‘İslamcılık’ üzerine bir değerlendirme

‘İslamcılık’ üzerine bir değerlendirme

Bülent Şahin Erdeğer: “İslamcılık tabirine alerjisi olanların başında elbette muhafazakarlar gelir. Çünkü bilinenin aksine hakikat odur ki aslında muhafazakarlık İslamcılığı kendisine yönelik bir tehdit olarak görür.”

İslam-cılık olur mu?

Bülent Şahin Erdeğer / Şarku’l Avsat

Sosyal Bilimlerde özellikle de siyaset biliminde toplumsal siyasal düşünce akımları için isimlendirmeler yaparlar ya da zaten o siyasal-sosyal düşünce hareketleri kendilerini muhatap kitlelerine anlatmak için kendilerine bazı tanımlarla isimlendirirler.

Genellikle bu sosyal/siyasal düşünce/ideolojiler ya kendilerini söylemsel meşruiyetlerini dayandırdıkları kavram, dünya görüşleri, din vs. öğelerdir. Örneğin toplumda üst kimlik olarak Ulus kimliğin egemen olmasını savunanlar “Ulusalcı” ya da “Milliyetçi” şeklinde tanımlanırken Proleterya Diktatörlüğünü savunan ve toplumun insan üzerinde tek egemen irade olduğunu iddia edenler Sosyal-ist yani toplumcu olarak tanımlanmıştır. Sosyalistlerin en baskın kanadı ise Marks’ın fikirlerini savunduklarından, Marks’ın tezlerinin siyasette iktidara gelmesini istediklerinde Marksçı ya da Marksist olarak bilinirler. Aynı şekilde İncil-cilik Evangelizm olarak tanımlanmıştır. Aslında çok basit ve açık olan bu –ist, -cilik, -cılık mevzuunu neden çocuğa anlatır gibi anlatma ihtiyacı hissettim?

Çünkü ne zaman içinde İslamcılık ya da İslamcı kelimesi geçen bir cümle kursam negatif bir itirazla karşılaşıyorum. İnsanların çoğu İslamcılığı duydukları/okudukları anda İslam’a ek yapılır mı? İslam mı satıyorsunuz ki –cı –ci ekliyorsunuz gibi tuhaf tepkiler veriyorlar.

Oysa İslamcılık demek geniş tanımıyla İslam’ın dünya görüşünü bütüncül olarak kavramak ve İslam’ın sadece bireysel alanda değil sosyal hayatta da yaşanmasını talep etmektir.

Daha da detaylandırırsak İslam’ın sosyal düzeni şekillendirebileceğini, ekonomide, evlilik, ticaret, ceza hukuku gibi alanlarda da söz sahibi olması gerektiğini savunan tezlere sahip herkes İslamcıdır.

Peki, İslam ya da Müslümanla İslamcılık ya da İslamcı arasındaki fark nedir?

İslam malumunuz Kur’an merkezli evrensel bir dindir. Ancak İslamcılık farklı versiyonlarıyla bazı Müslümanların içtihadıdır. Ayrıca Her Müslüman İslamcı olmayabilir yani sadece bireysel olarak dinini yaşamak isteyebilir. Ayrıca bireysel olarak Müslüman olup başka siyasal kimliklere sahip olabilirler.

İslamcılık tabirine alerjisi olanların başında elbette muhafazakarlar gelir. Çünkü bilinenin aksine hakikat odur ki aslında muhafazakarlık İslamcılığı kendisine yönelik bir tehdit olarak görür. Muhafazakar statükocudur, İslamcı ise statükoyu değiştirmeye taliptir.

Muhafazakar devletçidir, İslamcı ise insan hak ve özgürlüklerini devletin güvenliğinden önce tercih eder.

Muhafazakar kapitalizmle uyumludur İslamcı ise anti-kapitalisttir. Muhafazakar egemen güce mutlak itaati biati öngörür o yüzden kadercidir o yüzden dünyada emperyalizmle yerelde ise despotizmle saltanat rejimleriyle genellikle pek bir sorunu yoktur, İslamcı ise gücü ancak ilkesel bazda değerlendirir İslamcılık doğası gereği sosyal adaleti ve anti-emperyalizmi, sömürge karşıtlığını savunur. Kaderciliğe karşı bireyin kendi kaderini tayin etmesine inanır.

Bu sebepledir ki gerek 19. ve 20. yüzyıllardaki post-kolonyal hareketlerin öncü örgütleri, sömürgecilik karşıtı kurtuluş savaşlarının önderleri çoğunlukla İslamcıdır. 21. yüzyılda bu olguya emperyalist işgallere ve despot, diktatöryal rejimlere karşı tabandan doğan kitlesel hareketlerin öncülerinin ana gövdesinin İslamcılar olduğu gerçeğini de ekleyebiliriz…

İslamcılık İslam’ın ekonomik bir perspektifi olduğunu savunur. Bu savunuya göre İslami ekonomi sınıf uçurumlarını engeller ve sosyal eşitsizlikleri ortadan kaldırır.

İslamcılık siyasal bir içtihad(lar) bütünü olduğundan elbette kutsal ve dokunulmaz değildir. Her sosyal-siyasal hareket gibi bir çok hata da yapmıştır. Bir çok kazanım elde ettiği gibi…

Toplumda İslam’ı ve İslamcı retoriği kendi politik çıkarları için kullanan muhafazakarlar mevcut. Bu sebeple aslında İslamcı olmayan kendisini öyle de tanımlamayan egemen siyasetin politikalarına muhalefet eden kesimlerin İslamcılığı mahkum eden bir dil kullanmaları bu kavram kargaşasına malul olduklarını gösteriyor.

Oysa İslamcılığın temel kriterlerini çiğneyen hatta bizzat İslamcı olmadığını da vurgulayan kimi muhafazakar politikacıların edimlerinin faturası İslamcılığa çıkartılmamalı. Şahsi kanaatim o ki İslamcılıktan uzaklaşmanın sonuçları bunlar zaten.

İslamcılığın yani İslam’ın üst kimlik kabul edilerek toplumsal düzenin kriteri olmasını talep eden söylemin elbette çeşitleri var.

Örneğin birçok kez başarısızlıkla sonuçlanan “İslam Devleti” eksenli İslamcılık bir akımken toplumsal uzlaşının ahlaki ilkelerinin İslam’la uyumlu olmasını talep eden İslamcılık da başka bir ekoldür.

Tüm dünyanın Batılılaştırıldığı bir zaman diliminde İslamcılığın “Başka bir dünya mümkün mü” sorusuna farklı bir pencere açtığını da eklemek gerek. Bu bağlamda İslamcı söylemler “özne”ye kapitalist ve sosyalist tahakküm biçimlerinden farklı bir düşünme alanı açabiliyor.

Bu bağlamda felsefi anlamda daha “anarşist” bir protest tavrı Ortadoğu’da İslamcı itirazlar barındırıyor. Elbette İslamcılık içerisinden doğduğu kültürel-tarihsel bagajları da taşıdığından özellikle soğuk savaş döneminin ideolojik tepeden inmeci devletleşmeye hipnotize olmuş sorunları da içeriyor.

Ancak Mehmet Akif Ersoy’dan Aliya İzzetbegoviç’e, Hasan el-Benna’dan Hasan Turabi’ye, Seyyid Kutub’a, Takiyuddin Nebhani, Fadlullah ve Ali Şeriati’den Malik b. Nebi’ye İslamcı söylem çeşitli, farklı ve zengin bir literatüre sahiptir.

Bu bağlamda gerek Türkiye’de gerekse de tüm Dünya’da küresel ölçekte belki de kendisini yenileyen, devlete değil de topluma ve insana odaklanan yeni bir post-İslamcılığın şekillendiğini söyleyebiliriz.

Kalın sağlıcakla…

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal