İslam hayattır

İslam hayattır

İyilikleri emreden, kötülüklerden nehyeden İslam’ın her kuralı güzel yaşamaya ulaştıran birer hayat düstürudur.

İSLAM HAYATTIR

Remzi Ayvaz / İstasyon Gazetesi

İslâm hayattır. Hayatın kaynağıdır, hayat verir. İslâm hayatın tamamını kuşatır. İnanç, düşünce, beden, akıl, ruh sağlığı, aile ve insanlar arası ilişkilere varıncaya kadar her söz, fiil ve davranışa varıncaya kadar hayatın içindeki her şey dinin alanı içindedir.

En büyük ferdi, ailevi, toplumsal dinamiğimiz olan din; Allah tarafından konulan ölçülerle hayatın tam kendisidir. Ahlaki esaslarla, insana hatırlattığı sorumluluklarıyla, var oluş ve hayatın gayesini bildirmesine varıncaya kadar her ilahi ölçü insana ayrı bir aşk ve hayat vermektedir.

İslam’la şereflenen bir çok mühtedi gibi Rabia Christine Brodbeck de: “Dine girdikten sonra gördüm ki hayat dindir, din hayattır. Hayat ile din arasında ayırım yoktur. Din, güzel ahlaktır. Ahlaksız yaşıyorsak dinden uzak yaşıyoruz demektir. Ya da sünnet-i Rasulüllahı yaşıyorsak dindar yaşıyoruz.” demiştir.

Hz. Aişe (rah) Peygamber (sav)’in ahlakını tarif etmesi istenildi. Efendimiz için “Yaşayan Kur’ân” buyurdu.

Cahilce yaşadıkları vahşi hayatı hayat zannedenler bunalım ve buhranlar içinde ömürlerini ziyan etmektedirler. Hz. Peygamber (sav)’i öldürmeye giderken, dinlediği Kur’ân-ı Kerim’le Müslüman olan Hz. Ömer İslam’la adeta yeni doğmuş gibi hayat buldu. Yeryüzünde adaletin simgesi haline geldi.

Habeşistan’a hicrette Necaşi’nin karşısına çıkıp cahiliye ve İslam’ı özetleyen konuşmasında Hz. Cafer şöyle cevab verdi:

“Ey hükümdar! Biz câhil bir toplum idik. Putlara tapardık. Ölmüş hayvan leşini yer, her türlü kötülüğü işlerdik. Akrabalarımızla münasebetlerimizi keser, komşularımıza kötülük yapardık. Kuvvetli olanlarımızı zayıf olanlarımızı ezerdi. Allahü Teâla bize, kendimizden doğruluğunu, eminliğini, iffet ve temizliğini, soyunun düzgünlüğünü, bildiğimiz bir peygamber gönderinceye kadar, biz bu vaziyette idik. O Peygamber bizi, Allahü Teâla’nın varlığına birliğine inanmaya, O’na ibadete, bizim ve atalarımızın tapına geldiği taşları ve putları terketmeye da’vet etti.

İftîrâdan alıkoydu, doğru sözlü olmayı, emanete hıyanet etmemeyi, akrabalık haklarını gözetmeyi, komşularla güzel geçinmeyi, günâhlardan ve kan dökmekten sakınmayı bize emretti. Her türlü ahlâksızlıklardan, yalan söylemekten, yetimlerin malını yemekten, namuslu kadınlara dil uzatmaktan ve iftira etmekten bizi alıkoydu.
Allahü Teâlâ’ya eş, ortak koşmaksızın ibâdet etmeyi, namaz kılmayı, zekât vermeyi, oruç tutmayı bize emretti. Biz de kabûl ettik ve îmân ettik. Onun Allahtan getirip bildirdiklerine tâbi olduk. Allahü Teâlâ’ya ibâdet ettik, O’nun bize harâm kıldığını harâm, helâl kıldığını helâl olarak kabûl ettik.

Bu yüzden kavmimiz, bize düşman olup, bize zulmettiler. Bizi, dînimizden döndürüp, Allah’a ibâdetten vazgeçirip putlara taptırmak için türlü işkencelere uğrattılar. Bizi perişân ettiler. Bizi, yeniden putlara taptırmak için zulmettiler. Bizi sıkıştırdıkça sıkıştırdılar. Bizimle, dînimizin arasına girdiler ve bizi dînimizden ayırmak istediler. Biz de yurdumuzu yuvamızı bırakarak senin ülkene sığındık. Seni başkalarına tercih ettik. Senin himâyene, komşuluğuna can attık. Senin yanında zulme, haksızlığa uğramıyacağımızı ummaktayız.”

İyilikleri emreden, kötülüklerden nehyeden İslam’ın her kuralı güzel yaşamaya ulaştıran birer hayat düstürudur. İslam’ın âb-ı hayat (hayat suyu) ile insana fıtratında verilmiş olan şerefi, izzeti, yüksekliği yeniden kazanalım. En güzel hayatı yaşayanlardan olmak niyazıyla…

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal