Zam Zulüm İlişkisi

Zam Zulüm İlişkisi

“Devletin dini adalettir” diyenler; devleti “fazıl” insanlar yönetsin diyenler; “eşitlik ve adalet talep edenler” aslında “adaletin” adını koymuyorlar; soyut konuşuyorlar; hakikati örtüyorlar…

Zam Zulüm İlişkisi

1: Halife Hz Ömer bir gün Salman’a sorar “ben halife miyim melik mi?”

Melik kelimesi yerine ‘Herakl, Şah, Sultan, Emir, Başkan..’ sıfatlarını da koyabilirsiniz.

Niye Salman? Mübareğin kökeni Fars/İran’dır, kendisi aristokrat soydandır, halife olmayan yöneticiyi, halifelik olmayan yönetim sistemini bilenlerdendir. İkisi arasındaki farkı Ömer’in kendisi de iyi bilir ama bu işin ayırdına vakıf dışardan bi gözle kendisini denetlemek ister..

2: Salman (mealen) “Ahaliden haksız ve gereksiz yere bir dinar vergi alıyor, (yakın uzak çevrene) hazineden haksız ve gereksiz yere bir dinar veriyorsan halife değilsin.” Bunu duyan Ömer ağladı.

Vergi ve yönetim, hak-adalet-zulüm arasında kurulan ilişkiye dikkat edelim.

“Fırat’ın kenarında bir kurt kuzuyu yerse, onun hesabı Ömer’den sorulur” diyen Ömer bu; Medine nere, Fırat kıyısı nere? Ne alaka?

Fırat kıyısı günümüzde “Ürdün-Suriye-Irak-İranın Batısı-Türkiye’nin Güneyidir.”

Buralar Halife Ömer’in tayin ettiği valiler, komutanlar, memurlar tarafından yönetiliyordu; İslamda sorumluluk yöneticiye aitti ve Ömer bu sebeple Fırat kenarında işlenecek bir zulümden dolayı hayıflanırdı.

İslam tarihinde adalet, devletin türlü adlarla toplayacağı vergi, verginin biriktiği hazineden yapılan harcamalarla irtibatlandırılmıştır. İslam düşüncesinde de adalet en fazla bu tarafıyla vurgulanmıştır..

3: Zulüm, güçle işlenir bir suçtur; güce dayanarak ayakta tutulur, devam ettirilir. Güç, “idari ve mali” güçtür.

Devlet yada siyasi idare, iki temel unsurla kaim olup hükümranlık sağlar; “vergi toplama gücü ve silahlı ordu kurma hak ve yetkisi”

Mahkeme, hapishane, güvenlik, yol köprü, sulama kanalı, zenaat, kültür, ahalinin iç dış güvenliği vs fonksiyonlarını bu iki güçle yerine getirir; günümüz deyişiyle siyasi ve iktisadi iktidar gücüne dayalı düzenlemeyle ülkeyi mamur yahut mahrum yapar.

Bu dünyada, yalnızca peygamberler ve onun yolundan gidenler adaleti ayakta tutmuştur; şu kadar süreyle bu kadar süreyle oluşu detaydır; nesillerin kendi imtihanıdır; işin aslına bakalım. Ömer’in, Salman’a sorusu bu bağlamda anlamlıdır.

Diğer tüm yönetimler zulmü ayakta tutmuştur.

4: Zulüm, haksız ve gereksiz vergi toplayarak ortaya çıkar; toplanan vergilerin/hazine, imtiyazlı azınlık bir gruba/sınıfa/zümreye haksız kazanç sağlanması, teşvik-kredi-muafiyet imkan ve fırsatı verilmesiyle derinleştirilir; bunlar yasal/cebri yoldan korunarak diğerlerine bu imkan ve fırsatlar verilmeyerek sürdürülür.

Bu zulüm iktidar edilirken veya sürdürülürken siyasi muhalifler bastırılır, susturulur.

5: İnsanlık tarihinde bu zulme karşı çıkanlar oldu, siyasi iktidarı değiştiren devrimler buna işaret etti.

Devrimler, yalnızca iktidar sınıfını değiştirildiği değişim ve dönüşümlerdi. Zalim iktidar sınıfının biri devrildi, yerine başka bir zalim sınıf geçti. Değişen şey, iktidar sınıfının değişmesi, imtiyazlı grubun başkalaşmasıydı. İktidar iki alanı tekeline alarak yahut tutarak hükümranlık etti; siyasi ve iktisadi iktidar. Misalen:

Geçen üç yüz yılda dünyada monarşiler yıkıldı; monarşik idareler ve iktidarlar tasfiye edildi. Bu idarelerin imtiyazlı sınıfı “soylular-aristokratlar-kralın ordusu-ruhban sınıfı-loncalar-saray bürokrasisi”ydi.

Yıkılan monarşik idarenin yerine cumhuriyet idareleri kuruldu; bu iktidarların imtiyazlı sınıfı “tüccarlar-bankacılar-fabrika sahipleri-kent soyluları-meclis üyeleri-kent emlakçileri” oldu.

Bu toplumsal değişim ve dönüşümler de yahut devrimlerde, zalimler değişti zulüm değişmedi; iktidar sınıfları değişti iktidar denen değişmedi..

6: Cumhuriyet sonrası ortaya çıkan demokratik idarelerde devrim olmaz çünkü siyasi idareyi oluşturan veya onu yeniden şekillendiren ekonomik sistem/iktidar, savaş istemiyor barış istiyor; fetih istemiyor ticaret istiyor; ordular da sistemi ve sistemin istikrarını korumakla vazifelendirildi.

Demokrasilerde siyasi muhalefete iktidara gelme fırsat ve imkanı tanındı; sisteme itiraz etmeyip sistem içinde iktidar olmak isteyenler devlet imkan ve gücünden istifade edebilirler, ekonomik iktidardan pay alabilirler.

Bu siyasi düzende iktidarlar belirli sınırlara riayet ederek kendi sınıfını, grubunu, zümresini iktidar edebilirler; imtiyazlı sınıf yapabilirler. Uluslararası sistem buna müsaade ediyor.

7: Döndük başa. Hz Ömer ve Salman’ın kıssasına.

Ömer zamanı imparatorluk zamanıydı; hazine öylesine doldu taştı ki zekat verecek insan aranıyordu.

Ömer tüccar biriydi, para kazanmasını, servet biriktirmesini iyi bilirdi; buna rağmen vefat ettiğinde hiç miras bırakmadı; teklif edilmesine, gücü de yetmesine rağmen aileden başka birini iktidara bulaştırmadı çünkü o bir “herakl” yahut “şah” değildi.

Buradan açığa çıktı ki “adalet ve zulüm”, bilinenin dışında farklı bir anlam ifade etti. Somutlaştı. Adı kondu. Örneklendi.

Gerek vergi toplarken gerekse toplanan vergiyi dağıtırken yapılan uygulama ve usuller; bir devletin adil olup olmadığının göstergesi oldu. Şu halde;

“Devletin dini adalettir” diyenler; devleti “fazıl” insanlar yönetsin diyenler; “eşitlik ve adalet talep edenler” aslında “adaletin” adını koymuyorlar; soyut konuşuyorlar; hakikati örtüyorlar.

Bu durumda adaleti böyle tanımlayanlar “iktidar sınıfının” birer parçasıdırlar yahut parçası olmak isteyenlerdir. “Hazineden besleniyorlar” yahut beslenmek istiyorlardır.

Aksi halde iktidarı, hangisi olursa olsun muktedir sınıfı, zümreyi zulmünden dolayı eleştirir, zalimliğinden dolayı somut konuşurlardı.

8: Modern devlet, tekelleştirdiği ürün ve hizmetlerin fiyatlarında kendi lehine oynama yaparak; dolaylı yoldan tüketilmesine mecbur bırakarak; enflasyon yaratarak da vergi topluyor.

Niye? Normal yoldan topladığı vergi yetmiyor! Bir belediye başkanının ifadesiyle “Fillerini doyuramıyor!” İyi de topladıklarını nereye harcadığının hesabını niye vermiyor, veremiyor? Yahut bu hesap onlara sorulamıyor?

Korkudan mı, sıra bize de gelecek nasılsa diye hesap tutmaktan mı?

Hatırlıyor musunuz, bir kaç sene evveldi, devlet bakanı ve hükümet sözcüsü Bursa’da şöyle diyordu:

‘İktidarda çok şey yaptık, büyük hizmetler verdik, sadece devlette israfı engelleyemedik. İsrafı da önleyebilseydik şayet sizden hiç vergi toplamaya lüzum kalmayacaktı!’

Bu sözün söylendiği yıl devlet 500 milyar liradan  fazla vergi toplamıştı!

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal