ABD ile Taliban müzakerelerinin akıbeti

ABD ile Taliban müzakerelerinin akıbeti

“Her ne kadar Trump, müzakerelerin durdurulmasını ABD askerinin öldürülmesine bağlasa da konuya ilişkin birbirinden farklı iddialar medyaya yansımış durumdadır.”

ABD ile Taliban arasında devam eden müzakerelerin akıbeti

Rahimullah Farzam / İramcenter

Trump’ın aceleci tavrı, Afganistan meselesine çözüm bulmaktan ziyade ABD’yi sorunun tarafı olmaktan çıkarmak veya sorunun ABD’ye yüklediği maliyeti düşürmekle ilgilidir.

ABD Başkanı Donald Trump, yaklaşık bir yıldır Taliban ile sürdürülen müzakereleri ani bir kararla sonlandırdı. Kararı Twitter hesabı üzerinden duyuran Trump karara gerekçe olarak 5 Eylül tarihinde Afganistan’ın başkenti Kabil’de Taliban tarafından düzenlenen intihar saldırısında bir Amerikan askerinin öldürülmesini gösterdi. Söz konusu saldırıyı Taliban’ın hâlihazırda yürütülen müzakerelerde pazarlık gücünü artırmak için düzenlediğini belirten Trump, 8 Eylül tarihinde Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani ve Taliban liderleriyle Camp David’de gizlice yapılması planlanan görüşmeyi de iptal ettiğini açıkladı.

Trump’ın kararı hem Washington’da hem de Kabil’de büyük şaşkınlıkla karşılandı. Zira barış görüşmeleri sırasında ateşkes talebini ısrarla reddeden Taliban özellikle son dönemde saldırılarını artırmış, başta başkent Kabil olmak üzere birçok büyükşehir üst üste Taliban tarafından düzenlenen intihar saldırılarına sahne olmuştu. Bu nedenle Trump’ın daha önce Afganistan’da görev yapmış olan pek çok Amerikan askerî otoritenin aksi yöndeki görüşleri ve ABD güçlerini geri çekmeye karşı olan çok sayıdaki senatörün baskısına rağmen ısrarla devam ettirdiği Taliban ile müzakereleri bir saldırıyı gerekçe göstererek durdurması beklenmemekteydi.

Yeniden Müzakerelere Dönülecek mi?

Trump’ın Taliban ile görüşmeleri durdurma kararından kısa süre sonra CNN’e konuşan ABD Dış İşleri Bakanı Mike Pompeo, Washington’un Taliban ile yapılması planlanan barış anlaşmasıyla hâlâ ilgilendiğini söyledi. Öte yandan Trump’ın kararına ilişkin açıklama yapan Taliban yönetimi de bunu “20 sene önce de olduğu gibi hâlâ müzakereden yanayız. Müzakere sürecinin durdurulmasından zarar gören taraf ABD olacaktır” şeklinde ılımlı bir açıklamayla geçiştirdi. Her ne kadar Trump, müzakerelerin durdurulmasını ABD askerinin öldürülmesine bağlasa da konuya ilişkin birbirinden farklı iddialar medyaya yansımış durumdadır. İddialardan biri müzakerelerin, Taliban’ın Camp David’e katılmayı reddettiği için durdurulduğu yönündedir. Bu iddiayı dile getirenler, müzakerelerin başladığı Eylül 2018’den beri birçok ABD askerinin benzer saldırılarda hayatını kaybettiğini buna rağmen müzakerelerin devam ettiğine dikkat çekmektedir. Diğer yandan müzakerelerin durdurulmasını ABD iç siyasetiyle ilişkilendiren görüşler de mevcuttur. Bilindiği üzere Amerikan siyasetinde Trump’ın ABD güçlerini Afganistan’dan çekmesine karşı olan çok sayıda etkin figür söz konusudur. Başta Trump’a yakınlığıyla bilinen cumhuriyetçi senatör Lindsey Graham ve bir dönem ABD’nin Afganistan’daki ordusunun komutanlığını yapan David Petraeus olmak üzere kıdemli senatör, eski diplomat ve askerlerden oluşan bir grup, bir bildiri yayımlayarak ABD’nin Taliban’a güvenerek Afganistan’dan çekilmesinin Irak’ta olduğu gibi bir felakete yol açacağı uyarısında bulunmuştu. Hangi gerekçeyle olursa olsun, Taliban ile yürütülen görüşmelerden şu ana kadar övücü ifadelerle bahseden Trump’ın bir paylaşımı ile yaklaşık bir yıldır yürütülen müzakere süreci en azından 11 Eylül saldırılarının yıldönümü arifesinde rafa kalkmış durumdadır. Fakat Trump’ın “tahmin edilemez” kişiliği ve Kuzey Kore ve İran gibi ülkelerle yürütülen müzakerelerde birçok kırılma noktası yaşanmasına rağmen hâlâ müzakereye açık kapı bırakan açıklamaları göz önünde bulundurulursa Taliban’la yapılan görüşmelerin de yeniden gündeme geleceği düşünülebilir.

Afganistan’da Barış Süreci

11 Eylül 2001 saldırılarının ardından “Sonsuz Özgürlük Operasyonu” ile Afganistan’a giren ABD, 18 yıl sonra ülkeden çekilmek için son bir yıldır Taliban’la müzakere yürütmekteydi. Trump’ın Amerikan tarihinin en uzun savaşını bitirme yönündeki kararının ardından ABD’nin Afganistan özel temsilcisi Zalmay Halilzad, Afganistan savaşına etki edebilecek ülke ve aktörler arasında mekik diplomasisi başlatmıştı. Bu bağlamda Halilzad, Eylül 2018’den beri gerek bölge ülkeleriyle gerekse Taliban heyeti ile bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Katar’ın başkenti Doha’da yürütülen müzakerelerin dokuzuncu toplantısı geçen hafta son erdi. Görüşmenin ardından Afganistan medyasına konuşan Halilzad, bir “taslak anlaşma” üzerinde mutabakat sağlandığını açıkladı. Amerikan heyetine Afganistan asıllı Halilzad başkanlık ederken Taliban heyetine ise Taliban’ın Katar’daki Siyasi Ofisi Başkanı Abbas Sitanikzey ve Taliban’ın kurucularından Molla Baradar liderlik etmektedir. 8 yıldır Pakistan’da tutuklu bulunan Molla Baradar Taliban heyetinin etkisini artırmak için bizzat Halilzad’ın girişimleriyle Ekim 2018’de serbest bırakılmıştı. Zira Molla Baradar Taliban hiyerarşisinde Molla Heybetullah’tan sonra ikinci sırada yer almaktadır.

Taslak Anlaşması Neleri İçeriyor?

Halilzad ile Taliban arasında aylardır süregelen görüşmelerden sonra son şeklini alan “taslak anlaşma”ya göre ABD anlaşmanın imzalanmasından itibaren geçerli olmak üzere 135 gün içinde Afganistan’daki 5 üssünden 5.400 askerini çekecektir. Buna karşın Taliban El Kaide ile arasına mesafe koyma ve DEAŞ gibi Amerikan çıkarları ve müttefiklerine karşı tehdit oluşturacak örgütlerle mücadele etme taahhüdünde bulundu. Ayrıca Taliban, söz konusu “taslak anlaşma” çerçevesinde meşru olmadığı gerekçesiyle şu ana kadar doğrudan görüşmeyi reddettiği mevcut Kabil yönetimiyle masaya oturmayı kabul etti. Süreç sorunsuz devam etmiş olsaydı bu anlaşma çerçevesinde Taliban liderleri ile Afganistan hükûmeti yetkilileri 23 Eylül’de ABD’nin ara buluculuğunda Norveç’in başkenti Oslo’da bir araya gelecekti.

Afganistan’da Barış Ne Kadar Yakın?

