Bu cenaze adetlerinin İslam’da yeri yok!

Bu cenaze adetlerinin İslam’da yeri yok!

Cenaze sahibinin verdiği ‘taziye yemeği’ geleneğinin dinimizde yeri olmadığının altını çizerek “Cenaze evini, düğün evine çevirdiler” diyen Elbistan İlçe Müftüsü Hacı Mustafa Kılınç, “Ayrıca, ölünün kırkıncı, elli ikinci gecesi ile ilgili hiçbir şey varid olmamıştır” dedi.

“İslam’ın böyle bir emri yok”

Cenaze yemeğinin, İslam dışı kültürlerdeki ‘cenaze helvası’ adetinden kültürümüze yerleştirildiğini ve cahilliye dönemine ait olduğuna ilişkin hadisler bulunduğunu belirten Müftü Kılınç, bu uygulamanın, yeni bir hurafeye doğru gittiği tehlikesine de dikkati çekti.

Ülkemizin özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde olduğu gibi Elbistan’da da taziye sahiplerinin mağduriyete neden olan ‘taziye yemeği’ geleneğinin sonlandırılması için çalışma başlatıldı. Bazı ailelerin misafirlerine taziye yemeği vermek için kredi çekmesi, borçlanması gibi durumların yaygınlaşması sonucunda İslam diniyle de bağdaşmayan bu geleneğin ortada kaldırılması için Elbistan Müftüsü Hacı Mustafa Kılınç, bir açıklama yaptı.

İslam dininin, cenazesi nedeniyle kederli olan aileye yük üstüne yük yüklemek yerine, onların yüklerini üzerlerinden almayı emrettiğini vurgulayan Müftü Kılınç, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in de (sav) ölünün kendi ailesinin yemek hazırlayıp gelenlere ikram etmesini hoş karşılamadığını hatırlattı.

“Haramdır, mekruhtur”

Ölen kişinin mirasçılarının fakir ya da aralarında buluğ çağına ermemiş çocuk olması durumunda geriye bıraktığı maldan yemek yapılarak gelenlere verilmesinin haram olduğunu kesin bir dille anlatan Müftü Kılınç, mirasçıların fakir ve yetim olmaması durumunda ise o yemeği yemenin mekruh olduğunu belirtti.

“Din, böyle bir şey istemiyor”

İslam öncesi ve İslam sonrasındaki adetlerin ayrımının iyi yapılması gerektiğine işaret eden Elbistan Müftüsü Hacı Mustafa Kılınç, şöyle konuştu:

“Bazı adetler İslam’ın emri olarak hayatımıza girmiştir. Bazıları da İslam öncesi kültürlerin adeti olarak sokulmuşlardır. İkisini ayırmak ise, hiçbir zaman zor değildir. Zira İslam’ın emirleri akla, mantığa uygundur. İslami olmayanlar ise bunun tam aksinedir. Bir evden cenaze çıkması, o evin hem filen hem de fikren meşgul olması demektir. O hane halkının artık ne yemek yapmaya ne de başka ikramla meşgul olmaya takat ve istekleri vardır. Ama İslam dışı kültürlerden alınma adete bakın ki; ‘cenaze helvası’ diye bir tatlı adetini cenaze evine yerleştirmişler. Bunca acı ve kederi yetmiyormuş gibi, taziye için gelenlere helva yapılacak, gözyaşlarına baka baka her gün yemek hazırlanacak, üçüncü günde ayrıca program yapılıp yemek yenecek. Ne için? Din, böyle istiyor da onun için mi? İslam’ın böyle bir emri yoktur. İslam, böyle zamanlarda kederli aileye yük üstüne yük yükleme yerine, onların yüklerini üzerlerinden almayı ister. Hatta onların ikram etmeleri yerine, onlara ikram etmeyi emreder; ellerinin, ayaklarının tutmaz olduğu bir zamanda onlara yardımcı olunmasını ister.”

“Cenaze sahipleri mahalle baskısı altında kalıyor”

Cenaze yemeği adetinin ‘mahalle baskısı’ nedeniyle süregeldiğini hatırlatan Müftü Kılınç, “Meşhur sahabi Hz. Ca’fer’in şahadet haberi gelmesi üzerine bir ara merhumun evine giden Resulullah (sav), “Ca’fer’in evine yemek getirin; çünkü onların başına kendilerini meşgul edecek bir musibet gelmiştir. Onların yemek yapıp, çocuklarını doyuracak vakitleri yoktu” buyurmuşlardır. İslam’ın emri, cenaze çıkan eve komşu evlerin bir müddet dışarıdan yemek getirmeleri, komşularının üzüntü ve elemlerine ortak olup duydukları ıstırabı hafifletmeleridir. Ne acıdır ki; yemek götürme adeti, zamanla deforme olarak yerini cenaze sahiplerinin yemek tertip ederek gelene gidene ikram etmesi haline dönüşmüştür. Bu iş de kolay olmuyor tabii ki. Vatandaşın imkanı yok, ‘mahalle baskısı’ ve ‘ne derler’ endişesi ile kredi çekiyor, yemek yaptırıyor. Bunu da lüks arabalarla gelene yediriyor; bir nevi ziyafet çekiyor. Sevap kazanacağı yerde günah işliyor, harama giriyor” dedi.

“Cenaze evini düğün evi ile karıştırdılar”

Din İşleri Yüksek Kurulu’nun da cenazede dağıtılan bu yemeğin helal olmadığı yönünde açıklaması olduğunu anlatan Elbistan Müftüsü Hacı Mustafa Kılınç, “Son yıllarda cenaze sahibi evlerde cenazenin ilk günlerinde bazen üç gün boyunca bazı yerlerde de bir hafta boyunca yemek yaptırılıp dağıtıldığıdır. Buraya kadar ortada problem yokmuş gibi görünüyor. Ama dikkat edilince insanların yeni bir hurafeye doğru gittiği ortadadır. Cenaze evlerinde yemek, çay ikram edilmesi mecburi bir adet haline geldi. Yapılmaması hor görülüp terk edilmesi artık çok ayıp karşılanır oldu. Cenazesi olup acısı taze olan ölü yakınlarının bir de kendilerine gelen ziyaretçileri tabiri caiz ise düğün merasimi gibi ağırlama yükü yüklendiğidir. Cenaze evi midir? Düğün evi midir? İslam’da düğün evinde yemek verilir. Cenaze evini düğün eviyle karıştırdılar. Lokantaya çevirdiler. Cenaze sahipleri kendi derdine mi yansın, üzüntüsünü mü çeksin, millete yemek mi dağıtsın?” ifadelerini kullandı.

“Cenazelerimizi, sünnet ölçüsünde uğurlayalım”

Bu konuyu ciddiye alıp herkesin cenazesini sünnet ölçütlerinde uğurlamasının oldukça yerinde bir karar olacağını belirten Müftü Kılınç, “Nedir bunun doğrusu? Misafirler geldiği zaman o misafirler eğer uzaktan gelmişlerse, onlara yemek verilebilir. Yani git nerden yersen ye denilmez. En doğrusu komşular o misafirleri evlerinde ağırlarlar. Yemek işi nerden çıktı? Eskiden böyle imkanlar yoktu, gelenler geri dönemiyordu. Mecburen yatılı kalıyordu. Elbette yemek verilecek ve yatırılacak ama en doğrusu da hemen vefalı komşular devreye girecekler. Ama günümüzde şehir içinde yemek veriliyor. Komşular gelip yemek yiyor. Yani yedireceği yerde maalesef yemek yiyor. Herkes yemek yiyor, çay içiyor, şakalaşıyor, gülüşüyor. Cenaze sahibi üzüntü içinde, adam kahkaha içinde. Demek ki ateş düştüğü yeri yakıyor” cümleleri ile özetledi.

“40’ıncı gecesi, 52’inci gecesi diye bir şey yok”

Ölünün, vefatından sonraki bazı günlerde yapılanların da doğru olmadığını ifade eden Elbistan Müftüsü Hacı Mustafa Kılınç, açıklamasını, “Ayrıca, ölünün kırkıncı, elli ikinci gecesi ile ilgili hiçbir şey varid olmamıştır. Yani ne bir ayet ne de bir hadis yoktur bunlarla alakalı. Tamamen adetten öteye gitmiyor. Böyle geceler için özel merasim tertip etmek doğru değildir. Ölen kimse için dua ve tasadduk etmek her zaman iyidir. Şu veya bu geceye tahsis edilmez. Bir de kişi ölmeden önce kazandıklarından Allah rızası için infak etmesi işin en doğrusudur. Ama kişi sağlığında iken veremiyor, eli cebine gitmiyor. Korkmayın cebinizde akrep yoktur. Vasiyette bulunuyor; “Ben ölürsem benim adıma şöyle şöyle yapın” diyor. Muhterem kardeşim sen niçin vermiyorsun da arkadakilere güveniyorsun. Dinde olmayan yemeklere güveniyorsun. Allah Teala, Kur’an-ı Kerim’de; “İnsanın yaptığından (kazandığından) başkası kendisinin değildir.” buyuruyor. Biz de diyoruz ki; Ne verirsin elinle o gider seninle Şu örnekle yazımı bitiriyorum. Akşam oldu, yatma vakti geldi. Sen diyorsun ki; “Siz yatın ben sizin yerinize yerim.” Peki yatanların karnına bir şey gider mi?” cümleleri ile tamamladı.

Kaynak: Elbistan’ın sesi

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal

1 Yorum

  • Hüseyi̇n Şaşmaz*uzun
    30 Kasım 2019, 13:54

    Nitekim bilgili, erdemli olan kişinin ufku, bilinci geniş olur, yaşam içinde sorunlara daha aktif çözümler bulur. Sürekli merak, öğrenme isteği onu üretken yaptığı için hedefleri, başarı hazzı yüksek olur. Nitekim insan ürettikçe, mücadele ruhu, sabır, deneyim kazandıkça olgunlaşıp toplumda fark yaratır. Kendini bilme bilgisi başka bilimlerin de bilinmesi için bir anahtardır. Yine bilgiyle, fark etmeyle gelen mutluluğu yaşayan kişi detaylı düşüneceği için hayatta küçük şeylerden de mutlu olur. Hayatta hiçbir şeyin anlamsız, gereksiz olmadığını anlar, her şeyden mutluluk çıkarmasını bilir.

    Yanıtla