‘Sizinle aynı gemide değiliz, hiç olmadık’

‘Sizinle aynı gemide değiliz, hiç olmadık’

Milli Gazete yazarı İshak Koç: “Aynı gemide değiliz. Herhangi bir gemide de değiliz. Sizinle aynı gemide hele hiç olmadık. Olmayacağız.”

Türk siyasetinde yaygın olarak kullanılan ‘Hepimiz aynı gemideyiz’ söylemine karşılık Milli Gazete yazarlarından İshak Koç, bugün ilginç bir yazı kaleme aldı. Yazısında iktidarı hedef alan Koç, sizinle hiç aynı gemide olmadık ifadesini kullandı. Sıkça ‘gemicik’ vurgusunda da bulunan Koç, “Sizi battığınız yerden çekmek derdindeyiz” dedi.

İshak Koç’un “Aynı gemide değiliz” başlıklı yazısı şöyle:

Aynı gemide değiliz. Size aynı gemide olduğumuzu, ancak geminin karaya vurduğunu söyleyecekler. Değiliz. Biz hiç sizinle aynı gemide olmadık. Bizim bulunduğumuz taşıt hiçbir zaman sizin Titanik’i andıran geminiz olmadı. Nazikleştirdiğini zannettiğiniz türden söylenecekse gemicik de olmadı. Biz sizin kullandığınız teknelere, kadırgalara ve hatta filikalara bile yanaşamadık. Kaderimiz açık denizde plastik bir botla zulümden kaçarken ısrarla ve inatla, daha mühimi inançla yaşam mücadelesi vermekti. Biz amansız dalgalar karşısında birer birer, biner biner parçalanıp kıyılara vururken siz keyifle seyrettiniz. Şimdi biz sizin iri balıklar gibi karaya vuruşunuzu seyrederken hiç de keyiflenmeyeceğiz. Bunun hoşnutluğu bizi hiç ırgalamayacak. Aksine sizi nasıl kurtarabiliriz diye düşünecek, derme çatma botlarımızdan ip sarkıtıp, kemer savurup sizi köhne batakhanenizden kurtarmaya uğraşacağız. Hep uğraştık. Yine uğraşacağız.

Aynı gemide değiliz. Bizi değil geminizde, atalarımızın yaşadığı, atalarımızın savaştığı, atalarımızın babalarımızı bırakıp cenge gittiği, atalarımızın can verdiği, atalarımızın medfun bulunduğu topraklarda dahi barındırmadınız. Atalarımızdan yadigâr tüm mallara, tüm kaynaklara, tüm kavramlara, tüm kavgalara el koydunuz. Siz dinlediğinizde ezana ezan, siz okuduğunuzda Kur’an’a Kur’an, siz tahrif ettiğinizde dine din, siz küfrettiğinizde dile dil dedirttiniz. Yok artık sizinle herhangi bir ortak yanımız. Elmayı emsal gösterip bir elmanın iki yarısı diye diye ortasından dilimlediğiniz elmaların her iki yarısını da siz yediniz. Ayvalara diş geçiremeyince sertliğini bizden bildiniz. Bu topraklardan sürüp gitmemizi istediniz. Zaten hayatın açığında demirlemeden, öyle dalgalar üstünde sallantıda yaşıyorduk. Sizin korunaklı gemiciklerinize hiç heveslenmedik. Ama şimdi o gemilerin teker teker sulara gömüldüğünü göreceğiz. Hayır, keyiflenmeyeceğiz. Sizi battığınız yerden çekmek derdindeyiz. Hep aynı dertteydik. Yine dertleneceğiz.

Aynı gemide değiliz. Siz geminizde keyfinizi katmerlerken bizim şişme botlarımıza yanaşmak dahi istemezdiniz. Bizim olmayan, eğreti durduğumuz botları bizimle paylaşmak istemezdiniz. Canlar birer birer heder olurken siz sadece parçalanan botlar için kederlenir, milli varlığımızdan harcanıyor diye kendinizi yerdiniz. O devasa gemileri terk edip tıka basa insan istiflenmiş botlara sığınmayı kendinize yediremezdiniz. Ancak görkemli geminizin alabildiğine su aldığını fark edince can havliyle kendinizi attığınız denizde, tutunacak bir sal, bir plastik bot, bir tutamak arandınız. Boğulmanızı seyretmek varken her zamanki olgunlukla size elimizi uzattık. Elinizi verin desek Yahudi içgüdüsüyle bize elinizi uzatmazdınız. Elimizi alın dedik. Buyurun botumuzu da alın. Ve bizim olan her şeyi sahiplendiğiniz gibi kullanın.

Aynı gemide değiliz. Hiç olmadık. Aynı geminin güvertesinden sırf eğlenmek için martılara simit, insanlara çay fırlatmadık. İnsanlara makarna, insanlara kömür, insanlara satranç seti de fırlatmamıştık. İnsanlara hiçbir şey fırlatmadık. İnsanları ve insanlığı da bir köşeye fırlatmadık. İnsanları faizin, betonun, soygunun, açlığın, yokluğun, yoksulluğun, yoksunluğun kucağına fırlatmadık. Aksine tam da oradan, kader diye, makûs talih diye öğretilenden, insanlığı fırlatıp attığınız bataklıktan çekip almak istedik, siz bırakmadınız. İnsanlara gemiler, uçaklar, yatlar, katlar vaat ettiniz. Çok katlı hastaneler, köprüler, spor salonları, bol kredili tokiler vaat ettiniz. Yokluktan beton geven, pankart kemiren insanlar türettiniz. Biz insanlığa ekmeği paylaşmayı önerdik. Elimizde kurumuş ekmeğimiz ve bulabildiysek ithal edilmemiş kuru soğan, işte bunlar tüm insanlığındır diye ilan ettik. Sizin gibi dünyaya ve varlığına tamah edenler doymamıştı ki biz doyalım. Plastik bir şişme botla okyanusa açılmışken açlığı yatıştırmayı denemek insanlığın eşitlenmesiydi. Ve elbette bu eşitlik bize kadar değildi. Batan geminizin malları, kandırdığınız insanlar da serin sularda cedelleşmek suretiyle eşitlenir. Ancak o plastik botlara doğru uzanan her ele uzanılır. Kendimiz için herhangi bir şeyi esirgemediğimiz gibi elimizi ve dahi hayatımızı da sizden esirgemeyiz. Çünkü bot, çünkü gitmek, çünkü yokluk; Timur Selçuk şarkısında olduğu gibi ‘yeter, öleceksek ölelim!’ demektir. Onurlu bir hayat ve sonunda ölüm adına gemiciklerinize tamah etmemektir.

Aynı gemide değiliz. Herhangi bir gemide de değiliz. Sizinle aynı gemide hele hiç olmadık. Olmayacağız.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal