Şark ve Garb Kadınları

Şark ve Garb Kadınları

Bugün Müslüman entelektüeller artık bu konuları tartışmaz, gündeme getirmez oldu. Ne hikmetse herkes bir yerden bir şekilde yakasını modern cahiliyeye kaptırdı. Oysa kimse kimseyi zorlamamıştı…

Şark ve Garb Kadınları

Yakup Döğer

Bu yazımızda Ermenekli Mustafa Safvet Efendi’nin Beyanül Hak Gazetesinde yer alan ve bugünün kadın üzerinden süren toplumsal değişiminin tarihi kodlarını taşıdığına dair işaretler bulunan bir makalesini kritik etmeye çalışacağız.

Mustafa Safvet Efendi II. Meşrutiyet dönemi Müslüman mütefekkirlerinin önde gelenlerinden olup, temsil makamı yüksek şahsiyetlerinden biridir. Mustafa Efendi de döneminin Müslüman muhalefetiyle aynı çizgide yer almış, ilk dönem İttihat Terakki taraftarlığı ve Abdülhamit karşıtlığıyla kendisine bir çizgi belirlemiştir. II. Meşrutiyetin ilanında, Abdülhamit’in devrilmesinde ulema sınıfıyla birlikte İttihatçılar lehine çalışmış, halkın gözünde İttihatçı taifenin meşrulaşmasına omuz verenlerdendir. Meşrutiyetten ve ittihatçılardan büyük umutlar besleyen lakin ilerleyen süreçte ortaya çıkan toplumsal değişim sonucunda kısa zamanda umutlar yerini hayal kırıklığına bırakmıştır.

Mustafa Safvet Efendi 1877 yılında Konya’nın Ermenek ilçesinde dünyaya gelmiş, tahsilinde mantık, fıkıh, usul, akaid dersleri almıştır. 1909 yılında Beyazıd Camiinde hocalık yapmıştır. Beyanül Hak gazetesinde en çok makale yazanlardandır. Toplumsal değişimin beklentilerinin aksi yönde gelişmesiyle birlikte eleştirel düşüncelerini dile getirmiş, çeşitli konularda makaleler yazmıştır. 1964 yılında İstanbul’da vefat etmiştir.

Mustafa Safvet Efendi, Beyanül Hak’ın 23 Ağustos 1910 tarihli 74. sayısında “Şark ve Garb Kadınları” adlı bir makale kaleme alır. Makalesinde dönemin siyasi iktidarı tarafından kadın merkezli toplumsal dönüşümü ve Avrupa hayranlığını ele alarak eleştirir. Makale bugün hiç hız kesmeden süren kadın merkezli bir toplum oluşturma çabalarının geçmiş dönem tarihi kodlarını taşıması açısından kayda değerdir. Mustafa Efendi’nin makalesinde ele aldıklarının bugünkü iktidarlar tarafından da aynıyla siyasi bir tavır olarak uygulanması, aslında zihniyet olarak o günden bugüne hiçbir şeyin değişmediğini de göstermesi açısından önemlidir.

Mustafa Efendi, dönemin bir gazetesinde yer alan, Avrupa görmüş bir seyyahın, Batı’da gördüğü Avrupalı kadınları anlatarak Anadolu’nun kadınlarıyla kıyas yapmasını eleştirir. Seyyah, Avrupa’da kadınların da erkeklerin yaptığı her işi yapmakta olduklarını ifade eder.

“Geçen hafta gazetenin birisi Avrupa’ya seyahatin neticelerini anlatan, Avrupa’nın erkekleri ile kadınları hakkında bir baş makale yayınladı. Makalede şarkın kadınları ile garbın kadınlarının arasında bir kıyaslama yaparak, Avrupa’daki hayat şartlarına değinip sözü bizim kadınlarımıza getiriyor. Bizde henüz erkekler için bile yeterince iş olmadığına değinerek, kadınların erkek işleriyle meşgul olmasının mümkün olmayacağını izah ediyor ve kadınlarımız eğitime teşvik edilmeli diyerek sözü bitiriyor.”(1) Seyyah alçaklık kompleksiyle Avrupa hayranı olan bir şahıstır ve kendi halkının kadınlarını Avrupa kadınlarıyla kıyaslayarak, bir bakıma kendi kadınlarını aşağılamaktadır.

Mustafa Efendi seyyahın ifadelerine karşı ciddi bir tepki verir. “Bu gezenti seyyah birkaç kez Avrupa’ya gitmekle Avrupa hakkında ne gibi bir malumat sahibi olmuştur?” Kendi halkını tanımayan Batı perest taife, köylülerin nasıl bir hayat yaşadıklarından, ne vergiler verdiklerinden habersizdir. Mustafa Efendi seyyahın kendi halkından habersizliğini eleştirir: “Avrupa seyahatlerinde kendi keyfinde gezeceklerine, bir kere kendi insanını düşünse, insaf etse, o vakit hizmet etmiş olurlar. “Zavallı seyyah ne yapsın Anadolu’nun Rumeli’nin kazandığını ve kazanacağını (!) Kendisi gibi, paraları toplayan ve bu paraları nasıl yiyeceklerini bilemeyen İstanbul görmüşler, taşra erkek ve kadınlarını İstanbul’a kıyas ediyor da diyor ki: “Avrupa’da bir erkek ne yaparsa kadın da onu yapar. Bir erkek ne gibi zahmetlere katlanırsa, kadın da bu hususta erkekten aşağı kalmaz. Avrupa’da kadınlara ‘elinin hamuruyla erkek işine karışıyor’ denilemez. Kadınlar duvarcılık, rençberlik ve her işi yapar.”(2) Dikkat edilirse, kadının erkekten farkının olmadığını ve erkeklerin yaptığı her işi kadınların da yapabileceği o dönemlerde dile getirilirken, artık günümüzde bunun fiilen gerçekleştiği ve eşitlik söylemiyle, kadınların erkeklerle yarıştırıldığı günleri görmekteyiz. Siyasi iktidarların en yetkin ağızlarından çıkan söylemler ve hukuki düzenlemelerle nerelere gelindiği aşikârdır.

Mustafa Efendi kendi memleketinde çıkan bir gazetenin, kendi memleketinin halkı hakkında bilgisi olmamasının çok garip ve yadırganacak bir şey olduğunu da ifade eder. Sürekli olarak Avrupa kadınlarını övüp öne çıkaran seyyahın kendi memleketinin kadınlarının ne gibi işlerle meşgul olduğu konusunda bir fikri yoktur. Mustafa Efendi kendi memleketinin kadınlarının ne işlerle meşgul olduğunu, neler çektiğini seyyaha hatırlatır. Avrupa yaşantısına körlük derecesinde meftun olan seyyahın bilmediği çok şey vardır:

“Evet, seyyahın bildiği bir yerlerde evi temelinden yıkan kadınlar olduğu gibi, bilmediği bir yerlerde kocasının belini doğrultan, yüzünü güldüren kadınlar vardır. Seyyahın buyurduğu gibi bizim kadınlar da kocaları ne yaparsa onlar da onu yapar. Hatta bizim kadınlar Avrupa kadınlarından ziyade çalışır da, akşam karnı da doymaz. Avrupa kadınları el arabalarında yük taşıyormuş (!) Bizim kadınlar dağlardan arkalarında odun taşıyor da, getirdiği bir arka odun ile akşama yemek pişirecek, ısınacak, aydınlanacak. Orman memuru da, kadınların getirdiği odunlara zaruri ihtiyaçtır demeyecek, o kadından utanmadan, Allah’tan korkmadan para alacak.”(3) Anadolu’nun muhterem kadınlarının ne işlerde çalışıp neler çektiğinden seyyahın haberi yoktur.

Yokluk ve sefalet içinde kıvranan mazlum Anadolu kadınına en büyük hakaret, hayatlarını sömürü üzerine kuran Avrupa’nın zalim medeniyetinin kadınlarını örnek göstermek, toplum yapısını meth etmek, kendi insanına yapabileceği en büyük hakaretlerdendir. Devlet dağılmanın eşiğine gelmiş, Avrupa tarafından Anadolu işgal sürecine girmiş, insanlar Avrupa tarafından sömürülmeye başlanmışken, buna rağmen Avrupa kadınlarını kendimize örnek göstermek ne büyük ihanettir! Bugün bile Ümmetin başına her türlü belayı açan, her yerden saldıran, katleden, sömüren düzenin sahiplerine ve dahi kendi celladına sürekli yalvaran aymazlar, başlarına neler geldiğinin farkında olmalarına rağmen, bu emellerinden vazgeçemiyor. Bu durum gösteriyor ki, siyasi iktidarların muhafazakâr ya da başka bir yapıda olması, Batı merkezli kurulan devletin siyasi politikasını değiştiremeyeceğine işaret ediyor. Laik ulus devletin kuruluş amacı, devletin ve toplumun İslam kimliğinden çıkarılarak, tam bir Batı tipi devlet ve toplum oluşturmak olduğu açıktır.

Mustafa Efendi, seyyahın yaklaşımlarına şiddetle muhalefet eder ve her toplumun içtimai yapısının farklılığına işaret eder. Avrupa insanı ile Doğu’nun insanının içtimai yapısı kıyas götürmeyecek şekilde farklıdır. Seyyah kaleme aldığı makalesinde şark kadınlarının eğitim olarak da çok geride olduğunu söyleyerek, bir an evvel kadınların eğitim için teşvik edilmesi gerektiğini dile getirir. Bir bakıma ülkemizde bir dönem çok popüler olan ve halen de popülerliğini sürdüren “haydi kızlar okula” söyleminin o dönemdeki tarihi izleri buralarda gizlidir. Diplomalı cahiller bu ülkeyi yıldırmıştır ve bu cahiller Avrupa’dan ayrılıkçı siyasi fikirlerden başka bir şey de getirmiş değillerdir.

Kadınların eğitime teşvik edilmesi gerektiğini belirten seyyahın bilmediği ya da bilmek istemediği başka husus, Müslümanlar kadınlarını hiçbir zaman erkeklerle karışık okutamazlar: “Müslümanlar kadınlarını hiçbir zaman erkek okullarında tahsil ettirmezler ve ettiremezler. Öncelikle bu açıdan bir çare düşünelim, muhakeme yapalım. Her memleketin kendisine has içtimai durumu var ya! Onu dikkate alarak söyleyelim. Bizim memlekette şimdilik erkek dışarıda, kadın içeride çalışmaya mecburdur diyelim.” (4) Şark toplumu yani Osmanlı halkı Müslümandır ve karışık eğitimde, erkek kadın aynı okulda okutulmaz, okutulamaz. Fakat bu demek değildir ki, Müslümanların kadınları kızları her işten elini eteğini çekmiştir, hiçbir işle meşgul olmazlar. Aslında seyyah gibileri rahatsız eden yan, getirdikleri fikirlerin kendi toplumlarında kabul görmemesidir. Mesele eğitim değildir. Mesele Müslüman halkın, Avrupalı gibi bir hayat yaşamayı kabul etmemesidir. Seyyah gibiler her ne kadar Müslüman kadınlarının bir iş görmediğini zikretse de, durum onun bildiği gibi değildir. Şarkın kadınları çalışkandır ve kendi işlerini kendileri görür:

“Tekrar edelim, eskiden şark kadınları evi için gerekli olan ihtiyaçlarının birçoğunu kendileri temin ederdi. Hele hanım kızlarımızda çeyiz edinme fikri bulunurdu. Bu suretle şark aileleri arasında asrın nadide sanatkârları denebilecek insanlar yetişirdi. Bu suretle en kaba işlerden tutun da kilim, halı, havlu, el işleri gibi en ince işlere varıncaya kadar memleketimizde çıkan kıymetli imalat hep kadınlarımızın mahareti idi. Ve hala bu gibi değerli işler memleketimizde yapılmaktadır.”(5) Şarkın kadını, Avrupa kadını gibi değildir, kocasına ve ailesine bağlıdır. Bundan dolayı ellerinden ne gelirse evine katkı sağlamak için çırpınır dururlar. Mustafa Efendi, kendilerinin de kadınların her türlü işten elini çekmesini istemediklerini ifade eder: “Biz istemeyiz ki: Kadınlarımız her türlü marifetten uzak kalsın, her türlü işten elini çeksin. Yine istemeyiz ki: İlahi kudretin erkeklere nazaran nahif ve kibar yarattığı kadınlar, erkeklerin bile tahammül edebilmesi zor olan işlerde çalışsın. Ve hem – siz gezinizde gördüklerinizde ne kadar ısrar etseniz de – çalışamazlar da.”

Aslında bütün bunlardan daha da önemli başka bir şey vardır. O da aile kurmak ve nesil yetiştirmektir. Evlilik müessesesinin devamıdır. Eğer evlilik hayatı devam etmez ve çoluk çocuk yetişmezse, bir memleketin geleceği olamaz: “Bir de insanlığın bekası meselesi vardır. Bu da evlenmek çocuk yetiştirmektir. Saadeti istikbal için evlenmek aile olmak ve çocuk yetiştirmekle mümkündür. Bu söz için uzun izahlara gerek duymuyorum, yalnız şu iyi bilinir ki, istikbalin saadetine kefil olan aile olup nesil yetiştirmek, kadınların erkekler gibi sokaklarda çalışmasına katiyen müsaade etmez.”(6) Avrupa ise geldiği eşik itibarıyla bu önemli konuya değer vermemektedir. Hatta birçok Avrupa ülkesinde ve Amerika’da aile hayatı aleyhine fikirler ortaya çıkmıştır.

“Avrupa’da Amerika’da evlenmek ve aile aleyhine uyanan yeni fikirleri kabul eder de, hali hazırımızda hayvanca yaşayarak hiçbir değere bağlanmaksızın, kendim çalışıp kendim yerim fikrinde bulunursak, geleceğimizi düşünmezsek, bu olumsuzluklar yaşayacağımız şeylerdendir. Aksi taktirde hamile bir kadın, hamileliği belli bir kadın, kucağı çocuklu bir kadın, hiçbir zaman erkeklerin çalıştığı işlerde çalışamaz, yapamaz, yapmamalıdır da.”

Bugün yaşadığımız dönemde aile üzerine yapılan saldırıların tarihi kodlarını o dönemlerde görmekteyiz. Basın, televizyon, dizi, filmler gibi birçok alanda saldırıların merkezinde aile olduğu bilinen gerçektir. Ve diğer bilinen gerçeklerden biri de, bu saldırıların siyasi iktidarlarca desteklenmesi, önünün açılması, teşvik edilmesidir. Mustafa Efendi çok endişeli görünmektedir ve haklıdır da. Bugün gelinen noktayı görseydi daha neler yazardı kim bilir?

Mustafa Safvet Efendi kendi döneminde öne sürülen bu fikirlerin iki merkezi aşındırmak için yapıldığını zikreder. Birisi aile kurumu, diğeri ise Müslüman kadınların tesettürüdür. Ailesine düşkün ve tesettürlü kadınlar terakkinin önünde engeldir. Eğer böyle giderse Avrupalı olmak mümkün değildir. Mustafa Efendi Taksim Meydanında şahit olduğu bir hadiseyi de nakleder. Düşünün ki Müslüman toplumda o dönem bile Taksim Meydanında kadınları güreştiriyorlar. İki kadının güreştirildiğini anlatan Mustafa Efendi, erkekler ve kadınların farklı fıtratlarda yaratıldığı için nasıl aynı işi yapabileceklerini sorgular.

Hem, Şarkın kadınları Müslümandır ve onlar hiçbir zaman dinin hükümlerine aykırı davranamazlar. “Şunu da söylemeden geçmeyelim, memleketimizde birçok fabrikalar olsa da kadınlar erkeklerden ayrı halleriyle kendilerine uygun işler bulsalar bile, hiçbir suretle şarkın usulüne, din-i İslam’ın hükümlerine aykırı davranamazlar.”(7) Bugün kapitalist sömürü düzeninde gelinen yeri Mustafa Efendi görseydi nasıl bir tepki gösterir, neler yazardı acaba? Ne din kalmış, ne de dinin hükümleri! Her şeyin birbirine girdiği dönemde, erkekler ve kadınların karmakarışık çalıştığı fabrikalarda, iş yerlerinde, mahremiyetin ortadan kalktığı bir dönemde, dinden ve dinin hükümlerinden bahsedilebilir mi?

Mustafa Safvet Efendi seyyahın asıl demek istediğine temas eder: “Seyyahın uzun makalesinde asıl dikkat çekmek istediği husus şu husustur ki: Şarkın Müslüman kadınları tesettürlerini üstlerinden atmadıkça bu memlekette ilerlemenin mümkün olmayacağı iddiasında bulunmasıdır.” Avrupa meftunlarının meselesi terakki değil, gâvurlaşmaktır. Bu gâvurlaşmanın önünde Müslüman kadının tesettürü büyük engeldir ve bu engel, seyyah gibilere göre ilerlemeye manidir. Oysa Müslüman kadının tesettürü İslam’ın hükümlerindendir. Müslüman kadınlar iffet perdesini ve tesettürlerini her zaman muhafaza edecektir.

“Batı’da olduğu gibi Doğu’da kadınlar erkeklerle karmakarış, içli dışlı bir ortama giremezler ve girmeyeceklerdir de. İslam kadınları böyle ortama isteyerek değil, kerhen ve cebren girecek olsalar bile, yüzlerindeki iffet perdesini ve başlarında o tesettürü her zaman taşıyacaktır. Ve hiçbir ihtilal, inkılap bunu ortadan kaldıramayacaktır. Bundan da emin olunmalıdır. İslamiyet’in başlarına örttüğü o iffet perdesini ve başörtüsünü alenen çıkarıp atanları da, İslam toplumu hiçbir zaman kabul etmez ve etmeyecektir de.”(8)

Mustafa Safvet Efendinin o dönemde ifade ettiklerinin kendisinden yüz yol sonra nasıl bir yere geldiğine bakacak olursak, hal üzüntü verici, can sıkıcı, iç yakıcıdır. Üniversite önlerinde başörtüleriyle okumak için yıllarca mücadele eden, lakin memuriyet hayatına atıldıklarında ne mahremiyetin ne de başörtüsünün bir anlam taşımadığını hepimiz görmüş, şahit olmuşuzdur. Kendi şahitliğimle haremlik selamlık oturan Müslüman ailelerin kadınlarından kaç tanesini çalıştıkları kurumda başları açık, mahremiyetten uzak ortamlarda görmüşlüğüm vardır. Dünyevileşmek, diniden vazgeçmeyi beraberinde getiriyorsa, bunun sonucunun ne olduğunu bu eylemin sahipleri de bilmektedir.

Avrupa’nın dışarıdan kendisi, içeriden de yerli işbirlikçileriyle sürdürülen bu savaş, ne yazık ki Müslümanların teslimiyetiyle sonuçlanmak üzere. Esir olmak başka bir şey, teslim olmak başka bir şeydir. Mustafa Efendi’nin, “Batı’da olduğu gibi Doğu’da kadınlar erkeklerle karmakarış, içli dışlı bir ortama giremezler ve girmeyeceklerdir de. İslam kadınları böyle ortama isteyerek değil, kerhen ve cebren girecek olsalar bile, yüzlerindeki iffet perdesini ve başlarında o tesettürü her zaman taşıyacaktır. Ve hiçbir ihtilal, inkılap bunu ortadan kaldıramayacaktır. Bundan da emin olunmalıdır.” diyerek büyük iddia ile sarf ettiği bu sözler, bugün nasıl bir karşılık bulmaktadır?

Müslüman toplumun kendi içinden çıkanlar tarafından yıllardır asimilesi ve düzenle uyumlu hale getirme çabası ve dahi Müslümanların dünyevileşme sevdasıyla bu tür çabalara destek verip boyun eğmesi, başka bir inkılaba gerek bırakıyor mu? Mustafa Efendi gelişmelerden ve yapılmak istenenlerden rahatsızlığını belirtirken, tavrını da ortaya koymaktadır. Bugün Müslüman entelektüeller artık bu konuları tartışmaz, gündeme getirmez oldu. Ne hikmetse herkes bir yerden bir şekilde yakasını modern cahiliyeye kaptırdı. Oysa kimse kimseyi zorlamamıştı. Teklif var ısrar yoktu. Lakin Müslümanlar teklifi ısrar ve cebir gibi anladılar. Cahili düzen Müslüman aklıyla, fikriyle, eylemiyle her seferinde yeniden yorumlanarak kendisini yenilemeyi başardı.

Bugün yalvar yakar, hala Avrupalı olmak sevdasını sürekli gündeme getiren ve Avrupalı olmayı stratejik hedefler arsında görenler, Avrupa’nın bu Ümmete neler yaptığını ve halen de neler yapmakta olduğunun en iyi farkında olanlardır. Buna rağmen kutsalsız bir çölde yolunu şaşıranlar, serap gördüklerinin farkında olmadan karanlık ufuklara doğru koşar adım gitmektedir.

Dipnotlar
1-Beyanül Hak Sayı 74, sayfa 1437
2-Beyanül Hak Sayı 74, sayfa 1437
3-Beyanül Hak Sayı 74, sayfa 1437
4-Beyanül Hak Sayı 74, sayfa 1438
5-Beyanül Hak Sayı 74, sayfa 1438
6-Beyanül Hak Sayı 74, sayfa 1439
7-Beyanül Hak Sayı 74, sayfa 1439
8-Beyanül Hak Sayı 74, sayfa 1439

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal