Zamanı Ne Zaman?

Zamanı Ne Zaman?

Konuyu ortaya şöyle koyalım dilerseniz: En genel manasıyla bir şeyi söylemenin, yapmanın ya da yapmamanın ne zaman zamanıdır, ne zaman zamanı değildir?

Zaman, vakit, saat gün gibi kelimeleri günlük hayatımızda çokça kullanıyoruz. Elbette ki çoğu kez de yerinde kullanıyor olmalıyız. Bu kelimelerden türettiğimiz deyimlerimiz de var. Mevsim kelimesini de yukarıda andığımız kelimelerle eşdeğerde kullanırız çoğu defa. 

Kelimeler insanların zihinlerinde teşekkül eden anlamların dışarı vuruluşlarında o anlamları ifade eden kendilerine özgü yapılardır. Ve her dilde, o dilin eski ve yeniliği ile, o dili kullanan kavmin tarihi, coğrafyası, dini, örfü, ekonomik yapısı, geçim kaynaklarının birkaç kalem oluşundan, çeşitliliğine kadar, iklim de dahil birçok faktör dilin bir diğer dilden mutlaka farklı olan yapısını ortaya çıkarmaktadır. Kelimelerin salt lügat anlamlarının yanında teşekkül etmiş ve lügat anlamını aşan anlamları bulunur ki bu anlamlarına mecâzî anlamlar diyoruz. Mecâzî anlam, asıl anlam olmayıp benzerliklerden yararlanarak kullanılan anlamdır. 

Bizim asıl üzerinde durmak istediğimiz ise dilbilgisi değildir. Elbette ki insan dilini bilmelidir, hem de iyi bilmelidir. Zira düşünebilmek bir yerde kelimelerle mümkün olabilmektedir. Kelimeler, deyimler insanları etkilediği gibi, insan da kelimeleri etkiliyor, anlam kazandırıyor, anlamına anlam katıyor. Az düşünmenin sonucu yanlış etkilenimler, daha derin düşünüldüğünde doğru etkilenimlere dönüşüyor. 

Çoğu kavramın insanlar üzerinde etkisi büyük oluyor. Tabiidir ki doğru algılanıldığında insanı doğru etkilerken; yanlış, tam anlamıyla algılanılmadığında ise tersine etkiliyor ve yanlışların kaynağı haline geliyor. 

Yazımıza koyduğumuz başlık da günlük hayatımızda çokça işittiğimiz, kullandığımız, etkisi ile hareket ettiğimiz kavramlardan biridir. Toplumu etkileyen, bilen bilmeyen hemen herkesin bildiği ya da az bildiği konular, düşünceler ve tavırlar için kullandığı, hem kendisinin etkilendiği hem de çevresindekileri etkilediği bu deyim üzerinde durmak ve açıklığa kavuşturulmak ihtiyâcı duyulan deyimlerdendir. Ki günlük hayatımızda gerçekten bu ve benzeri nice söz hepimizi etkiliyor ve büyük yanlışlar yaptırıyor, isabetsiz işler yaptırıyor, yapılması gerekenlerden insanları alakoyuyor. 

Konuyu ortaya şöyle koyalım dilerseniz: En genel manasıyla bir şeyi söylemenin, yapmanın ya da yapmamanın ne zaman zamanıdır, ne zaman zamanı değildir? Genel bir ölçü koymak ve onu her şeye uygulamak mümkün olmayacaktır. Zira zamanını kararlaştıracağınız iş, tabiatında taşıdığı özellikleriyle size kendisinin ne zaman zamanı olduğunu söyleyecektir. Meselâ kuzey yarım küresi için ‘Ağaçlara Su Yürüme Zamanı’ ilkbahar dediğimiz mevsimin başlangıcı olan Nisan ayıdır. Aynı işin güney yarım küresinde zamanı yine ilkbahar olmakla birlikte ilkbahar başlangıcı Kasım ayıdır. Yeraltı sularının harekete geçtiği, buzların, donun çözüldüğü, toprağın uyandığı bu mevsim güneşe, dünyanın kuzey veya güney yarım küresinin yaklaşmasıyla ilgili ve bağlantılıdır. ‘Ağaçlara Su Yürümesi’nin zamanını tabiât şartları (sünnetullah) belirlemektedir. 

Yine ‘Koç Katma veya Katım Zamanı’ diye adlandırılan koyun sürülerinin kuzuya kalmaları zamanı da kuzey yarım küresinde Kasım ayıdır. Eğer bu işi bu ayda yaparsanız sürünüzü çoğaltmanın yolunu tutmuş olursunuz. Zira işin tabiâtı bunu gerektirmektedir. İşin tabiatının tersine hareket ederseniz elbette olumsuz sonuç alırsınız. Nisan’da koç katarsanız sürüye Kasım’a nisbetle çok daha az kuzu alabilirsiniz sürüden. 

Öğle namazının zamanı vardır, sabah namazı ve diğer namazların, Ramazan ayının, Kurban Bayramının, Haccetmenin, Zekât vermenin zamanı vardır elbette. Zamanı gelmeden yapılan işler ‘nafile’ olur. Evlenmenin, boşanmanın, askerliğin, herhangi bir okula gitmenin, şunu veya bunu yapmanın bir zamanı elbette vardır. Zamana bağlı işler vardır, her zaman yapılması gereken işler vardır. Memur iseniz emekli olana kadar -o kadar yıl- memursunuzdur fakat mesâinizin zamanı vardır. Yıllık izninizin, raporlu olabilmenizin, mazeret izni alabilmenizin de zamanı vardır ve bunların her zaman zamanı değildir. 

O zaman konuyu ‘Neyin zamanı ne zamandır?’ şeklinde ortaya koymak ve bunu açmakta yarar olduğu ortaya çıkıyor. 

Ana bölüm olarak ‘Zamanı Belli İşler’ yani belli zamanlarda veya belli bir zamandan sonra yapılması gereken işler ve ‘Her Zaman Yapılması Gereken İşler’ olarak ayırmakta bir mahzur olmadığını bilakis kolaylık getireceğini görüyoruz. 

Din, özellikle de İslâm insan için gönderilmiş, insana gönderilmiş bir dünya görüşü ve hayat tarzı olduğuna göre “İnsanın İslâm’la muhatab olmasının ne zaman zamanıdır?” sorusu cevabını bulmalıdır. Biliyoruz ki insan, sorumluluk demek olan İslâmı taşımaya, bâliğ olduğundan itibaren mükelleftir. Aklı bulunan (deli olmayan) insan için İslâm olma zamanı bülûğ’dur. Bülûğ ise aklın açığa çıktığı, belirdiği zamandır, bu tabir bunun ifadesidir. Öyle ise insan bâliğ olduğundan itibaren İslâm’la muhatabtır. Ona İslâm’ı bildirecek birine (mübelliğe) ihtiyaç vardır. Mübelliğler başından beri hep peygamberler olmuşlardır, ki insanların içinden Allah’ın seçerek diğerlerine de bildirmesini dilediğini şeyleri bunlarla insanlara bildirmektedir. 

Peygamberler insanlara, Allah’ın bildirdiklerini bildiren insanlardır. Acaba Peygamberlerin bildirdiklerinin, içinden seçilip gönderildiği toplumlara bildirilmesinin zamanı mıdır? Yani peygamberler hep zamanında mı gönderilmişlerdir? Peygamberleri gönderene göre, elbette zamanıdır ki gönderilmişlerdir. Kendilerine gönderilen toplumlara sorarsanız hemen hiçbir peygamber, zamanında gelmiş, gönderilmiş ve bildirdikleri doğruları zamanında bildirmiş değillerdir. Bunu şundan anlıyoruz ki hiçbir peygamber(doğruları kendilerine ileten insan)in, kendilerine gönderildiği insanlar tarafından yollarına halı serilerek karşılanmadığı gerçeği ile karşı karşıyayız. Hiçbir peygamber, insanlar tarafından ‘Tam Zamanında Geldin’ diye karşılanmamış, bilakis gelişi de, söyledikleri ve yaptıkları da insanlar tarafından yadırganmış, küçük görülmüş, alaya alınmış, ona ve getirdiklerine inananlara karşı şiddete başvurulmaya, eziyet ve işkenceler edilmeye, giderek öldürmelere ve kasaba veya köyünden kovulmalara varan bir süreç yaşanmıştır. Bu gerçek de göstermektedir ki insanlara göre peygamberlerin gönderilmesinin zamanı hiçbir zaman değildir, yani peygamber gelmesinin zamanı değildir hiçbir zaman. 

Bir şeyin ne zaman zamanı olduğunu kim kararlaştıracaktır? Elbette ki o şeyin (işin) tabiâtı bunu belirleyecektir. İnsanda fıtrat dediğimiz tabiât, insanı Yaratan tarafından belirlendiğine göre yarattığının fıtratı neyi gerektiriyor elbette bunu belirleyecek olan da Yaratan olacaktır. Üstün iradenin belirleyicilik vasfı da vardır, zira üstünlüğünün gereğidir bu. Bir yerde devlet için de bu böyle değil midir? Askere gitmenin zamanını, vergi vermenin zamanını, mesâiye başlamanın zamanını, seçimlerin zamanını ve daha zamana bağlı işlerin zamanını devlet, üstün irade olarak belirlememekte midir? 

Biz konumuzu daha da belirgin hâle getirmeye çalışalım: Doğruları söylemenin, işlemenin ne zaman zamanıdır, diye de ortaya koyalım. Doğruları insanlara bildiren, ilk bilgiyi insana öğreten Allah belirlemiştir bunun zamanını. Bunu yaparken de kimseye sormamıştır, kimseyle istişare etmemiştir. Zaten O, sorulmayan, soran değil midir? Yaptıklarından hesab vermeyen, hesab soran değil midir? Ki böyle olmasa idi Allah olmazdı. Allah olmanın gerekleri vardır Kendisinde. 

İnsanlar her ne kadar kendilerine göre değerlendirirlerse değerlendirsinler Yaratan, Kendi doğrularını insanlara bildirmenin zamanını yine Kendisi tayin etmekte ve gerek duyduğu zaman -ki zamanı o zamandır- o doğruları bildirmek üzere insanlara peygamberler göndermiştir. Peygamberlerin kendilerine gönderildiği toplumlar bunun zamanı olmadığını düşünseler ve öyle davransalar da bu gerçek böyle cereyan etmiştir. 

Müslüman için Allah’a kul olmanın her zaman zamanıdır. Allah rızası kazanmanın her zaman zamanıdır. Haramdan kaçınmanın, farzları yerine getirmenin, Allah’a ortak koşmamanın her zaman zamanıdır. Hakk’ı söylemenin ve Hakk’a göre amel etmenin her zaman zamanıdır. Öylesine zamanıdır ki haksızlıkların içinde kaybolma durumunda dahi haklı olmak ve hakkı işlemenin zamanıdır. Hakkı söylemek ve Hakk’a kulak vermenin her zaman zamanıdır. 

Allah’a kul olmanın her zaman zamanı olmasına rağmen, örneğin kulluğun gereği olan işlerden namaz kılmanın her zaman zamanı değildir, hacca gitmenin her zaman zamanı değildir, Ramazan orucu tutmanın her zaman zamanı değildir. Zekât vermenin her zaman zamanı değil iken, tasadduk etmenin ise her zaman zamanıdır. Silahla harbe gitmenin her zaman zamanı değilken (ki her an harb edilmemektedir) cihad etmenin (Allah’ı razı etmek için cehd-gayret sarfetmenin) her zaman zamanıdır. Allah’a ortak koşmayı (atalarınızın dinine tâbi olmanızı) istemeleri hariç, anne-babayı hoş tutmanın her zaman zamanıdır. Dürüst olmanın, doğru tartmanın, yalan söylememenin her zaman zamanıdır, ki yalnızca düşmana verilecek doğru bilginin müslümanları zayıflatması söz konusu olduğunda bir harb esirinin veya başkasının düşmana doğruyu söylemesinin zamanı değildir. 

Komşu hukukunu görüp gözetmenin, çoluk-çocuğunun üzerindeki hakkına riâyet etmenin, herkesi insan yerine koymanın ve doğruları duymaya hakkı olduğunun her zaman zamanıdır. Yanlışları, sapıklıkları ve sapmaları söylemenin her zaman zamanıdır. Allah’tan başka Allah yoktur demenin her zaman zamanıdır. Allah’ın bildirdiklerini bildirmenin her zaman zamanıdır. Allah’ın kullarına Allah’ın dininden bahsetmenin, akıllarına göre hitabederek, güzel bir üslûb ile İslâm’ı anlatmanın her zaman zamanıdır. Tevhidi anlatmanın her zaman zamanı olduğu gibi şirkten bahsetmenin de her zaman zamanıdır. Kişiyi tahkir etmenin hiçbir zaman zamanı değildir. Sövmenin hiçbir zaman zamanı değildir. Doğrulara karşı çıkmanın hiçbir zaman zamanı değildir.