Görüşmelerin başından beri “son derece yolunda giden bir müzakere süreci” imajı çizilmesine rağmen hâlâ pek çok karanlık nokta ve aşılması gereken engel bulunmaktadır. Öncellikle Halilzad’ın açıklamalarına bakılırsa taslak anlaşmasına konu olan ABD’nin çekilmesi, Taliban’ın ABD karşıtı radikal İslamcı örgütlerle mücadele taahhüdü ve “Afganlar arası barış müzakereleri” gibi önemli hususların uygulanmasında birçok belirsiz nokta mevcuttur. Bunun yanı sıra sürecin olumlu bir şekilde noktalanmasının olmazsa olmaz aktörlerinden biri olan Kabil, müzakerelerin bir parçası değildi. Her ne kadar yukarıda da belirtildiği üzere anlaşma Kabil yönetimi ile Taliban arasında müzakerelerin başlatılmasını şart koşsa da sürecin bir uzlaşıyla sonuçlanacağı kesin değildir. Çünkü yıllardır birbiriyle kanlı bıçaklı olan grupların en azından kısa bir süre içinde uzlaşmaya varabilmesi uzak bir ihtimal olarak gözükmektedir. Diğer taraftan kendisini “Afganistan İslam Emirliği” olarak etiketleyen Taliban’ın Afganistan halkının geçmiş 20 yılda elde etmiş olduğu demokratik kazanım ve mekanizmaları kabul ederek yeni duruma uyum sağlamasına şüpheyle bakılmaktadır. Tüm bunlara ek olarak 28 Eylül tarihinde yapılması kararlaştırılan Afganistan cumhurbaşkanlığı seçimi de sürecin önündeki en büyük engellerden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Anlaşma çerçevesinde “Afganlar arası barış müzakerelerinin” başlatılması, seçimlerin ertelenmesini gerekli kılmaktadır. Bu barış müzakerelerinin başlatılamaması, süreci baltalayabilir ve barış görüşmelerini rafa kaldırabilir. Zira mevcut taslak anlaşmasının uygulanması anlaşma çerçevesinde öngörülen “Afganlar arası barış müzakerelerinin” başlamasına bağlıdır. Taliban seçimin ertelenerek geçici bir hükûmetin kurulmasını talep ederken mevcut Cumhurbaşkanı Eşref Gani seçimin belirlenen tarihte gerçekleşmesi için ısrarını sürdürmektedir. Trump’ın acelesinin farkında olan Amerikalı diplomatlar da çeşitli platformlarda yaptıkları açıklamalarda önceliklerinin barış süreci olduğunu ifade ettiler. Dolayısıyla Gani’nin tutumu şu ana kadar ABD ile Taliban arasında yürütülen sürecin sonuçlanması önündeki en büyük engellerden biri olarak gözükmektedir. Zira meşru hükûmetin müdahil olmadığı bir sürecin barış sürecine evirilmesi mümkün gözükmemektedir. Diğer yandan Trump, Kasım 2020’de yapılacak başkanlık seçimi kampanyalarına başlamadan önce en büyük seçim vaatlerinden biri olan Afganistan’daki ABD güçlerini geri çekme sözünü yerine getirmek istemektedir. Kuzey Kore ile müzakereler, Çin ile devam eden ticaret savaşı, İran ile tıkanan görüşmeler ve “yüzyılın anlaşması” gibi girişimlerinden henüz somut bir sonuç elde edemeyen Trump için neredeyse 20. yılına giren Afganistan savaşını bitirmiş olmak veya en azından savaşın ABD’li vergi mükelleflerine yüklediği ağır ekonomik yükünü düşürmek önümüzdeki Amerikan seçimlerinde önemli bir koz olacaktır. Kısacası Trump yönetiminin sergilediği aceleci tavır Afganistan meselesine çözüm bulmaktan ziyade ABD’yi sorunun tarafı olmaktan çıkarmak veya en azından kısa vadede sorunun ABD’ye yüklediği maliyeti düşürmekle ilgilidir. Neredeyse son 40 yılını savaşla geçiren Afganistan’da barış ancak muazzam bir dış destek ve iç çabanın yanında sabırla yürütülen bir süreç sonunda mümkün olabilecektir.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal