Kılıçarslan’ı 10 Kasım’da şaşırtan şey ne idi?

Kılıçarslan’ı 10 Kasım’da şaşırtan şey ne idi?

İsmail Kılıçarslan: “Zannederim şu oluyor. Atatürk’ün sadece bir toplumsal kesimin sembolü olmasına itiraz eden bir akıl dolaşıyor aramızda. Günün sonunda hepimizin Kemalizm’le barışabileceğini falan da düşünüyor galiba.”

Yeni Şafak‘ta bugün kaleme aldığı “Anne ben sanırım Kemalist oldum” başlıklı yazısında 10 Kasım nedeniyle yaşadığı şaşırtıcı bazı gelişmelerden söz etti İsmail Kılıçarslan. Bunu, “Günün birinde hepimiz Kemalist olacağız galiba” dedirten paylaşımlar gördüm dün gün boyu” şeklinde ifade eden Kılıçarslan, “hiçbir şekilde ‘Atatürk anması’ beklemediğimiz isimler ‘olmasaydın olmazdık’ noktasına ilerleyip 8’in sonsuzluk işareti olarak kullanıldığı o fotoğrafları paylaştılar” diye yazdı.

‘Paradigma değişiyor olsa haberimiz olurdu’ diyen Kılıçarslan ‘peki o zaman ne oluyor’ diye sordu. Kılıçarslan, şunları yazdı:

Öteden beri şöyle derim: “Bir Osmanlı subayı olan ve İstiklal Harbi’ni kazanan Mustafa Kemal’le pek çok konuda anlaşabilirim. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk ile pek çok konuda devasa görüş ayrılıklarımız vardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin müesses nizamı haline getirilmiş Kemalizm’den ise nefret ederim.”

Hayır. Geçmişten bu yana nedenlerini her fırsatta uzun uzun anlattığım bu meselelere geri dönecek, tekrar tekrar anlatacak değilim. Kabası şudur fakat: Mustafa Kemal ile hedeflerimiz aşağı yukarı aynıdır. Atatürk’le hayata baktığımız yer çok farklıdır. Kemalizm ise kendisine benzemeyeni yok etme amacı güden baskıcı, leş, nefret ettiğim bir ideolojidir.

Sarı Paşa’nın vefat yıldönümü olan 10 Kasım’da gün boyu çok ilginç paylaşımlar, çok ilginç yaklaşımlar gördüm sağda solda. İşbu yazı bu nedenle kaleme alınmıştır.

Bir kere Kemalistlerden başlayayım. Her zamanki “anma tonu” ile Sarı Paşa’yı yâd ettiler. Bu ton bence neredeyse “ritüel”e varan bir ton ama çocukluğumdan beri alışkınım buna. “Ölmedi, kalbimizde yaşıyor” cümlesiyle başlayıp “olmasaydın olmazdık”a ilerleyip kapanışı “çok da güzel rakı içerdi” zevzekliğiyle yapan bir anma dili geliştirmiş Kemalistler yıllar içerisinde. Bu ritüelle bezeli anma dili bence artık kültür tarihçilerinin ve teoloji uzmanlarının çalışmalarına konu olacak denli kemikleşmiş, belirgin hale gelmiştir. Dolayısıyla dün şaşırmadığım şeye bugün de şaşırmadım.

Şu vardı yine de: Bu yıl Kemalistler arasında hani şu “Atatürk’e benzeyen adam” üzerinden teolojik bir tartışma yürütüldüğüne şahit olup oldukça eğlendim. İslâm tarihindeki fıkıh-kelâm odaklı mezhep tartışmalarına benzettim tartışmanın dilini. Benzetmek gibi olacak ama olsun. Gördüğüm kadarıyla Kemalizm’in Şia fırkası Sarı Paşa’nın benzerine de saygı duyulması gerektiğini savundu. Sünni Kemalizm “tazimde aşırıya gidilmemesi” şartı getirerek cevaz verdi duruma. Mutezile “her yeşil gözlüye Atatürk denmez, Atatürk’ün kendisi değil fikirleri anılır” diyerek açılım getirdi meseleye. Vahhabi Kemalistler ise gün boyu “görüldüğü yerde dövülmelidir” fetvası verdiler zavallı adamcağız hakkında. Ben aslında bu hususta Mutezileyi haklı bulmakla birlikte tarihsel sorumluğum gereği Sünni Kemalistlerin görüşlerine itibar ettim. Ayrıca adamcağız da fazla abartmadan üç kuruş ekmek parası kazansın yani.

Gelelim bunun kadar eğlenceli olmayan diğer meseleye.

“Günün birinde hepimiz Kemalist olacağız galiba” dedirten paylaşımlar gördüm dün gün boyu. Oysa güzel, hem de gayet güzel bir denge bulunmuştu seneler içerisinde. “Kemalistlerin anmalarına saygı duy, kimsenin kutsalı hakkında ileri geri konuşma” formülüyle mis gibi olmasa da geçinip gidiyorduk. Ne diye birdenbire kendisinden hiçbir şekilde “Atatürk anması” beklemediğimiz isimler “olmasaydın olmazdık” noktasına ilerleyip 8’in sonsuzluk işareti olarak kullanıldığı o fotoğrafları paylaştılar bilemedim.

Memlekette, nasıl derler, “paradigma” değişiyor olsa öyle böyle haberimiz olurdu. Gündelik politikanın dili Kemalizm lehine dönüşüyor olsa onu da ucundan kıyısından bilirdik. Eh, bunlar cari olmadığına göre ne oluyor?

Çok fazla emin olmamakla birlikte zannederim şu oluyor. Atatürk’ün sadece bir toplumsal kesimin sembolü olmasına itiraz eden bir akıl dolaşıyor aramızda. Günün sonunda hepimizin Kemalizm’le barışabileceğini falan da düşünüyor galiba.

İngilizce filmlerde duyduğum ve vurgusuna bayıldığım bir kalıp vardır. Şöyle derler gevrek gevrek: “it is not so eaaasy yo.” Yani diyor ki “kazın ayağı öyle değil aslanım.”

Valla hiç kusuruma bakmayın. Kendimi bildim bileli Kemalizm isimli akıl tutulması ideolojisi üzerinden dayak yiyorum. İlkokulda başlayan dayaklar, hız kesmeden devam etti ve 28 Şubat’la zirve yaptı benim açımdan. Zaten 2002’den beri bazen kör bazen topal da olsa ilerleyen “yeni Türkiye davası”nı da neredeyse tam olarak bunun için destekledim: “En azından Kemalist tasalluttan kurtuluruz” diye yani.

Bu saatten sonra ne Kemalist olur benden ne Kemalizm yancısı. Dahası bu saatten sonra Kemalizm isimli akıl tutulması ideolojisiyle gücüm yettiğince mücadele etmekten de geri durmam.

Toplamda şunu demek istiyorum galiba: Bizi ikna etmeye çalıştığınız şey ilgimi çekmiyor. Sarı Paşa üzerinden bize çektiğiniz numaralara ise epeyce gülüyorum. Ne demek “aslında hafızdı, son sözü aleyküm selâm oldu” falan yahu. Şaşırdınız mı iyice?

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal

1 Yorum

  • ferhat ŞALVARCIOĞLU
    12 Kasım 2019, 22:36

    Bizim İslamcılar M.Kemali sevmemek ile saygı duymak noktasındaki ayrımı tutturmak ve paşayı yerli yerine koymak noktasında bağnaz bir tutum takındıkça bu sorun aşılamıyacak.aynı şey tersinden kemalistler içinde geçerli.sorun paşanın sömürülmesi.Aynen yüce dinimizin sömürülmesi gibi.

    Yanıtla