Bir şeyin “şimdi zamanı değil” denildiğinde, o şeyin üzerinde durunuz düşününüz, gerçekten zamana bağlı bir şey midir o şey, yoksa her zaman zamanı olan işlerden midir? 

İslâm, insanların ‘Dehr’ dedikleri yok edici bir zamanın her şeye hakim olduğuna inandıkları bir zamanda insanlara gönderilmiş ve ‘Yaratan Rabb’inin Adıyla Oku!..’ diyen ilk bildirilerle başlamıştır. Dehr’e inananlara göre böyle söylemenin zamanı değildi elbette. Allah’ı bildikleri halde O’nun yanına sürülerle ortak koşmanın zamanı iken (ki öyle yapıyorlardı) Allah’tan başka Allah olmadığını söylemenin zamanı değildi böyle inananlara göre. Hafif tartmanın meziyet sayıldığı bir ortamda doğru tartmaktan bahsetmenin nasıl zamanı olabilirdi? Çürüyüp, kaybolup gideceklerine, yok olacaklarına inanıldığı bir zamanda ‘ölülerin diriltileceğinden’ bahsetmenin zamanı mı idi? Kız çocuğu olanların utanç duydukları bir toplumda, kız çocuklarına da Allah’ın kulları ve “üzerlerinizde hakları var” demenin zamanı mıydı? İnsanlara zulmedilmenin hayat tarzı olduğu bir dönemde ‘develere bile fazla yük yüklenmemesi’nin bildirilmesinin nasıl zamanı olabilirdi? Hırsızlık etmenin, haksızlık etmenin, zina etmenin, Allah’a ortak koşmanın yaygın olduğu bir toplumda bunların tersini söylemenin zamanı mı idi? Rahatlarına düşkün insanları Allah için harbe çağırmanın zamanı olmadığını Medine’de Bedir’e çıkma zamanında zamanı olmadığını söyleyenler var idi ve “zamanı mı?” diyenlere Allah “Münafık” diyordu. Zaten sebebli-sebebsiz harb edip duran, birbirini kıran insanların kardeş olmalarını söylemenin bile zamanı değildi birçoğuna göre, zira olmayacak bir şeydi bu. Her şey için harb edip, birbirini kıran insanlara “yalnızca Allah için harbedin” demek, bir diğer tabirle, harb etmenin sebebini Tek’e indirmek istemenin bile zamanı değildi. Her gün birbirlerinin karşısında küçük düşenlere, değmez sebeblerle kendilerini küçültmeyi hayat tarzı edinenlere “Allah’ın karşısında küçülün” diyerek onlara büyüklüğün yolunun gösterilmesinin bile zamanı değildi. 

Bugün de öyle değil midir? Hırsızların yanında hırsızlığın kötülüğünden bahsetmenin de zamanı değildir. Zira, içenler bilmiyorlar da mı bir de siz onlara öğretmeye kalkıyorsunuz? Piyango, toto, loto, at yarışı oynayarak harama para sarfedenlere ve haramdan para kazananlara kumarın haram olduğundan bahsetmenin zamanı mıdır? Onlara sorarsanız aslâ zamanı değildir, hem de hiçbir zaman. 

Allah’ın karşısına kendilerini koyarak onunla hüküm sahipliğinde yarışanlara, yaptıklarının kendilerini helâk edici şey olduğunu söylemenin zamanı değildir, zira kendisini Rabb sanmaktadır Fir’avn. “Bütün gaybı Allah bilir” diyen gerçeği, “Ben de gaybı bilirim” diyen, ya da “şeyhim de gaybı bilir” diyen birine, böyle inanan birine söylemenin, sorunuz ne zaman zamanıdır, hiçbir zaman zamanı değildir ona bu doğruyu söylemenin, zira hoşlanmayacağı bir şeydir duyacağı gerçek. “Yalnız Allah herkesin kalbinden geçirdiğini bilir, bütün yarattıklarının rızkı O’nun üzerindedir, her şey bir ecelledir ve yarattıklarının eceli de O’nun elindedir” demenizin “müridinin rızkı ve eceli şeyhin elindedir” diye inananlar için hiçbir zaman zamanı değildir. Kâfirlerle dost olan ve ittifaklar kuranlara “Kâfirler birbirlerinin dostudur, müslümanlar kâfirleri (hıristiyan ve yahudileri ve diğer kâfirleri) dost edinmesinler” demenin zamanı da değildir kendilerine sorarsanız. Ama Rabb’inize sorduğunuzda bütün doğruları söylemenin ve işlemenin her zaman zamanıdır. Yeryüzünde bir tek kişi kalmasa bile Allah’ın birliğine inanan, O’nun Bir olduğuna inanmanın yine zamanıdır. 

Bakınız Doğruları getirenlerin (peygamberlerin) tarihine, insanlar söylediklerinin zamanında söylendiklerini kabul etmişler midir? Yaptıklarının zamanında yapılması gereken şeyler olduklarını kabul etmişler midir? Bunu, tarihin hiçbir devrinde görmeyeceksiniz. Sahtekârlığın yaygın olduğu zamanda dürüstlüğün zamanı olur mu, sorunuz sahtekârlara ya da etkisiyle sahtekârlığa niyetlenenlere, olumlu cevab alamazsınız. Herkesin çalıp-çırptığı, mesâisinden malına kadar her şeyine göz diktiği zamanda dürüstlüğün adı ahmaklık, aptallık olmuyor mu? Herkesin işini ‘tıkır tıkır yürüttüğü zamanda’ kendini zorlamanın, geçimin zor olduğu dönemde rüşvet almamanın zamanı mıdır? Şunun-bunun müreffeh yaşadığı zamanda, dürüstlüğünüz yüzünden sıkıntılı hayat yaşamanızın zamanı mıdır? 

Bu soruları alabildiğince çoğaltabilirsiniz. Günlük yaşantınızda, okuldan işyerine, evinizden sokağa kadar her yerde geçerli görünen kanunlar belirmiştir. Bütün bu kanunlara karşı çıkmanın, o kanunlara rağmen başka kanunlardan bahsetmenin, bozuk düzen hükmünü yürütüp dururken düzgün düzenden bahsetmenizin zamanı olmadığı konusunda hemen bir çok akıl verenle karşılaşmıyor musunuz? Akıllı, becerikli, istikbal vaadeden ve önünde koca yılları bulunan sizin doğruları söylemenizin zamanı mıdır birçoğuna göre? 

Azîz Okuyucularımız!. Dikkatinizi çekeriz: Bakınız çevrenize, kendi hayatınıza, öyle küçücük şeylerin sizleri yönlendirdiğini göreceksiniz ki hayretlere düşmemek mümkün değildir. Küçücük bir dikkatle sapmadan kurtulacağımız, ufacık bir gayretle yanlışların harman olmasının önüne geçebileceğimizi görüvereceksiniz. Nice sözlerden bir söz, nice yanlış anlamlardan bir anlamı düzeltmeniz halinde birçok işinizin düzeldiğini, yoluna girdiğini ve yanılmalardan, yanlışlar dağının altında kalmaktan kurtulacaksınız. 

Evet, elbette ki zamana bağlı bazı şeylerin her zaman zamanı değildir. Lâkin genel doğruların, hakikatleri söylemenin ve işlemenin, İslâm’ı tebliğ etmenin her zaman zamanıdır.

Biliniz ki bir küçücük zaman dilimini bu işler için uygun bulmuyor ve “zamanı değil” diyorsanız hiçbir zaman zamanı olmayacaktır. Zira “gerçekleri duyurmanın zamanı değil” diyen şeytandır, şeytanın aldatmasına kanmamalısınız. 

Olur olmaz laf-söz sizleri yanıltmasın, saptırmasın ve Allah’a kul olmaktan alakoymasm. Düşünürseniz, kendiniz mutlaka müşkillerinizi çözecek ve karşılaştığınız güçlüklerin altından kalkabileceksiniz. Yeter ki aklediniz. 

Ve biliniz ki her zaman doğruları söyleme ve işleme zamanıdır. 

İKTİBAS

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal