Kapı mıydı duvar olan?

Kapı mıydı duvar olan?

Ayaklarının kendisini zor taşıdığını hissediyordu, zorlukla indi merdivenleri, biraz da duraklayarak. Arkasından seslenen olabilir miydi? Hayır, kimse seslenmedi…

parçalandım düşüyorum
çarpıp kelimelere
kapı duvar
yüzlerce çaldım oysa
acı bir şarkı içelim diye
yüzüm kuzeyli belki
içerim doğudizgin!..

KAPI MIYDI DUVAR OLAN

Çok uzaklardan tüm tehlikeleri göze alarak gelmişti. Korkuyordu ama umursamıyordu. Aslında yolunun üstü de değildi, sırf belki bir kaç saat görebilirim umudu taşıyordu. Umut güzeldi, kavuşma hayalide. Hiç konuşmasalar da olurdu, yeter ki kapısına vardığında neleri göze alarak orada olduğunu bilsin yeterdi. 

Aslında “gelme” demişti, “görmeyeceksin” de demişti ama ya görebilirse ihtimali bile onu oraya götürmeye yetmişti. Belki kapısına varınca içi cız eder de dayanamayıp açardı kapısını uzaklardan gelmiş o tanrı misafirine, kim bilir?

Ne güzel şey hayal kurmak, ya olursa, ya tutarsa, ya dönerse, ya açarsa, ya belki…

vs…

Kalp çarpıntılarıyla dolu bir yolculuktan sonra varmıştı nihayet gideceği yere. Yolculuk daha bitmemişti de istikamet biraz değişmişti diyelim. Buradan sonra gitmesi gereken yere zaten gidecekti, buna mecburdu. Ama şimdi esas istediği yerdeydi.

Sokağın başında taksiden inip koşar adımlarla ilerledi, bina kapısı aralıktı, itti ve içeri girdi. Otomata basmadı, elindeki telefonun ışığıyla ağır ağır ama heyecanla çıktı merdivenleri. Önce ürkek dokunuşlarla kapıyı tıklattı, içerde hiç ses yok. Sonra biraz daha sertçe, yine ses yok. Kapıya iyice yaklaşıp içeriye biraz daha kulak kesilse de hiçbir ses duyamıyordu. 

Gitmek istemedi ama bir kaç basamak inmişti. İçine sinmedi ya da sindiremedi geri döndü. Bu sefer zile bastı, tekrar, tekrar, tekrar…

“Gelme” demesi kulaklarında çınlıyor, başı dönüyor ve hatta gözleri kararıyordu. Olmazdı, olamazdı, bu kapı ona duvar olmamalıydı. Buraya varış ne çok şeyin göze alınışıydı ve bunu o da biliyordu. İçi acıyordu, hem de çok. Merdivenlere çöküverdi. Hala içindeki “o içerde ve kıyamayacak, şimdi bu kapıyı açacak” ümidi onu güçlü tutuyordu. Ama içi yine de çok acıyordu.

Ne kadar beklemişti orada bilmiyordu ama  saatler geçmişti sanki. Karanlığa alışan gözlerinden süzülen yaşları silerken el yordamıyla trabzanlara tutunup son bir gayret ayağa kalktı. Bir iz bırakmalı mıydı geldiğine dair?..

Tabii ki hayır! Ne için, kime?..

Ayaklarının kendisini zor taşıdığını hissediyordu, zorlukla indi merdivenleri, biraz da duraklayarak. Arkasından seslenen olabilir miydi? Hayır, kimse seslenmedi. Binadan çıktı, arkasına bile bakmadan ve başını da yerden kaldırmadan hızlı adımlarla bir an evvel uzaklaşmak istedi oradan. Ağladığını kimse görmesindi, o ağlamazdı ki!.. 

Adımları onu utandırmamıştı, çıkmıştı artık o sokaktan; düşmeden, tökezlemeden. Sonrası kolaydı, bir başka şehre yolculuk için bindiği her vasıta gözyaşlarına, içindeki fırtınalara, yüzündeki her türlü garip mimiğe tanık olabilirdi, olsunlardı da.. Artık önemi yoktu. 

Kapı duvar ama o bir insandı.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal