Kur’an’da Fitne Kavramı

Kur’an’da Fitne Kavramı

Rabbimizin önerdiği, “aranızdaki çelişkileri Allah’ın kitabına arz edin” emrine uyulmazsa, müslümanlar tek bir ümmet olma imkânını yitirirler.

Kur’an’da Fitne Kavramı

İlyas Yorulmaz

Doğru bilinen bir şeyin karşısına, alternatif olarak çıkartılan her şeyi fitne kavramı içinde mütalaa edebiliriz. O halde fitne nedir sorusu hemen aklımıza gelince cevabına önce lügatlerden bakalım: Deneme, imtihan, fikir ayrılığı-karışıklığı, çekişme, fesat, bir şeye tutkunluk, ayartma, azap, küfür anlamları verilmektedir. Arapçada ve eski Osmanlı Türkçesinde kullanılan fitne kelimesinin çoğulu “fiten” dir. Dikkat edilirse, kelimenin anlamlarında ikilemler var. İmtihan için, bir doğru, bir de yanlış veya birden fazla yanlışlar olması gerekir ki, imtihan olan, doğruyu aralarından seçsin. Bir şeyde çekişme olabilmesi için tez anti-tez olması gereklidir. Mesela: Şeker tatlıdır diyen birisine, hayır acıdır denirse çekişme olur, tartışma olur. İmanın karşısında küfür varsa imanın veya küfrün manası ortaya çıkar, biri diğerinin fitnesidir. Kur’an’ın ayetlerinde geçen fitne kelimelerini bu anlamlarla anlamaya çalışırsak, doğru olan yorumu yakalamaya çalışmak, her durumda daha kolay olabilir.

“Senden önce hiçbir insanı ölümsüz yapmadık. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedi mi kalacaklar? Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi şer ve hayırla fitne olarak (doğru ve yanlış iki zıt kavramla) deniyoruz. Dönüşünüz bizedir.” (Enbiya Suresi 34-35) Ayette görüldüğü gibi, “neblüvenneküm = biz sizi deniyoruz” cümlesinde Rabbimiz Allah sizi imtihan ediyoruz anlamındadır. Fiilin cümlesindeki fitne hal olup durum bildirir. İki zıt imtihan malzemesi, şer (yanlış) ve hayır (doğru) ile denenen insan, önüne çıkan iki seçenekten birisini kendi iradesi ile seçecek ve tercih ettiği, seçtiği şer ise onun karşılığını görecek. Seçtiği hayır (Allah’ın belirlediği doğru) ise onun da karşılığını görecektir. İmtihanın malzemeleri içindeki doğrular, Allah tarafından insanlara teklif edilen doğrular, insanın faydasına olan, insana ve oluşturduğu topluma hiçbir zararı olmayan emir ve yasaklardır. Yani doğrunun (hayr’ın) kaynağı Allah’dır, asla Allah şerli olanı (yanlışı) emretmez ve yanlışı (şerri) yapana da yardım etmez. “(Ey Elçi!) Sana bir iyilik isabet ederse, o Allah’dan, sana bir kötülük isabet ederse, o da kendindendir. Biz seni sadece elçi olarak gönderdik. Allah buna şahit olarak yeter.”(Nisa Suresi 79) Yanlışın (şerrin) kaynağı ise şeytandır. Allah kitabında doğrularla yanlışları açıkça ayırmış, beyan etmiş ve insanlara nelerin hayır olduğunu ve kabul etmelerini, nelerin de şer olduğunu, dolayısıyla zararlı olanın red edilip yapılmamasını emretmiş, bildirmiştir. Şeytanın insana apaçık düşman olduğunu, insanlara kötülükleri ve çirkin olan şeyleri yapmalarını, Allah adına yalan söylemelerini emrettiği için, ondan uzak durulmasını, yolunun takip edilmemesini ve onun himayesinin altına girilmemesini emretmiş (Bakara 170), şeytan ve ona uyanların ziyana uğrayıp, bedbaht olacağı haber verilmiştir. Rabbimiz Allah insanlara indirdiği, doğru yolu gösteren kitabı Kur’an’da “Benden başka, sizin için ilah yok” diyor. Şeytan da öncelikle insanların Allah’ın kitabından uzak durmalarını sağlıyor ve kitabın doğru öğretilerinden haberi olmayan inanlara “Allah erişilmez yüce bir varlıktır, O’na ulaşabilmek için, aracılar edinip, kulluğunuzu onlar vasıtasıyla ulaştıracaksınız. Eğer rehbersiz Allah’a ulaşmaya kalkarsanız yanlış yollara saparsınız” diye insanlara öneride bulunuyor. Yani Allah’ın adını kullanarak, Allah ile aldatıyor. Hâlbuki Allah kitabını işaret ederek “(Ey insanlar) Benim dosdoğru olan yolum budur. Yalnızca ona uyun ve başka yollara uymayın, başka yollara uymak sizi Allah’ın yolundan ayırır. Allah size bu şekilde tavsiyede bulunuyor ki, belki kendinizi korursunuz.”(En’am Suresi 153) İnsanlar, doğru yol olan Kur’an yolundan başka yol edinirse, başka yolların insanı saptıracağı Allah’ın sözlerini şeytan değiştirip, Allah’ın kitabının cahili insanlara başka Kur’an dışı yollar ile Allah’a kul olma ve kavuşmayı öneriyor. Yaşadığımız şu zamanda şahit olduğumuz ve internet medyasında görüp dinlediğimiz videolar sayılamayacak kadar çok. Bu hal insanlar için bir fitne (ikilem), bu iki teklif karşısında seçme hakkı ise insana ait. Ne Allah, ne de şeytan fiili müdahalede bulunmuyor. İnsan, dilerse doğruyu dilerse yanlışı (İnsan suresi 3) tercih edecek ki, sorumluluk kendisinin olsun.

Yine yukarıdaki ayette Allah, insanların mutlaka öleceğini, hiçbir insanın ölümsüz yaratılmadığını bildirdiği halde, mitolojik bir hikâye olan ve şeytanların uydurduğu, Musa (a.s.)’a ilim öğreten Allah’ın (melek) kuluna ‘Hızır ismi verilip insan olarak aramızda yaşadığı’ iddiası, inananlar için bir fitnedir. Ya Kur’an’daki Allah’ın ayetlerine inanacak, Kur’an’da kaynağı olmayan bu tür anlatımları reddedecek ya da kitap dışı anlatımları kabul edecek. Şeytanların işi, doğruların üzerini örtmek değil mi? İnsanlara “Allah dilerse bir insanı ölümsüz yapar” diyerek, Allah’ın adını kullanıp insanları sırat-ı müstakimden uzaklaştırıyor. Bu tür iddiaların muhatapları, Allah’ın kitabı ile doğruları yanlışları tespit etmiş olsalardı, “Biz senden önce hiçbir insanı ölümsüz yapmadık. Eğer sen ölürsen onlar ölümsüz mü olacaklar? Her nefis ölümü tadacaktır.” (Enbiya Suresi 34) ayetini hatırlayıp, bu dinin doğrularını pratik hayatına yansıtarak, önüne çıkan uydurmaları reddedip, batılla hakkın üzerini örtüp gizlemeyecek ve bu tür yanlışları reddederek kendini kurtaracaktır.

“İnsan, iman ettik demekle, denenmeden bırakılacağını mı zannediyor. Onlardan öncekilerin hangilerinin doğrulayıcı, hangilerinin yalanlayıcı olduklarının belirlenmesi için denedik.” (Ankebut Suresi 1-2) İnsan iman etsin veya etmesin sürekli deneniyor. Kazanıyor kaybediyor, hastalanıyor iyileşiyor, üzülüyor seviniyor, darlık çekiyor, sonra rızkı bollaşıyor vs. Hayatın kendisi mücadele olduğu için, belli dönemlerde bu saydıklarımızın bir veya birkaçıyla her an, sürekli karşılaşabiliyoruz. İnsan için kaçınılmaz olan bu durumlarda, olaylara bakış açımız, yorumlarımız ve çıkardığımız sonuç hem bizim açımızdan, hem de yaratıcımız açısından çok önemlidir. Kazandığımızda seviniyor, kaybettiğimizde isyan edip, tekrar kazanmak için gayri meşru yollarla haksız ve başkalarının hakkına hukukuna tecavüz ederek, elde edilenleri helal mi görüyoruz? Yoksa “Aranızda birbirlerinizin mallarını batıl yollarla yemeyin, bile bile insanların mallarından bir kısmını yemek için hakemlere rüşvet olarak mallarınızı vermeyin.” (Bakara Suresi 188) ayetlerini hatırlayıp, kaybetmenin de kazanmanın da hayatın bir gerçeği ve denenme olduğunu kabullenip, Allah’ın koyduğu doğru ölçülerle, tekrar kazanmanın yollarını mı deniyoruz? Hastalandığımızda, bu dert de beni nereden buldu, şimdi sırası mıydı, bu kadar işin gücün arasında deyip isyan mı ediyoruz? Yoksa kendi hatalarımızdan dolayı başımıza gelen bu hastalığın tedavi yöntemlerini doğru uyguladıktan sonra, “Hastalandığımda, bana şifa veren O’dur.” (Şuara Suresi 80) deyip, İbrahim (a.s) gibi, Allah’a tevekkül (dayanma, sığınma) edebiliyor muyuz? 

Hayatın tümü insan için bir imtihan, “Biz sizi korkuyla, açlıkla, mallardan canlardan (nefislerinizden) ve kazandıklarınızdan eksiltmek gibi, şeylerle imtihan ediyoruz. Sabredenleri müjdele.”(Bakara Suresi 155) Rabbimizin bizim için Kur’an-ı Kerim’de sıraladığı ve hatırlattığı durumlar, hemen her gün karşılaştığımız ve yaşadığımız şeyler. Allah’ın tavsiye ettiği “sabır” sözcüğü, başımıza gelen imtihanın başarılı bir şekilde savulmasının anahtarıdır. Bu anahtarın doğru bir şekilde kullanılması ve doğru anlaşılması gereklidir. Sabır; değişik şartlar ve durumlar karşısında bulunduğu hali korumak, sahip çıkmak ve vazgeçmemektir. Kur’an’dan iki örnek verelim : “İn kade leyudilluna an alihetina levla en saberna aleyha = İlahlarımıza sahip çıkmasaydık, neredeyse bizi onlardan uzaklaştıracaktı (vazgeçirecekti)” (Furkan Suresi 41) Diğer ayette “ventalakal meleü minhüm enimşuu vesbiruu ala alihetikum inne haza leşey’ün yuraad = Toplumun ileri gelenleri ortaya atılarak “Haydi (ilahlarınız için) yürüyün ve ilahlarınıza sahip çıkın (kulluk etmekten vazgeçmeyin). Mutlaka (sizden) istenen şey budur.” (Sad Suresi 6) Her iki ayette kullanılan “levla en saberna = sabretmeseydik, sahiplenmeseydik” ve “vesbiruu = sabredin, sahiplenin, sarılın, vazgeçmeyin” anlamlarında insanların emir kipinde kullandıkları birbirlerine tavsiyeleridir. Kelimelerin manaları doğru anlaşıldığında Kur’an’da geçen “sabredin” emirlerini mistik anlamda “zahmete, sıkıntıya, zorlanmaya, işkenceye, hastalığın verdiği acıya dayanın” anlamında olmadığını görürüz. Her türlü şartlarda ve durumlarda, doğru olan “Allah birdir, Allah’dan başka ilah yoktur, Allah’ın dini İslam’dır, başka dinlere uymayın inancınızı değiştirmeyin, onun emirlerine sahip çıkın, din olarak seçtiğiniz İslam dininden vazgeçmeyin”, anlamında anlaşılması gereken Rabbimizin emirleridir. 

“İnsana bir sıkıntı (zarar) dokunduğunda, bizi çağırır (Dua eder). Ona dokunan zararı, bizden bir iyilikle değiştirdiğimizde ‘Bu iyilikler bir bilgi üzere (Ben bu iyiliklere layık olduğum veya hak ettiğim için) bana verilmiştir’ der. Tam tersine bu denenmedir, fakat onların çoğu bilmezler. Onlardan öncekiler de aynı şeyleri söylemişlerdi. Ama kazandıkları onlara hiçbir fayda sağlamadı.”(Zümer Suresi 49) Âlemlerin Rabbi Allah, yarattığı insanın özelliklerini, bu ayetlerde yine insanın kendisine örneklerle öğretiyor. Sıkıntı da olacak rahatlık da, hastalık da olacak sağlık da, yoksulluk da olacak zenginlik de bunların hepsi imtihan. Nasıl ki sıkıntılı durumlarda kendimizi kurtaracak güçlü bir yardım eline muhtaç olduğumuzu hissedip, en güçlü olan Allah’a sığınıp yardım istiyorsak, rahatlık zamanlarımızda da, bize bunca nimetleri vereni hatırlayıp, şükretmeli ve onun şanını yüceltmeliyiz ki hem yaşadığımız dünyada, hem de hesap gününde şükürlerimizin karşılığını alalım. Allah, Şâkir ve Alîm (şükrün karşılığını veren ve her şeyi bilen) değil mi? “Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size niçin azap etsin. Allah şükrün karşılığını veren ve her şeyi bilendir.” (Nisa Suresi 147) 

Konumuzun önemi itibariyle Kur’an-ı Kerim’de o kadar çok misaller var ki, seçmekte insan zorlanıyor. Zira insanın yeryüzünde yaratılış sebebi, denenmekte yani imtihan olmaktadır. İmanında samimi mi, imanı amellerine yansıyor mu, işleri yolunda giderken iyi de, bozulunca yan çizip gerisin geriye mi dönüveriyor. “İnsanlardan Allah’a kullukları sınırda olanlar var. Ona bir hayır dokunduğunda tatmin olur, eğer hayrın dışında (fitne) bir şey dokunursa, yüzünü hemen (küfre) çevirir, dünyasını da ahiretini de kaybeder. İşte bu tür davranış açıkça ziyandır.” (Hac Suresi 11) İnsanları haktan uzak tutan, herhalde dünya ve elde edilenlere karşı aşırı derecede hırsla bağlanma tutkusudur. Hep kazanmak, hep kazanmak… Kaybetmeye tahammülü olmayan insan, kaybetti mi dünyanın sonunun geldiğini zannediyor ve bunalıma giriyor, hatta intihara kadar gidebiliyor. Hâlbuki eşyaya ve çevresine Allah’ın öğrettiği şekilde bakabilse, tümünün bu dünya için yaşamanın vasıtası, geçimlik (meta) olduğunu, ebedi ve bitmez tükenmez olanın, Allah’ın mü’min salih kulları için hazırladığı ahiret yurdunda olduğunu bilecek ve ona göre elinden gidene karşı davranışı daha makul olacak. “Bilin ki mallarınız ve evlatlarınız bir imtihandır (fitne). Allah’ın yanındaki daha büyük karşılıktır.” (Enfal Suresi 28) 

Fitne (denenmek, imtihan olmak, yanılgıya düşürmek, ikilem içinde kalmak) kelimesinin Kur’an ayetlerinde kullanılan eş anlamlı kelimelerinden birisi olan belyen mastarından türetilen “be le ye” (okunuşu belaa) fiilidir. “Sizi korku ile açlık ile mallardan, canlardan ve kazançlardan eksiltmek suretiyle imtihan ediyoruz. Sabredenleri müjdele.”(Bakara Suresi 155) ayeti kerimede geçen “neblüvenneküm = sizi elbette deniyoruz” fiili ile “fetene” fiili arasındaki ince ayrım (nüans) farkı, insanın imtihan edilmesinde kullanılan denenme şeklinin (malzemelerinin) farklı olmasıdır. Bakara 155’inci ayette gördüğümüz, Allah insana sıkıntı ve korku verecek, açlık, yoksulluk, bolluk (zenginlik), canımızla, hastalıkla imtihan edilmede kullanılan “belaa” fiili kullanılıyor. “Fetene =imtihan etti, denedi” Rabbimizin İsra suresinde verdiği örnekte olduğu gibi, yaşadığımız şu günlerde çokça karşılaştığımız Allah’ın kitabında Allah’ın bildirmediği, söylemediği sözleri Allah adına uydurarak, söyleyerek önümüze koyuyorlar. “Sana vahy ettiğimizden başka sözleri, bizim adımıza uydurman için, neredeyse seni yanıltacaklardı. (Bizim adımıza yalan uydursaydın) o zaman da sana yakınlaşacaklardı. Eğer biz seni desteklemeseydik, neredeyse az kaldı onların isteklerine uyacaktın. (Onlara uyup da, bizim adımıza yalan uydursaydın) O zaman sana, hayatın ve ölümün bütün acılarını kat kat tattırırdık ve bize karşı kendine herhangi bir yardımcı da bulamazdın.”(İsra Suresi 73-75) Rabbimizin biz inananlara verdiği bu örnekte Allah’ın elçisinin insanları kazanmak, tebliğ ettiği insanların Allah’ın dinine girmesini sağlamak amacıyla, onların isteklerine uygun ama Allah adına vahyedilmemiş sözler söylemeyi düşünmüş olmalı ki, elçisinin bu durumunu, ne kadar iyi niyetli de olsa, biz inananlara yanlış örnek olarak haber vermiştir. Böylece Rabbimiz müslümanlara Allah adına Kur’an’dan öğrendiklerinden başka söz söylememeleri gerektiğini elçisinin şahsında öğretiyor (7/169). Şimdi birisi Allah’ın haram kılmadığı herhangi bir şeyi (erkeklere altın takmak) Allah’ın elçisi haram etti diye geliyorsa, Rabbimizin kitabında haram edilenlerin arasında yoksa, bulunmuyorsa, işte bu müslüman için ortaya atılan bir fitne(ikilem)dir. Şimdi müslüman bu ikilem arasında birisine inanıp karar vermesi gerekliliği onun için bir imtihandır. Eğer Allah’ın kitabından araştırma gücüne sahipse, insanın zînetleri konusundaki “Ey Âdemoğulları! Mescitlere gidişinizde temiz ve güzel giyinin, yiyin için, israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez. De ki, ‘Allah’ın kulları için çıkarmış olduğu zînetleri (süsleri) ve rızıklardan temiz olanları, kim haram etmiştir?’ De ki, ‘Zînetleri (süsleri) ve temiz rızıklar dünya hayatında iman edenler için olup, kıyamet gününde de onlar için daha güzel şeyler vardır.’ Bilen bir topluma ayetlerimizi böyle açıklıyoruz.”(Araf Suresi 32) bu ayeti bulacak ve erkeklerin de zînet takabileceğini ve Kur’an içerisinde haram olarak belirlenenlerin içinde erkeğe altının haram olduğuna dair bir ayet veya belge yoksa araştırmasının sonucunda “Allah’ın kitabında haram olmayanı Allah’ın elçisi haram edemez” diyerek, Allah adına söylenmiş yalana ortak olmayacaktır. Bu ve bunun gibi örneklerde insanları yanıltmak ve Allah’ın kitabında olmayan, Allah’ın bildirmediği konular ile müslümanları yanıltmak ve aralarında ikilik çıkarmak için söylenen her söz reddedilmeli ve o konuyu Allah’ın kitabı Kur’an’a arz edilmelidir. Rabbimizin önerdiği, “aranızdaki çelişkileri Allah’ın kitabına arz edin” emrine uyulmazsa, müslümanlar tek bir ümmet olma imkânını yitirirler. “Fitne (insan) katletmekten daha kötüdür… Fitne kalmayıncaya ve din Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer sizinle savaşmaktan vazgeçerlerse, düşmanlık sadece zulmedenlere vardır.” (Bakara Suresi 191-193) 

Allah’ın Selamı, Rahmeti, Bereketi içine düştüğü fitneyi, Allah’ın kitabıyla çözüp, doğru olan sıratı müstakime ulaşanların üzerine olsun.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal

1 Yorum

  • Mustafa Bayhan
    2 Temmuz 2019, 09:59

    Yorum yapacak bilgiye sahib değilim. Ancak yazınızın başındaki önsözü çok değerli buluyorum.
    Allah’ın selamı üzerinize olsun.

    Yanıtla