Beşer Tağut’a İsyan İle İnsan Olur…

Beşer Tağut’a İsyan İle İnsan Olur…

İnsanın yatışmaz bir yapısı vardır. Kendisine doğal olmayan yollarla büyüklük taslayanlara karşı öfke duymaktadır. Bu öfke soylu olduğunda kişiliğinin temel parçası haline gelmektedir.

Beşer Tağut’a İsyan İle İnsan Olur…

Abdulaziz Tantik / Her Taraf Haber

Herhangi bir olaya, olguya ve duruma yönelik yüklediğimiz pozitif veya negatif sıfatlar, o olgunun, olayın ve durumun içinde bulunduğu koşulları gözeterek gerçek anlamını bulur. Yani her olgu, olay ve durum birden fazla sıfatı kazanırken kendisine yöneltilmiş ilişkiler ağına yönelik bir tespiti içermektedir. Bu sıfatın verilmesinde ise insan ve bu insanın o olay, olgu ve durum ile ilişkisi, iletişimi ve yönelimi de belirleyici olmaktadır.

Aslında varlıkta neyi konuşur isek konuşalım; insan söz konusu edilmeden onun anlamını ve konumunu belirleme konusunda sorunlar yaşarız. Bu noktada iki temel özne vardır: Allah (cc) ile İnsan… Allah’ın varlık ile ilişkisi kaçınılmaz ve zorunlu bir ilişkidir. Varlığı, olayları, olguları ve durumları zorunlu ilişki bağlamında değerlendirmeye tabi kıldığımızda anlamın açığa çıkışına kesinlik kazandırır. Ancak yaşam söz konusu olduğunda ve yaşamın anlamlı olması açısından meseleye bakıldığında insan temel bir eksene haizdir. İnsan, etrafındaki her şeye anlam yükleyen ve bu yüklediği anlam ile ilişki kurarak yaşamın niteliğini oluşturan bir unsura dönüşmektedir. İnsan, retleri ve kabulleri üzerinden bu yaşamın formunun anlam kazanmasındaki birincil etken oluşunu ise yeryüzünde imtihana tabi tutuluşuna borçludur.

Temelde insan, pozitif olarak betimlenir. Allah ile ilişkisi bağlamında teslimiyeti öncelemesi buna bir örnek olarak gösterilir. Yalnız, bütün pozitif önermelere ulaşmanın yolu ise negatif bir boyutu içermesidir. Bu gizli önermeyi açık halde ifade etmeyi irade etmeliyiz. İnsanın sahici bir teslimiyeti gerçekleştirmesi için sahici bir isyana ihtiyacı vardır. Tam bir güvenin/imanın olgunlaşması için inkârın kesinlik kazanması esastır.

İnsan, sahte ilahları, güç merkezlerini, gönül çelici unsurları reddetmeden iman edemez… Bu bize insanın öncelikli olarak negatif boyutu üzerinden pozitif boyuta yönelmesi gerektiğini öne çıkartır. Niçin mesele bu biçimi kazanmıştır? Çünkü din, pozitif emirler yumağını öne çıkartır, Allah’a ve emirlerine yönelik inkârı, negatif tutumu ise yanlışlar. Bu eğitim açısından doğru bir yaklaşımdır. Doğrular ve yanlışlar ile kişinin eğitimi gerçekleştirilir. Ancak bir olgu olarak doğrulara ulaşmanın imkânlarını tartışmaya başladığımızda önceliğin inkârda olduğu açık bir şekilde ortaya çıkar. Önce ‘lailahe/ilah yoktur’ tümcesi üzerinden yola çıkılır. Sonraki adım ise ‘illallah/ancak Allah’ vardır ilkesine ulaşılır. Buradaki negatif başlangıç bir isyanı öne çıkartır.

İnsanın kendisini gerçekleştirdiği temel noktalarından biride bu isyan duygusuna sahip oluşudur. İsyan, aynı zamanda kişinin karakteristik özelliklerini ve kahramanlık öyküsünü oluşturan temel unsurdur. Bir insanın, yiğit, kahraman ve kurtarıcı oluşu; onun herhangi bir şeyden korkmadan o şeyin üzerine varmasını ve yenilgiye uğratacak bir iradeye sahip oluşudur. İyi insan, kötülüğe isyan edendir. Kötüden uzak kaldıkça ve onu yenilgiye uğrattıkça kişi iyi olur.

Bu noktada iyi insanın isyan eden insan oluşunu gündemleştirmek şart oldu. İyi insan, kendisini ayartacak her türlü şeyden uzak kalmayı sağlayacak bir psikolojik vasata ve iradeye sahip olmak anlamına gelmektedir. Çünkü insanı güçlü, onurlu ve iradeli kılacak olan şey, kendisine dayatılan yanlış ve kötü şeylerden uzak durmayı ve onları geriletecek bir iradeye sahip olmasıdır. Bu isyanın,  insanın şahsiyetinin olmazsa olmaz şartı haline geldiğini gösterir.

Tarihsel süreç içinde mevcut durumun düzeltilmesi gerektiği konusunda insanların kahır ekseriyeti olumlu yaklaştığı halde o durumun devamına yönelik bir tepkisellik üretilmediği sürece devamında bir sorun oluşmamaktadır. Ancak, biri çıkar, mevcut durumun kötü olduğunu haykırır ve değişimi için isyan ederse, o kötü duruma karşı bir isyanı başlatan kişi olarak kahraman olduğu andan itibaren zaten o durum değişmeye başlamış olur. Tarih boyunca, büyük şahsiyetler, mevcut durumu kabullenmeyip isyan ederek yeni durumların oluşumunu sağlayan kişiler olarak tanımlanmışlardır. Örneğin; peygamberler, gönderildikleri toplumların, içinde bulundukları halleri değiştirmeye ve isyana davet etmişlerdir. Yani teslimiyet isyanla başlayan bir süreçtir. İyilik, kötülüğe uzak kalmakla ilintili bir durum olduğu gibi…

İsyan, kişinin karakterini oluşturan temel etmen…

Bir insan, yumuşak huylu, merhametli ve şefkatli olduğu kadar kararlı, iradeli, geri adım atmayan ve tepki vermede cesur olmayı başardığında iyi insan olur. Bu yüzden insan, isyan ederek varlığını açığa çıkartır. Varlığını isyan ederek güçlendirir ve onun yerini sağlamlaştırır. Boyun eğmeyen bir karakter olarak sürüleştirilemez olan insan, oyun kurucu olur. Yönetilen değil, yönetimi bozan, doğru bir zeminde her kesin kendi iradesine uygun bir kişilik kazanacağı vasatı önceler. Boyun eğmediği gibi boyun eğdirmez de…

Meselenin bam teline vurgu yapalım: içinde yaşadığımız mevcut dünya kirletilmiş ve kötülükle malul bir dünyadır. İyilik yapmanın imkânı tanınmamaktadır. Çünkü sahtenin ve yabancılaşmanın doruğunda yalanın doğrunun yerine ikame edildiğini gözlemleyebiliyoruz. Adaletsizliğin kol gezdiği, zulmün ayyuka çıktığı zamanlarda yaşıyoruz. Gerçeklik, hakikatin yerini çoktan almıştır. Doğrular yalanlarla yer değiştirmiş ve doğruya ulaşma imkânı tanınmamaktadır. Yeryüzü ifsat edildiği gibi hep ıslah ettikleri söylemi yere göğe sığdırılamamaktadır. Bütün bu yaşam tarzına karşı çıkanlar ise her türlü kötü sıfatla; en asgarisinden şiddet ile suçlanmaktadır.

Bir adım öteye geçerek; insanın doğasının değişime uğratıldığını ve insan kalabilmenin neredeyse imkânsız hale geldiğini de tecrübe ile bilmekteyiz. Bu ağır koşullarda ve her taraftan insan sarıldığı halde bir kurtuluş umudu olabilir mi?

Tek bir kurtuluş yolu vardır: mevcut duruma isyan… İnsan, isyan ederek kendi kişiliğini oluşturarak kötülükten ve yanlışlıktan uzaklaşmayı ve doğrunun görülebilir hale gelmesini sağlayabilir. İnsan, isyan ederek güçlü olur, gücünü göstererek yeni bir gerçeklik zemini kurmanın mümkünlüğünü oluşturabilir. İsyan, burada iyiye yönelik değil, iyiyi ortadan kaldıran şartların bütününe yönelik olmalıdır. Varlığı karamsarlığa iten, kötümser kılan bütün unsurlara yönelik bir isyan bizi onlardan uzaklaştıracak ve iyinin, doğrunun, hakikatin neliğini açığa kavuşturacaktır. Mevcut akışı değiştirmek yerine o akışa teslim olan bir karakter ancak kendisine biçilen rolü oynar. Hâlbuki insan olmak, kendi rolünü kendisi seçen ve oynayandır. İnsan olmak, isyan ederek insan kalmanın yegâne yoludur.

Tevhide giden yol, şirki inkârdan geçmektedir. Müslüman olmanın yolu, günaha isyandan geçer. İyiye giden yol ise kötülüğü isyandan başlar. İnsan yeryüzüne düştüğü andan itibaren isyan ile başlar yaşamaya, çabaladıkça isyanı güçlenir. Ama aynı şekilde insan, teslim olarak sükûnet bulur. İsyan ve teslimiyet ikiz kardeşler. Doğru zeminde doğru bir irade ile beslenmelidirler.

İnsanın yatışmaz bir yapısı vardır. Kendisine doğal olmayan yollarla büyüklük taslayanlara karşı öfke duymaktadır. Bu öfke soylu olduğunda kişiliğinin temel parçası haline gelmektedir. İsyan, öfke tarafından beslenir. Ama bu öfke, isyanı güçlendirir. Ancak salt öfke ile insan yaşayamaz, sevgi temeldir. Öfkesi sevginin yokluğuna olmalıdır. Bu paradoksal durumdur insanın karakter yapısını oluşturan unsurlar.

İnsan, kendisine ait bütün duyguları, yaşadığı ve onları yerli yerinde kullandığı zaman şahsiyeti tamlığa ulaşır. İnsan, sevgi, merhamet, şefkat ile beslendiği gibi öfke, isyan, sert, kararlı ve yumuşak olarak da beslenmeye muhtaçtır. Bütün bu duygusal olgular insanın gelişiminin temel dinamiklerini oluşturmaktadır. Bu olguları doğru bir zeminde ve doğru bir kararda yaşamak, kişiyi insan kıldığı gibi onu kahraman kılar. Bu kahramanlığı insanların onu sevmesi ve saygı göstermesi için değil, insan olarak sahip olması gereken vasfı taşıması bağlamında olmalıdır. O sadece Allah/ Yaratıcı Kudrete bağımlı, boyun eğer ve kendi varlığını O’nun varlığı için hiçler. İnsan bu çerçeve içinde hiçlendikçe varlık kazanır. Sahici varlığı ise anlamın sahibi olur.

İsyan, insanın anlama ulaşmasının başlangıç adımıdır. Anlam, insanın tutum ve davranışlarının pozitif değerlerini ortaya çıkaran olgusallığıdır. Böylece insan, isyan ederek anlama ulaşarak yeni bir yaşamın kodlarını yeniden üretmenin derin hazzı ile kendi gerçekliğini yeniden kurmanın imkânlarını sağlar. İsyan yeni bir başlangıcın ilk adımı olur böylece…

Modern dünyaya kök söktürecek isyan erlerine ihtiyaç, her tarihsel dönemden daha fazla bu dönemde vardır. İsyan erleri, isyan ahlakı ile taçlanarak yeni bir dünyanın kurulmasının imkânı olurlar. Bu yeni bir umut demektir. Yeni bir diriliş ve yeni bir ruh demektir. Bütün bu olumlu olguların olumsuz bir olgu üzerinden gerçekleşmesi de insanın bir cilvesi olarak kayıtlara geçmelidir.

İsyan burada bir ötekileştirme üzerinden gerçekleşmez, şiddet (negatif) unsuru taşımaz. İsyan, kötülüğü kurumsallaştıran ve süreklileştiren düşünce ve eylemlerin kendisine yönelik olmalıdır. Yüreğinde kocaman bir sevgi ile bu isyanı taşımalıdır. Bir taraftan kötülüğe karşı çıkarken diğer taraftan yaraları saracak bir merhamet yumağı olmalıdır. Böylece isyan anlamlı yerini alacaktır.

‘Kim ki Tağut’u/kurumsal kötülüğü inkâr eder ve Allah’a iman ederse; kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa tutunmuş olur.’ (Bakara: 256- ilgili bölüm)

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal