Osmanlı’nın ‘güzel kokuları’ gün yüzüne çıkıyor

Osmanlı’nın ‘güzel kokuları’ gün yüzüne çıkıyor

Osmanlı’nın koku kültürü üzerine araştırmalar yapan koku uzmanı Bihter Türkan Ergül, Osmanlı’da salgın hastalık dönemlerinde bazı tütsülerin, buhur suyunun ve kolonyanın dezenfektan olarak kullanıldığını anlattı.

Sümerler’den başlayıp Hitit, Mezopotamya, Büyük Selçuklu ve Osmanlı’ya uzanan koku kültürünü araştıran ve Hollywood starları, dünya liderleri, sanat ve siyaset camiasından ünlü kişilere özel tasarladığı parfümleriyle tanınan Koku Kültürü Derneği Kurucusu Bihter Türkan Ergül, tarihte kullanılan kokuları bugüne taşıyor.

Yaklaşık 32 yıldır koku alanıyla ilgilenen ve psikoloji eğitimi alan Ergül’ün, kokunun insan psikolojisi üzerindeki etkileri konusunda çalışmaları ve araştırmaları bulunuyor.

Osmanlı Arşivleri’nde koku tarihini ve gündelik yaşam üzerindeki etkilerini araştıran Ergül, Osmanlı döneminde saraylarda kullanılan kokuları gün yüzüne çıkardı.

“Osmanlı geleneğinde kokular çok önemli bir yer tutuyordu”

Koku uzmanı Ergül, AA muhabirinin geçmişten bugüne koku kültürü, salgın dönemlerinde dezenfekte yöntemleri için kullanılan kokular ve koronavirüsle mücadelede fayda sağlayacak antiseptik bitkilere ilişkin sorularını yanıtladı.

Osmanlı geleneğinde kokuların çok önemli bir yer tuttuğunu anlatan Ergül, ramazan ayının 15. günü hazırlanmak üzere baş lala tarafından Hazine-i Hümayun’dan amber, misk, sandal, oud ve gül suyu temin edildiğini belirtti.

Ergül, ritüeller ile hazırlanan bu kokunun, Kadir Gecesi’nde iştirak ettiği camide padişaha takdim edildiğini söyledi.

Bihter Ergül, mukaddes emanetlerin kokulandırılmasına ilişkin ise şu bilgileri aktardı:

“Sabah namazından sonra 12 ağa tüm kutsal emanetlerin bulunduğu bölüme açılan kapıya, gül yağını sürerek girer. Bu ağaların nezle, grip ya da hasta olmaması, oruçlu ve abdestli olması gereklidir. İçeri giren ağalar, has odanın tüm duvarlarını ve mukaddes emanetlerde bulunan ayak izi, Hırka-i Saadet ve Sakal-ı Şerif’in bulunduğu odanın dolaplarını, kapılarını bu koku ile silerlerdi. Arşivde yer alan bilgiler doğrultusunda Asr-ı Saadet kokusunda misk, amber, oud, sandal, gül yağı ve gül suyu bulunmaktadır.”

Ergül, unutulmuş bu adetleri ve kokuları gün yüzüne çıkartıp, gelecek kuşaklara da aktarmayı hedeflediğini dile getirdi.

“Osmanlı’da da koku, hijyen ve temizlik vazgeçilmezdi”

Osmanlı döneminde dezenfektan olarak kullanılan kokulara da değinen Ergül, temizliğin sünnet olmasından dolayı Osmanlı’da da koku, hijyen ve temizliğin vazgeçilmez olduğunu anlattı.

Dezenfekte yöntemi kullanılan kokular arasında buhur suyunun yer aldığını belirten Ergül, sözlerine şöyle devam etti: “Osmanlı’da salgın dönemlerinde sokakların ve mahallelerin başında buhurdan tütsüler yakılırdı. Kapalıçarşı gibi yerleri, cuma hariç her gün, haham, imam, papazın katılımıyla dualarla açarlardı. İçeri girerlerken, mutlaka tütsü ve buhur yakılırdı. Tütsüler, hem inanç hem de havadaki bakteri ve mikrobu kırmak için kullanılıyordu. Sünnet törenlerinde de buhur suyu kullanılıyordu. Buhur suyu, gül suyunun içerisine sandal, sedir, oud, maun ağacı, buhur merhemi gibi bitki suları da katılarak 12 saat boyunca kaynatılarak daha sonra billur şişelere konuluyordu.

O dönemlerde buhur suyuyla beraber çiçek suları, lavanta ve karanfil de kullanılıyor. Klinik araştırmalar gösteriyor ki bunların içindeki uçucu yağlar, aynı zamanda antiseptik, antibakteriyel özelliğinden dolayı Osmanlı’da kullanılıyordu. Bitki suları nedir diye incelediğimizde, damıtma sırasında uçucu yağları aldıktan sonra, geriye kalan mineralli sudur.”

Osmanlı’da gül suyu ve kolonya kültürü 

Osmanlı döneminde, elçilerin kabulüne ilişkin bilgi veren Ergül, “Dr. Nejat Yentürk’ün ‘Osmanlı Parfümleri’ adlı kitabına göre, 1593 yılında İngiltere Krallığı’nın Osmanlı İmparatorluğu nezdinde ikinci elçisi olarak atanan Sir Edward Burton, Kraliçe Elizabeth’e sunduğu raporda, başkent İstanbul’da şerefine verilen ilk ziyafette yaklaşık yüz türlü yemek saydığını ve gül şerbetinin nefis lezzetinden etkilendiği, yemek bitince ‘ellerimi buhur suyu denilen, içinde öd ağacı ve çiçek suları bulunan çok güzel kokulu bir suyla yıkadım.’ şeklinde yazmıştı.” diye konuştu.

Bihter Ergül, Osmanlı’da gül suyunun dezenfekte yöntemi olarak, güzel kokmak için ve yiyeceklerde çok kullanıldığını söyledi.

2. Abdülhamid Han zamanında Osmanlı’ya kolonya kültürünün geldiğini belirten Ergül, kolonyanın Osmanlı’da hem dezenfekte hem de güzel koku için kullanıldığını ifade etti.

Ergül, şunları kaydetti: “1709 yılında Almanya’nın Köln şehrinde doğan kolonya yapılan ticari anlaşmalarla bizim topraklarımıza girdi. Biz kolonyayı çok kolay kabul ettik ve onun üzerinde oynamalar da yaptık. Gül, lavanta, İstanbul geceleri, kara kedi, harem gibi muhteşem bir kolonya kültürü zenginliğimiz var. Hatta zaman zaman yaptığımız ve geliştirdiğimiz kolonyaları yavaş yavaş Almanya’ya da satmaya başlamışız. 2. Abdülhamid Han’ın kolonyayı çok fazla kullandığı ve özel eşyaları arasında olduğu biliniyor. Öyle bir zaman geliyor ki Osmanlı’da kızların çeyiz sandıklarında kolonya şişeleri, gelin suyu olarak geçmeye başlıyor.”

Kolonyanın 80 derece olduğunda bir virüsün çeperini parçalayabileceğine dikkati çeken Ergül, içerisinde kullanılan uçucu limon yağı ne kadar doğal olursa, o kadar faydalı olacağını vurguladı.

Ergül, hem dezenfekte özelliği olan hem de rahatlatıcı kokusu ile kişinin kendisini iyi hissetmesini sağlayan kolonyanın, evlerde de yapılabileceğini anlattı.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal