Bir Gençlik Okuması: Ey Örtüsüne Bürünen! -Müzzemmil Suresi Tefsiri-

Bir Gençlik Okuması: Ey Örtüsüne Bürünen! -Müzzemmil Suresi Tefsiri-

İnsan yaratılmış ve anlayıp yaşayacak bir donanımla teçhiz edilmiştir. Yaratılışı ve kendisine verilen nimetlere karşılık hiçbir emeği ve katkısı yokken bir de kendisine tercih hakkı tanınmıştır.

Latif Değer

1. Ey örtüsüne bürünen!

2. Geceleyin biraz uyuduktan sonra kalk.

3. Gecenin yarısında uyanık ol, ya da bu miktarı biraz eksilt.

4. Ya da artır da ağır ağır Kur’an oku.

5. Çünkü biz sana sorumluluğu ağır bir söz indireceğiz.

6. Kuşkusuz gece ibadeti gündüze göre daha zor, fakat sözü daha etkilidir.

7. Çünkü gündüzleri seni uzun uzun uğraştıracak işlerin vardır.

8. Rabbinin adını an, bütün varlığınla ona yönel.

9. O doğunun da batının da rabbidir, O’ndan başka ilah yoktur, O halde tek dayanağın O olsun.

10. Müşriklerin senin için dediklerine sabret, yanlarından nazik bir şekilde ayrıl.

11. Yalanlayan o zenginlerin işini bana bırak, onlara biraz süre tanı.

12. Çünkü bizim yanımızda ağır zincirler ile cehennem vardır.

13. İnsan boğazından geçmez yiyecekler ile acıklı bir azap vardır.

14. O gün yer ve dağlar şiddetle sarsılır, dağlar gevşek kum yığınlarına dönüşür.

15. Ey insanlar, biz nasıl Firavun’a bir peygamber gönderdiysek size de davranışlarınızı yakından gözleyecek bir peygamber gönderdik.

16. Firavun gönderdiğimiz peygambere karşı geldi de kendisini sert bir şekilde yakalayıverdik.

17. Eğer kafir olursanız, çocukların saçlarını anında ağartan o günün dehşetinden paçayı nasıl kurtaracaksınız?

18. O günün dehşetinden gökler parçalanacaktır, Allah’ın sözü kesinlikle yerine gelir.

19. Bu söylenenler bir öğüttür, dileyen Rabbine erdirecek yol tutar.

20. Senin ve arkadaşlarının, gecenin ya üçte ikisine yakın bölümünü ya yarısını ya da üçte birini ibadetle geçirdiğinizi Rabbin biliyor, gecenin ve gündüzün sürelerini belirleyen Allah’tır.

O bu gece ibadetinin temposuna dayanamayacağınızın farkındadır.

Bundan böyle kolayınıza gelecek kadar Kur’an okuyunuz.

Aranızda hastalar olacağını, bir bölümünüzün Allah’ın lutfettiği geçim payını elde edebilmek için yeryüzünde oradan oraya koştuğunu, bir bölümünüzün de O’nun yolunda savaştığını Allah biliyor.

Öyleyse kolayınıza gelecek kadar Kur’an okuyunuz.

Namazı kılınız, zekatı veriniz, gönüllü olarak ve karşılık beklemeksizin Allah’a borç veriniz.

Kendiniz için yaptığınız hayırları ileride Allah katında daha yararlı ve daha büyük ödüllü olarak bulursunuz.

Allah’tan af dileyiniz.

Hiç kuşkusuz Allah bağışlayan ve merhamet edendir.

Sure, adını ilk ayette geçen müzzemmil kelimesinden alır. Muhteva olarak ilk ayetler, peygamberin eğitiminin gerçekleştirilmesine yönelik hükümleri içeriyor. 

Ardından gelen bölümde Resul aleyhisselamın gayrimüslimlerle ilişkilerinin düzenine, nasıl olacağına ve Resul’ün onlara nasıl davranacağına ilişkin hükümler yer alıyor. Kıyamet Günü’nde yalanlayanlarla hesaplaşmayı Allah’ın kendi üzerine aldığı belirtiliyor ve sure yalanlamalarının sonunun nasıl olacağına ilişkin Firavun ve kavmine bir gönderme yaptıktan sonra 19. ayete kadar Kıyamet Günü’nün dehşeti ve şiddeti ile ilgili tasvirlerle devam ediyor.

19. ayette bütün bu hatırlatmaların bir öğüt olduğu, tercihin insanlara bırakıldığı belirtiliyor ve surenin ikinci bölümünde kalpleri okşayıp rahatlatan müjdelerle sure tamamlanıyor.

Surenin nüzul zamanı ile ilgili rivayetlerde ilk bölüm olan 1-19. ayetlerin Mekki olduğuna dair ihtilaf yoktur. Ancak surenin ikinci bölümünün nüzulünün kimi rivayetlerde 1 yıl kimi rivayetlerde 10 yıl sonra gerçekleştiği yazılıdır. Yine bu ikinci bölümün Mekki ya da Medeni olduğu konusunda da ihtilaf vardır. Surenin bu bölümünün Medeni olduğuna ilişkin bilgiler daha tutarlıdır. Çünkü Mekke’de zekat ve cihad müminlere farz kılınmamıştır. 20. ayette ise bu hükümler yer almaktadır. 

Yine Müzzemmil Suresi’nin, Alak Suresi’nin ilk 5 ayetinden sonra inen ilk sure yani nüzul sırasında 2. sırada yer aldığına dair rivayetler vardır ve bu rivayetler Müddessir Suresi için de geçerlidir. 

Peygamberin ilk tebliğ yıllarında bir gizlilik dönemi bulunduğu konusunda rivayetler doğru kabul edilirse bu surenin nazil olan 2. sure olmadığı ve bunun Müddessir Suresi olduğu fikri ağırlık kazanır. Çünkü Müddessir Suresi’ndeki “Kalk ve bundan böyle uyarıp korkut!” ayetiyle gizlilik dönemi sona ermiştir ve Müzzemmil Suresi’nde de yalanlayanların Peygamber’e tepkilerine yer verilmektedir ki bu Müzzemmil Suresi’nin açık tebliğden bir süre sonra indiğini düşündürmektedir.

Surenin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler de çeşitlilik arz etmektedir. Bir rivayete göre Kureyşliler Peygamber’e bir tuzak kurmuşlardı, Resul bu haberi duyunca üzüntülü bir şekilde elbisesine bürünüp evin bir köşesinde uykuya daldı, bu sırada Cebrail, surenin ilk bölümünü indirdi. Üzerinden bir yıl geçinceye kadar Resul ve arkadaşları gece ibadetini yaptılar. Bir yıl sonra da surenin ikinci bölümü nazil oldu.

Müddessir Suresi’nin de nüzul sebebi olarak geçen bir başka rivayette şöyle anlatılmaktadır: Resul aleyhisselam, risaletten önce 3 yıl Ramazan ayını Mekke’ye iki mil uzakta Hira dağındaki bir mağarada geçirmişti. Bu inziva döneminde orada ibadet edip gönlünü arındırıyor, ziyarete gelenlere ikramda bulunuyordu. Evreni ve bunun ardındaki gücü düşünüyor ve çıkış yolu da bulamıyor, putperestliği de benimsemiyordu. 

İnsanın kendi hayatını değiştirip yeni bir çığır açabilmesi, toplumun düşüncelerini ve değer yargılarını değiştirebilecek duruma gelebilmesi için kendini bir süre o toplumdan, yargılarından ve meşguliyetlerinden uzak tutması ve dışarıdan bir gözlem yapması gereklidir. Çünkü insan olayları dışardan daha sağlıklı değerlendirebileceği gibi, toplumun içinde yaşarken de var olan yanlışlar ve kötülükler kendisine doğal gelecektir. Bu düzene alışacak, yanlışlara karşı duyarlılığını kaybedecektir. Böyle olunca da onları değiştirme isteği yok olacaktır.

Peygamber bu düşüncelerle bu münzevi hayatı sürdürürken o bilinen olay gerçekleşmiş ve Alak Suresi’nin ilk 5 ayeti indirilmiştir. Sonra Cebrail’i tekrar görmüş ve Cebrail’in “Ben Cebrail’im sen de Allah’ın Resulüsün” diye seslendiğini duymuştur. Resul aleyhisselam eve gelip olayı hanımına anlatmış, Hz. Hatice de kendisine teskin edici sözlerle birlikte Allah’ın Elçisi olabileceğini belirtmiştir. Bu olayın ardından bir süre vahiy kesilmiş, Peygamber Hira’dayken bir gün tekrar Cebrail’i görmüş, koşarak evine gelip “beni örtün” demiş, örtü altında titremesi bir süre daha devam ettikten sonra Cebrail “Ya eyyühelmüzzemmil veya müddessir” diye başlayan ayetleri okumuştu. 

Resul’ün ve Müminlerin Eğitimi

Kendinden başlayarak bir toplumu değiştirmek gibi büyük bir ideal taşıyan insanların yolu çok uzun ve sorumlulukları çok ağırdır. Bu yolda dirençli olabilecek kadar güçlü olmak insanın ruhen kendini iyi hazırlamasını gerekli kılar. Çünkü başlanan bu yolda üstesinden gelinmesi zor engeller, çileler, zorluklar olacaktır. İnsan ise kolay ve nefsin hoşuna giden şeylere meyyal yaratılmıştır. 

İslam’a iman ve bu dinin yeryüzündeki hakimiyetinin mücadelesi de çok güçlü fikirsel altyapıyı, buna kuvvetli bir imanı ve bu zor mücadeleye katlanmanın sonucu olarak tatminkar bir müjdeyi gerekli kılmaktadır. 

Bu büyük savaşımı, yol azığını iyi hazırlamış ve sonundaki müjdeden şüphe etmeyen çelik yürekli bireyler verebilir. Yoksa kendi ölümü ile kendi açısından her şeyin biteceğine inanan ahiret ve mükafat kavramlarına inanmayan insanlar savaşın zor zamanlarında çelişkilere düşecek ve topukları üzerine gerisin geriye dönebileceklerdir. Ayrıca zaferin gecikmesi, bu değerlere iman etmeyen ve kendi çelişkilerinden kurtulamayanlarda azmin kırılarak mücadele hattının çözülmesine neden olacaktır. 

Böyle büyük bir savaşımın ilk adımlarını ise insan, kendine karşı, kendini aşma çabası ile atmış olur. İnsanın kendini aşması, benlik sorunlarının sağaltılması, hakaretlere, kişisel saldırı ve kötülemelere karşı sabredebilmek, çok geniş bir bakış, algılama ve bir deruni genişliği gerekli kılar.

Müzzemmil Suresi’nin ayetleri, Kur’an’ın nüzulünden başlayarak vahyin, dinin tamamlanmasına kadar devam eden, müminlerin kalplerine hitap eden, onları arındırmaya çalışan ayetlerin ilklerindendir. Risalet yılları boyunca insanın arınması, tezkiyesi ile ilgili ayetlerin indiriliş grafiğine bakıldığında, ilk yıllarda konu ile ilgili ayet sayısının çok fazla olduğu görülmektedir. Bu grafik, Risalet’in ilerleyen yıllarında normal düzeyde periyodik bir devamlılık arz ederken, Risalet’in son yıllarına doğru ayet sayısında yeniden bir yükselme görülmektedir.

Risalet’in ilk yıllarında cahili değerleri iliklerine kadar kanıksamış bir toplumun ruh dünyasında büyük bir inkılabın gerçekleşmesi zorunluydu. Zaten vahyin indiriliş ahengine bakıldığında 13 yıl devam eden Mekke dönemi boyunca toplumsal düzenlemeleri içeren hükümler yerine daha çok bireylerin imanlarına konu olan, imanlarını artırıcı, zorluklara karşı sabrı tavsiye eden ayetler ve bu içerikteki geçmiş ümmetlere ait kıssaların yer aldığı görülecektir.

Mekke döneminde iman edenlerin ruhsal durumlarında büyük bir değişim meydana getiren bu ilk ayetlerden ve insan terbiyesini yoğun olarak konu edinen bu hükümlerden sonra konu ile ilgili ayetlerin sayısında bir azalma görülmesinin sebebi, ilk başlarda inkar edenlerin müminlere karşı tepkisinin yoğunlaşması ve bu yoğunluğa paralel olarak imanın da müminlerin kalplerinde yerleşip kökleşmesi sürecinde insanların vahiyle desteklenmiş olmasıdır. Merhum şehit Seyyid Kutub’un da ifade ettiği gibi insanın Allah’a olan itaat ve bağlılığı, imanından kaynaklanan değerlere sadakati zor ve baskı uygulandığında -her darbede çakıldığı yere biraz daha sabitlenen bir çivi gibi- daha da artmaktadır. İnananların bağlılık ve samimiyetlerini azaltan ve ölçülerini bulanıklaştıran en büyük tehlike ise baskı ve zordan kurtulduktan sonra dünya nimetlerine kapılarak hayatın çeşitli problemleri içinde erimelerine ortam hazırlanmasıdır. 

Müminler art arda zaferler elde edip dünyadan da nasipleri artınca, yukarıdaki tehlike de artmış ve arınma ile ilgili ayetlerin sayısında Risalet’in son yıllarında yeniden bir yükselme görülmüştür. 

Gece İbadeti

Gece ibadeti insanın bedensel ihtiyaçlarından olan uyku halinin terkedilmesini gerekli kılar ki bu müminlerin zorlu mücadelelerindeki başlangıcın ilk adımı ve ruhun beşeri ihtiyaçlara düşkünlüğünün azaltılması, ruhun başkaldırısı ve zaferidir. Çünkü insanlar beşeri düzenlerin sömürüsünden kurtulma mücadelesini ancak “benlik zindanı”ndan ve nefsin arzularından kendilerini beşeri ölçüler içinde olabildiğince kurtararak yürütebilirler. 

Gece ibadeti böyle bir ruhi enginliği sağlarken aynı zamanda gündüzün zorlu mücadelesinde bireye güç kaynağı olacaktır. Bu ibadet zor fakat etki bakımından daha kuvvetlidir. Çünkü insan ihtiyaç sahibi bir varlık olarak bu ihtiyaçlarını karşılamak için gündüzün uzun uğraşılar içindedir. Bu durum tertil üzere bir okuyuşu pratik açıdan imkansız kıldığı gibi, gündüz okuma imkanı olsa bile gecenin karanlığındaki motivasyonu tutturmak imkansızdır.

Ayrıca geceleyin kalkmak her şeyin ötesinde içten bir bağlılık ve samimiyeti, ihlası ifade eder. Sadece Rab ve kendini çağıran, duada bulunan muhlis kul baş başadır, riya yok, gösteriş yoktur. 

İşte böyle bir ortamda hem de dura dura Kur’an okumak etki bakımından daha kuvvetlidir. Bu okuma telaffuz etmek değil mesajı ruhun derinliklerinde hissetmek ve aklın en üst düzeyinde bütün uyarıcılara kapalı olarak vahyi kavramasıdır.

Tertil üzere okuyuşun nasıllığı konusunda bize fikir vermesi açısından Hz. Aişe validemizden gelen bir rivayet önemlidir. Ondan Resul’ün kıraatı sorulduğunda kelimeleri uzatarak, her ayetten sonra durarak, tane tane, ara vererek, kelime kelime, açık ve net okuduğunu söylemiştir. Yine bir rivayette gece namazında bir ayeti sabah namazına kadar tekraren okuduğu rivayet edilmiştir. 

Sure ile birlikte gece ibadeti konusundaki ayetler indikten sonra son ayet indirilinceye kadar resul ve arkadaşları bu ibadetlerini sürdürmüşlerdir. Bu en az gecenin üçte birini kapsayan zamanda en fazla on bir rekat olarak gece namazı kılmış olduklarının rivayet edilmiş olması da tertil üzere okuyuşun nasıl olduğu konusunda fikir verici mahiyettedir.

Müşriklerin Kur’an’ın neden bir seferde indirilmediği konusundaki itirazlarına karşılık Rabbimiz “… Senin kalbini onunla pekiştirmek için onu bir düzen içinde (tedricen) yerli yerinde okuduk. Sana bir misal getirmezler ki biz onun gerçeğini ve en güzel yorumunu getirmeyelim.” (25 Furkan  32-33) şeklinde buyurarak tertil üzere, dura dura ve kavrayarak okuyuşun önemini vurgulamıştır.

Tertil üzere okumanın gerekliliği içinde bulunduğumuz toplumun Kur’an okuyuş ve anlayışı gözlendiği zaman daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Kur’an en çok okunan ve ezberlenen bir kitap olmasına rağmen ölü bir toplumu dirilten, yeniden hayat veren ve hidayet yollarını gösteren bir kitap olma özelliğini göstermiyor, adaletin ikamesini sağlayamıyorsa, bunların ötesinde okuyan fertlerin düşünce dünyalarında kalplerinde bir değişiklik gerçekleştirmiyor, silkinip doğrulmalarına imkan vermiyorsa bunun sebebi Kitab’ın gereği gibi okunmayışıdır.

Ağır Bir Söz

Allah, Resulünden geceleyin kalkıp Kur’an okuyarak ruh ve düşünce dünyasında bir olgunluğun gerçekleşmesini isterken bunun gerekçesi de inen vahyin sorumluluğunun ağır olmasıyla açıklanmaktadır.

Esasen Kur’an okunması ve anlaşılması bakımından zamanın edip ve şairlerinin okuyup anladığı kadar herhangi bir bedevinin de anlayabileceği, anlayabildiği bir kitaptır. Fakat O’nun emirlerini uygulamanın, O’nun talimatına göre bir örnek oluşturmanın, O’nun davetini yaparken bütün dünyayı, egemen güç odaklarını, toplumdaki geleneksel inançlara sahip kesimlerin baskı ve muhalefetini karşına almanın, küfrün insanı bütün yönleri ile kuşatan düzen, araç-gereç, kültürel yapılarına karşı bireysel veya toplumsal alanda mücadele vererek ayakta kalabilmenin, bu kitaba göre inanç, düşünce, ahlak, edep, kültür ve medeniyet düzeyinde bir inkılap oluşturmanın güç bir sorumluluğu vardır.

Rabbimiz gramer, beyan bakımından açık ve anlaşılmasının kolay bir kitap olduğunu birçok ayette vurgulamış olduğu kitabında, bu sözün aslında sorumluluğunu taşımanın daha ağır olduğunu güzel bir örnekle açıklayarak şöyle buyurmaktadır: “Şayet biz Kur’an’ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün, işte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz.”

Zikir ve Sabır

Rabb’in Sözü’nün ifası ağır bir mesuliyettir ve insanın sınırlı direncini, sınırlı enerjisini ve sabrını sürekli yenileyecek bir dayanağa ihtiyacı vardır. Bu noktada insana arka çıkıp destek olacak, tökezlediğinde elinden tutup kaldıracak, göğsünün sıkışıp ruh dünyasında çöküntüler olduğu zamanlarda sığınıp güvenerek yardım dileyebileceği kuvvet ve kudret, Rabbimizdir.

Herkesin etraftan dağılıp gittiği, bütün yaranların bizi terk ettiği zamanlarda artık güvenip dayanılacak kimse kalmayıp düşünce ufkumuzun her şeyin sonunu gösterdiği zamanlarda bizi samimi olduğumuz sürece destekleyen, taşıyabileceğimizden fazla yük de yüklemeyip bize güç veren O’dur.

Rabbi zikretmek, zor zamanlarda ona yönelmek, karaya çıkınca nankörce dönüp gitmek değildir elbet. Zikir, bilmem kaç binlik tespihlerle sonu gelmez tekrarlardan oluşan sözlerden de ibaret olamaz. Zor zamanlarda olduğu gibi hayatın her anında Allah’ın gözetleyen ve bilen olduğunu dikkate alarak yaşamak ve bütün varlığımızla kendisine yönelmektir zikir.

Rabbi vekil tutup namazla (zikir) sabırla kendisinden yardım dileyen insanın güveni tam, kalbi ve ufku geniştir. Çünkü Allah’tan daha güçlü kim vardır ve inkar edip Resulü ve müminleri kötüleyenler, işkence edenler, yurtlarından sürüp çıkarmak veya öldürmek isteyenlerin hiçbir yardımcıları yoktur. Uğrunda mücadele ettikleri put ve sembolleri de onları yapayalnız, yüzüstü bırakacaklardır.

Sabır aynı zamanda toplumsal değişimin baharının gelmesi için uzun kışlarda izlenecek bir direniş yolunun da yöntemidir. Burada boş sözlere, haksız saldırı, tutum ve davranışlara aynen karşılık vermeye de izin verilmemiştir. Yöntem, beklenen baharın güzellikleri için sabır ve güzelce beyandır. İman, adalet, hak, hukuk düşmanlarının her türlü ilişmelerine karşı kızıp paylamadan, sırf kalplerin hassas noktalarına, körelmemiş vicdanlara seslenmek, soğukkanlı bir şekilde hakkı duyurmak ve anlatmaktır emredilen.

Sen Onları Bana Bırak 

Şüphesiz Allah intikam alıcıdır. Yaratılıp binbir nimetlerle donatılıp yeryüzüne gönderilen, gören göz, işiten kulak, idrak edip kavrayacak akıl ve gönüller verilen insan başıboş bırakılacağını mı zannetmektedir?

Kendilerine verilen en küçük mal ve menfaat için onca zillet içinde saygı ve tazimde bulundukları ilahlarını da yaratan ve her şeyi yoktan var edip her şeye gücü yeten Allah’a karşı insan hangi gerekçeyle isyan etmektedir?

Üstelik, ben bunları bilmiyordum, demelerine imkan bırakmayacak elçiler de gelmiş ve mesaj ulaştırılmıştır. Doğruluk yolu (hidayet) sapıklıktan ayrılmış ve üzerlerine şahitlik edecek peygamberler de gönderilmiştir. Bu yüce mesaj ile yalanlamış olan geçmiş ümmetlerin haberleri de açıklanmış ve insan bunları yeryüzünde gezip dolaşarak müşahade edebilmektedir.

Hele o zengin ve önde gelenler, sen onları bana bırak, diyor Rabbimiz. Yeryüzünde herhangi zamanda bir peygamber gelmişse onun getirdiği mesaja ilk karşı çıkanlar servet, statü, mevki makam sahipleri ve zayıf bırakılmışlardan oluşan tebalarını ezerek haksız bir egemenlik kuran büyüklenenler olmuştur. Allah’ın genişletmiş olduğu nimetlerine sahip olarak kendilerini yeterli görmüşler ve azgınlaşmışlardır. Onlara tanınan süre ise artık günahlarını daha da artırmaları içindir, bundan sonra Allah, hesabı çabuk gören ve adil olandır. 

Kıyamet ve Azap

Kur’an’da insanları uyarıp korkutucu ayetlerden olan kıyamet sahneleri ve cehennemle ilgili ayetler akıllara durgunluk veren bir büyük olayı bizlere kavratmaya çalışmaktadırlar.

İdrakin üzerinde bu olayı kavrayıp dehşeti ile irkilecek bir kalbe sahip olmak zorunluluğunda olan insan, kendisinden hiç kimsenin kurtuluşunun mümkün olmayacağı ölüm gibi bu kesin olan vaadi de görmezlikten, işitmezlikten gelmekte ve bilinçaltına itip bastırarak unutmaya çalışmaktadır.

Bu büyük günü, bize, belki yağmurlu ve fırtınalı bir günde, ağaçların adeta üzerine düşecekmiş gibi eğilip kalkışına, gök gürültüsü ve gözlerin aydınlığını alan şimşeklere şahit olan bir çocuğun hisleri biraz anımsatabilir. Yoksa modern dünyanın anlamdan koparılmış ve maddeye kul edilmiş veya binlerce debdebesiyle kuşatılmış bireylerinin bunları hissedip korkuya kapılması ve silkinip doğrulması çok güç görünüyor. Yine de bu güçlükleri aşarak bizim için gayb olan bu olgulara gönülden iman edip bilinci amele dünüştürmek, bir daha geri dönüşü olmayan, hiç kimsenin hiç kimseye hiçbir şekilde bir faydasının dokunamayacağı, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği o gün ve sonrasını ateşle, kaynar su ve irin içerek, toprak olmak isteyip de bunun imkansızlığına şahit olarak ve kül olmayıp tükenmeden yanmaktan daha kolaydır. 

Gerçekten eğer kafir olursak, çocukların dahi saçlarını ağartan o günün dehşetinden nasıl kurtulacağız?

Bu Bir Öğüttür

İnsan yaratılmış ve anlayıp yaşayacak bir donanımla teçhiz edilmiştir. Yaratılışı ve kendisine verilen nimetlere karşılık hiçbir emeği ve katkısı yokken bir de kendisine tercih hakkı tanınmıştır. 

Şüphesiz Allah dilemiş olsaydı tabiatta görünen ve görünmeyen birçok varlığı kendisine kulluk konusunda zorunlu kıldığı gibi insanları da tek bir iman toplumu kılardı. Ama insan eşref-i mahlukat olarak yaratılmış, Allah’ın ruhundan üflenmiş bir varlıktır ve yaratılış maksadı olan imtihan için iradesi özgür kılınmıştır. Allah’a kulluk etmekte veya O’na isyan etmekte tamamen özgürdür.  “Doğruluk sapıklıktan ayrılmıştır. Artık dileyen, Rabbine doğru bir yol tutsun…” Yol belli, ilkeler apaçıktır. İsteyen muti bir yol seçerek ebedi saadete kavuşur, dileyen de kendi nefsine zulmederek azaba müstahak olur. Allah çok merhametli ve çok bağışlayıcıdır, ancak aynı zamanda azabı da şiddetli olandır. 

Verdiği bütün bu nimetlere karşılık bir de kendi rızasına uygun yaşayan kullarına cenneti vaad eden Allah teala “müminlerin mallarını ve canlarını cennet karşılığında satın almıştır”. Hal böyle iken isyan eden, mallarını Allah’ın rızasına uygun harcamayıp ömür sermayesini de boş hevesler uğruna heba edenlerin hali ne hazindir. “Malı yığıp da malı da kazandıkları da kendisine hiçbir fayda sağlamayacak olanlar nasıl da ölçüp biçiyorlar.”

O büyük günden evvel af dileyelim ve affa layık olacak bir yol tutalım. Çünkü Allah bağışlayanların, merhamet edenlerin en merhametlisidir.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal