Sekülerizm karşıtı, Gelenek yanlısı

Sekülerizm karşıtı, Gelenek yanlısı

Nakip El Attas üzerine iki yazı kaleme alan Hayrettin Karaman, okuyucuyu kitaplarına teşvik edecek yönde, El-Attas üzerine bir takım temel bilgileri gündeme taşıdı.

Yeni Şafak‘ta yayımlanan son iki yazısında Nakip El-Attas’ın fikriyatını anlatan Karaman, “Mehmed Aydın, İbrahim Kalın, Alparslan Açıkgenç gibi kendisine talebe olmuş ve yakından tanımış kimselerden birçok menakıbını ve özelliklerini dinlediğim bu zatın İslam anlayışını ve çağımızda bu anlayışı insanlığa sunmak için ortaya koyduğu projeyi, kitaplarından, öğrencilerinden ve hakkında yapılan çalışmalardan yararlanarak/aktararak kısaca tanıtmaya çalışacağım.” ifadesini kullandı.

Karaman yazılarında, el-Attas’ın düşünce ve metoduna ilişkin şu noktalara dikkat çekti:

El-Attas’ın çağdaş İslam düşüncesindeki yerini modernizm-sekülerizm karşıtlığıyla şekillenen ve gelenek yanlısı bir yaklaşım olarak ifade edebiliriz. Yalnız buradaki gelenek, İranlı düşünür Seyyid Hüseyin Nasr’ın ve Guenonyen ekolün savunduğu anlamda, tüm dinleri içine alan büyük harfli GELENEK (Tradisyonalizm, Perennializm) değil, köklerini İslam düşüncesinde bulan ve özellikle Gazzalici çizginin modern versiyonu olarak değerlendirilen orta yolcu bir gelenektir. (Kalın, 2007, s. 195; Dîn Muhammed, 2011, s. 65-66).

Attas, gelenek içerisinde Gazzali’yi kendine en yakın alim-mutefekkir olarak kabul eder. Bu yüzden Attas’ın geleneksel İslam düşüncesine, özellikle kelam ve felsefe ekollerine yönelik eleştirileri, Gazzali’den önemli izler taşır. Bu noktada Attas’in ‘islamileştirme’ projesi, Gazzali’nin düşünce sisteminin modern dönemde yeniden formüle edilmesi olarak değerlendirilebilir. Gazzali’nin kelam, felsefe ve ismaili düşünce aracılığıyla yaygınlık kazanan dogmatik teoloji, indirgemeci rasyonalizm ve siyasetin emrindeki felsefi söylemlere karşı, tasavvuf ve şer’î ilimler merkezli ‘orta yol’ arayışı, Attas’ın eserlerinde yeni bir ifade tarzı bulur.

Bilginin İslâmîleştirilmesi:

İsmail Raci el-Faruki, Seyyid Hüseyin Nasr, Ziyaüddin Serdar, Yasin Muhammed gibi çağdaş İslam düşünürlerinin tartıştığı ve çağdaş İslam düşüncesinde önemli bir başlık olan “Bilginin İslâmîleştirilmesi” konusunda el-Attas’ın yaklaşımı öncelikle “Bilginin Batılılaşmaktan Kurtarılması” yönündedir. (Bakınız: İslam, Sekülerizm ve Geleceğin Felsefesi, 5. Bölüm). Attas’a göre “Günümüz bilgisini olduğu gibi kabul ederek ona bazı İslami bilimleri ve ilkeleri “yama yaparak” veya “aşılayarak” bu bilginin İslamileşmesini beklemek çok yanıltıcı sonuçlar doğuracaktır ki bu da ne faydalı ne de arzu edilendir. Ne bu “yamama” ve ne de “şırınga etme” işi, beden yabancı unsurlarla dolu hastalıktan bitap düşmüşken bir şifa vermez. Bilginin bedeni İslam potasında yeniden şekillendirilmeden önce bu yabancı unsurlar ve hastalık ondan sökülüp atılmalı, sterilize edilmelidir. Mütakip önemli görevimiz, her bir düzeyin standardına göre belirlenmiş, en alt düzeyden en yükseğine kadar tüm eğitim sistemimizde sunulacak olan öz bilgiyi içeren bir bileşim üretmek için İslami unsur ve anahtar kavramları formülleştirmek ve entegre etmek olacaktır. (El-Attas, 1989, s. 183).

İslâmî Eğitim:

El-Attas’a göre İslâmî eğitimin gerçek amacı “iyi bir insan” yetiştirmektir. Diğer eğitim sistemlerinde amaçlanan “iyi bir vatandaş” yahut “iyi bir işçi” ideali “iyi bir insan” idealini gerektirmezken; “iyi bir insan” hedefi zorunlu olarak “iyi bir vatandaş” ve “iyi bir işçi” ideallerini de bünyesinde barındırmaktadır. (Wan Muhammed Nor, 1993-94, s.56).

Allah’ı, İslâm metafiziğinin ve ona dayanan İslâm dünya görüşünün merkezindeki anahtar kavram olarak belirleyen el-Attas, eğitim felsefesini de bazı anahtar kavramlarla şekillendirmekte, tasarladığı eğitim modelini şu kavramlar üzerine bina etmektedir: Din, İnsan, Bilgi (ilim ve marifet), Hikmet, Adalet, Doğru amel (edep), Üniversite (külliye, camia). Bu kavramlardan birincisi bilgi araştırmasının gayesi ve eğitim olayıyla olan ilişkisine, ikincisi bunun faaliyet alanına, üçüncüsü münderecata, dördüncüsü ikinci ve üçüncü için bir kritere, beşincisi dördüncüyle ilgili olarak dağıtım olayına, altıncısı birden beşe kadar olan kavramlar için gerekli olan yönteme, yedincisi ise tüm bunların ifa biçimine atıftır. (el-Attas, 1989, s.180-181).

Attas hem çağdaş Batı düşüncesini hem de İslam tefekkür geleneğini derinlikli olarak tahlil etmiş, modern seküler dünya görüşünü ihatalı olarak tenkit etmiş ve İslam düşüncesinin yeniden inşasını hedeflemiştir.

Öğrencilerinden Prof. Dr. Wan Mohd Nor Wan’ın tavsifi ile “Attas sadece çok dikkatli kullandığı kelimelerle değil, aynı zamanda derin İslâm metafizik ilmini, tasavvufu hem İslâmî hem de modern bilimin birçok branşını kullanarak, çok geniş ve çeşitlilik gösteren kişisel ve âilevî tecrübelerini işin içine katarak eğitim verir. Doğruluğu hem konuşmalarıyla hem de hareketleriyle örneklendirir. Zihninden geçeni söyler ve bunları emin, kibar ve ârifâne bir biçimde uygular. Eğer bir hata yaparsa özür dilemek için hiç tereddüt etmez. Hz. Peygamber her zaman onun için örnek teşkil eder… Batı ve Doğu’nun birbirine ve beşerî medeniyete yaptığı büyük katkıları her zaman takdir etmiştir. Fakat aynı zamanda Batı ile Doğu arasındaki fark kadar bunların her birinin kendi içindeki özgün farklılıklarının da altını çizmiştir… Müslümanların da dahil olduğu birçok kişi ve özellikle gayrimüslim yazarlar hatta akademisyenler şeriatı tasavvuftan ayırmaya çalışır, ama Attas en yüce sûfîlerin çalışmalarını takip ederek, tasavvufu şeriatın ihsan makamında tatbik edilmesi olarak tanımlar. O şunu söyler: “Hakiki sûfîler İslâm’ın ilkelerini ve şeriatı her zaman muhâfaza ederler ama bunu, kendi ilim ve tecrübelerine dayanarak popüler veya sosyal sebeplerle değil, sadece Allah rızası için yaparlar.”

Gazalî gibi Attas’a göre de İslam eğitim sistemi çerçevesinde ideal anlamda bir eğitimin ilk hedefi bilgi ve değerlerle donanmış “iyi insanlar” yetiştirmektir. Bu gaye, İslam’ın diğer sistem ve yapılardan farklı olarak benimsediği ve ona orijinallik kazandıran bir özelliktir. Bu eğitim insani manada derinleşen ve kendi derinliğinde bulunan cevherin de farkında olan insanı yetiştirir. “Bu hedef, insanı dünyanın şu ya da bu bölgesinde bir vatandaş olması itibariyle değil, insan olmasından dolayı” ele alır.

Attas bilginin kaynakları olarak, gözlem, akıl ve akıl yürütme, sahih rivayet (vahiy), sezgi ve ilhamı zikreder. Modern bilim ve felsefenin indirgemeci yaklaşımlarına karşılık, bu bilgi türleri arasında bir hiyerarşi ilişkisi vardır. Vahiy nihai bilgi kaynağını ifade ederken, his, eşya hakkındaki en asgari ve sınırlı bilme biçimidir.

Bilgi-teorik açıdan İslamlaşma, insan aklının şüpheden (şekk), sanıdan (zan) ve boş münakaşadan (mira’) kurtarılıp, ruha, düşünceye ve maddeye ait gerçekler konusunda hakikatin (hakk) kesin bilgisine ulaşmaktır. Bu işlev ilkin bilimsel bilgiye dayanır, ancak nihai planda, mutlaka, daha yüksek bir bilgi türü olan marifette temellenir ve bu bilginin öncülüğüne girer. Bu yüksek seviyedeki bilgi türü, farzı ayn’ı kapsarken, bilimsel bilgi farzı kifayeyi içerir. Ferd açısından, hayati anlamda İslamlaşma, Peygamber’i hem erkek hem de kadın için örnek bir rehber olarak kabul etmek ve buna inanmaktır. Toplum açısından sosyal ve tarihsel anlamda İslamlaşma, Peygamber zamanında gerçekleşen ahlaki mükemmelliğe ulaşmak için ve bunu başarmak için çaba göstermektir.

Farzı ayn (her Müslümana farz olan) dini bilimler:

1.Kur’an’ı Kerim: Kıraati ve yorumlanması (tefsir ve tevil). 2. Sünnet: Peygamber’in hayatı, daha önceki peygamberlerin ve ilahi davetlerinin tarihi, hadis ve güvenilir rivayet. 3. Şeriat: Fıkıh usulü ve fıkıh, İslam’ın prensipleri ve amel (İslam, iman, ihsan). 4. Kelam: Allah, mahiyeti, ilahi sıfatlar, isimler ve fiiller (Tevhid). 5. İslam Metafiziği (tasavvuf): Psikoloji, kozmoloji, ontoloji, varlık hiyerarşisini anlatan kozmolojik doktrinler dâhil İslam felsefesinin yasal unsurları. 6. Dil Bilimleri: Arapça gramer, lügat-bilim ve edebiyat.

Farzı kifaye (ümmetin ihtiyacı kadar elde dilmesi farz olan) bilimler:

1. Beşeri bilimler, 2. Doğa bilimleri, 3. Uygulamalı bilimler, 4. Teknik bilimler, 5. Mukayeseli din, 6. Batı kültürü ve uygarlığı, 7. Dil bilimleri, İslamî diller, 8. İslam tarihi.

Bu iki yazıda Attas’a dikkat çekmeyi başarabildiysem artık onu okursunuz.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal