Eyvah! İnsanlara çip takacaklarmış!

Eyvah! İnsanlara çip takacaklarmış!

Bu cümleyi sosyal medyada her tarafı çiplerle çevrili olan insanlar söylüyor. Bu insanlar, adeta büyük bir çip olan kentlerin içinde rahatsız olmadan yaşıyor ama küçük bir çip haberinden rahatsız olarak gündemine taşıyor…

EYVAH! İNSANLARA ÇİP TAKACAKLARMIŞ!

Gülbahar AY SATAN

Bir balık, denizlerin bilgesine sormuş: “Ey bilge, deniz diye bir yer varmış. Fakat ben hiç görmedim. Nerededir bu deniz, nasıl bir şeydir?” İnsan denilen varlık da çoğu zaman içinde yaşadığı durumu idrak edemiyor. Kavrayamıyor. Bazen de kavramak istemiyor.

Bu yazımızın başlığı “Eyvah! İnsanlara çip takacaklarmış”. Bu cümleyi sosyal medyada her tarafı çiplerle çevrili olan insanlar söylüyor. Kölelik, sömürü, yönlendirme bu çağda hiç yokmuş gibi davranan insanlar söylüyor. Bu insanlar, adeta büyük bir çip olan kentlerin içinde rahatsız olmadan yaşıyor. Ama insan vücuduna takılacak küçük bir çip haberinden rahatsız olarak gündemine taşıyor. Kontrol edilebileceğiz diye endişe ediyor. Bu şu örneğe benziyor, yıllardır günde 2 paket sigara içen, kirli havayı soluyan bir insan, korona virüsünü hafif atlatsam bile ciğerlerimde hasar kalır mı diye endişe ederek doktora koşuyor.

Halihazırda herkesin bir kimlik numarası var. Herkesin akıllı telefonu var. Gittiğin doktorda, muayeneden önce parmak izini okuyan/kayıt altına alan cihazlar, kan grubun, hangi hastalığı geçirdiğin ve benzeri tüm bilgilerin mevcut. İnternet sayesinde, ne yediğin, neyi nereden şiparis ettiğin, ne giydiğin, nereyi ziyaret ettiğin zaten çok kolay bilinebiliyor. En mahrem mesajların, tüm arkadaşların, akrabaların zaten biliniyor. Hatta dinlenebiliyor. Örneğin, internette araştırma yaptığınız bir ürün, size tüm sosyal medyada reklam olarak karşınıza çıkıyor. Daha vahimi, arama yapmadan sadece bir ürünü konuşsanız bile bir süre sonra bu ürünün reklamları karşınıza çıkıyor. Bilmediğimiz o kadar çok mahrem bilgilerimiz var ki bir tıkla ulaşabilecekleri…

En büyük çip kentlerdir dedik. Oldukça dar bir alanda milyonlarca insan! Merdivenle inemeyeceğiniz yüksek katlı binalar. Bir tıkla elektriksiz, habersiz, susuz, soğukta kalabilirsin. Marketler kapansa aç kalabilirsin. Resmen elektrik fişine bağlı olarak yaşıyorsunuz. Böylelikle kitleler olarak her anlamda kolayca yönlendirilebiliyorsunuz. Lakin insanlar bu kadar bağımlı hale gelerek yönetildiğinin farkında bile değil. Geçmişte insanlar, köylerde müstakil evlerinde aylarca çoğu şeye ihtiyaç duymadan yaşayabiliyordu.

Dünyanın her yerinde insanlar, çocuğunun eğitimine, aşısına, bir savaşa girip giremeyeceğine, hatta ne yiyip içeceğine bile kendisi karar veremiyor. Moda markalarla dayatılmış. Diziler, müstehcen espriler, ahlaksızlıklar, anormal davranış biçimleri medya aracılığıyla evimizin baş köşesinde yer buluyor.

Ağaçların kıymetini bilelim, suyun kıymetini bilelim deyince size hain diyenler. Toprak deyince, yerli tohum deyince, gelir adaletsizliğini dile getirince size hain damgası vuranlar, yani beyinlerini kullanmadan yönetilenler, şimdilerde çip takılacak diye endişe içindeler. Acaba endişelendikleri konu nedir? Daha nasıl kullanılabilirler? Aklını kullanmayan insanlar, zihniyetler eğer konforları korunacaksa, kısa bir süre sonra çipleri de benimseyecektir. Görünen köy kılavuz istemez. Onlar bir haksızlığa itiraz etmeye değil, kendi güvenliğini, rahatını muhafaza etmeye odaklanmıştır. Konforları sürdüğü müddetçe, toplumsal-ekonomik ve sosyal adaleti değil, sisteme zarar vermeyen kişisel rahatlığını koruma pozisyonundadırlar.

Çoğu Müslüman bugün ulusçuluğu ve ulusa has değerleri savunuyor. Demokrasiyi savunuyor. Reel gerçekler, maslahat diyerek aslında küresel sistemin çarkına dahil oluyor. Müslümanı Müslümana kırdıran ulusallık mekanizması söz konusu olduğunda nükleer enerjiye bile sempatiyle bakabiliyor. Artık, ağaç su, toprak, ekolojik konular onlar için geri kafalılık…

Haccımızı yapalım, klimalı camilerde nafile namazları kılalım, başımızı örtelim, karnımız doysun sonrasında çip takıyorlarsa taksınlar. Bu söylediklerimizi peşinen kabullenen insanlar çoğunluğu oluşturabilir. Çünkü günümüzde çok da farklı bir din anlayışı yok. Koskoca akademisyenler bile dini bireysel, duygusal ritüellerden ibaret görüyor.

Dünyaya bakalım, son zamanlarda salgın nedeniyle aylarca yetecek besin stoku yapanlar, bir gün çalışmasa aç kalacak olanları düşünmüyor.

Ya geniş ölçekte? Dünyadaki tükenen kaynakları bir kenara bırakın, milyonlarca insan açlıktan, susuzluktan evsizlikten, hastalıktan ölüyor ve bu çoğu insanı rahatsız etmiyor. İnsanlarda henüz çip yok ama toplumların kitlesel ölüme terkedilmelerine kimsenin sesi çıkmıyor. Son 20 yılda savaşlarda milyonlarca Müslüman öldü? Peki neden? Ya Müslümanların bu konuda fikri, tavrı nedir ? Maalesef Müslümanların ekseriyeti de çoktandır beyinlerinde çip varmış gibi yönlendiriliyor. Endişe edenlere soruyorum, bir çip insanları daha ne kadar duyarsızlaştırabilir daha ne kadar vurdumduymaz ve bencil yapabilir… Konuşulacaksa bunlar konuşulmalıdır.

Koronavirüsle beraber bugünlerde bazı düşünen Müslümanların mevzusu “bu virüs Allah’tan mı yoksa biyolojik bir silah mı? Bu Müslümanlar da sürekli dünyada ilahlık taslayanların büyüklüğüne(!) vurgu yaparak ”gelecekte tüm insanlara çip takacaklar, insanları yönetecekler, KÖLELEŞTİRECEKLER” diyor. En azından bu konuları, dik duruşları sebebiyle gündeme getirmeye diğerlerinden daha çok hakları var diye düşünüyorum.

Çip takılma mevzusuna gelince, bunlar orta ve uzun vadede elbette olabilir. Bilmiyoruz. Firavunların tuzaklarını, yardımcılarının sihirlerini, hangi planları insanlara dayatacaklarını elbette tam olarak bilemeyiz. Kur’an vesilesiyle bildiğimiz kesin bir şey varsa o da asla kölelik düzenine razı göstermemektir. Zalime boyun eğerek onun emri altına girmemektir.

İnsanlık tarihinde, insanları köleleştiren firavunlar hep olagelmiştir. Bu ister insanların ayağına takılan demir bir pranga olsun ister uzay çağında beyne takılan bir çip olsun. Allah, firavunların sihirlerinin, tuzaklarının çok zayıf olduğunu söylüyor. Yeter ki Allah’a güven. Yeter ki dosdoğru ol. Yeter ki onların safına katılma. Onlara kul olma. Ve korkmadan onların sihirlerini köleleştirilmiş insanlara (hangi çağda olursan ol) korkmadan ifşa et…

Bu kriz dönemi de dahil tüm zaman dilimlerinde insanlığın felahında rol oynayacak İslam’ı; maaşla çalışan ilahiyatçılara, hocalara, imamlara bırakırsanız kaosa sürüklenirsiniz. Din belli bir kesime ait değildir! Belli başlı ibadetlerin yapıldığı bir ritüel değildir! Din sadece analiz yapmak da değildir. Bu döngünün dışına çıkmazsanız, ümmet olarak süreç içinde güvenecek doktoru, mühendisi bulamazsınız. Bu virüs nedir ne değildir çözemezseniz. Çözüm üretmeyi bırakın, size ne söyleniyorsa inanmak zorunda kalırsınız. İslam’ı yaşamak için değil, sadece konuşmak için materyal zannederseniz, beyninize çip takılmasını da hakedersiniz… İslam ne siyasetten ne ekonomiden ne tıptan ne tarımdan ne enstitüden bağımsızdır! İslam her şeyi tevhid ekseninde toplayan bir hayat tarzıdır.

Sonuç olarak dünyadaki Müslüman toplumların dava sahibi doktorlara, mühendislere ihtiyacı olduğu ortadadır. Müslüman işini, mesleğini dosdoğru yapan kişidir. Allah’tan başkasından korkmayan kişidir. Ahireti geçici dünyaya satmayan kişidir. Müslümanların tarihte zirve yaptığı dönemlerde, alimlerin, hem doktor hem mühendis hem matematikçi hem fizikçi olduğunu unutmayalım.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal