşiret-cemaat’leri devlet imkan ve fırsatlarından ve gücünden mahrum bıraktı.

Bu gelişmeler, vazifeden azledilenlerin toplumsal dayanağı ve aşireti olduğu için isyanlara ve ayaklanmalara sebep oldu; şehzadeler arasında taraftarlık ve iktidar çatışmasını doğurdu; isyanların çapı ve gücüne göre iş tatlıya bağlanınca da, her şey yoluna girdi.

Babailer; Yıldırım Beyazıd’ın Timur karşısında mağlubiyetine sebep olan Türkmen/Avşar/Yörükler; Celaliler, Kadıyaniler; Candarlı ile öne çıkanlar vs. ilk akla gelen o tür ‘isyan’ hareketleriydi..

Beylik yahut devlet geleneğindeki isyanların hiç biri, tasavvuf inanç ve pratiği olan tarikatlarla çatışan Kadıyanilik detay parantezi hariç,

Devletin niteliğini, yapısını ve düzenini değiştirip dönüştürmek amacıyla olmadı.

Bilakis, devlet sistemine ve bürokratik yapıya dahil olma amacı, dışlanma tepkisi paydasında belirleyici oldu..

Cumhuriyet kurulduğunda da aynı gelenek ve yapılanma devam etti.

Osmanlı’da iktidar bloğuna dahil olan ‘medrese-molla-dindar’ sınıf ve aralarında imtiyaz çatışması olsa da onların uzantısı ‘tarikatlar-cemaatler-partiler-dernekler-kurslar’ cumhuriyette iktidar bloğundan dışlandılar.

Ve bitmeyen kadim çatışma ‘Kemalistler-İslamcılar’ yahut ‘laikler-dindarlar’ ismiyle isimlendi, cismiyle cisimlendi.

Bu iktidar muhalefet çatışmasından ‘sağcı-muhafazakar’ partiler çokça istifade etmiştir.

AKP iktidarı o kadim çatışmanın bir ürünüdür; bu bağlamda Kemalistlerden alınan rövanşında bir sembolüdür..

Muhalif hareketler neden böyle şekillendi; sorunun tek cevabı var: siyasetsizlik.

Burada siyaset üreten ve gerektiğinde değiştiren tek örgüt vardır: devlet. Siyaset devletin tekelindedir.

Ve devlet, başından beri başka tür siyaset üretimine ve oluşumuna imkanı ve fırsat vermez.

Hangi doktrine dayanırsa dayansın siyasi muhalefet üretmek isteyenlerin cümlesini bekleyen tehlike, değişmeyen ithamdır: ‘devlet-millet düşmanı; hain-isyancı.’

Son yirmi yıllık iktidar partisi AKP’nin neden ‘devletçi’ olduğu, muhaliflerini neden ‘terörle-hainlikle’ itham ettiği;

Konjonktür gereği geçmişte neden milliyetçi küreselci Fethullahçı hareketle, sonradan yerlici milliyetçiler ve ulusalcılarla ittifak yaptığı daha rahat analiz edilebilir..

Ayasofya’nın ibadete açılması; çoklu Baro, ve sıradaki kuruluşlar; sanal medyanın kısıtlanması; İstanbul sözleşmesinin iptali yahut yenilenmesi vaadi vs.

Bu açıdan bakıldığında ‘siyasetsizliğin siyasetine’ işaret ediyor.

Kemalistlerin korkulu rüyası halifeliğin yeniden ihyası meselesi dahi buradan bağımsız düşünülmemeli. Devlet; varlığına ve bekasına uygun görürse neden olmasın?

Geçmişte kırmızı kalpak giyip Rusya’da toplanan enternasyonale selam çakan da; Stalin’in anlaşmalı yolladığı söylenen Mustafa Şükrü ve arkadaşlarını Karadeniz’de halleden de; İkinci Dünya savaşında Almanlar galipken faşizme mağlupken demokrasiye yeşil ışık yakan da; tek partiden çok partiye geçen de… devlettir;

Cezayı kesen de ödülü veren de devlettir. Ön açan da kapatan da devlettir.

Sanki ülkede başka türlü siyaset güdenler var da!

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal