Müslümanlarda Aile Hayatı

Müslümanlarda Aile Hayatı

Ahmed Şevki, fertten aileye toplumu Avrupalı yapmak ve kadim Osmanlı ahalisini dönüştürmek için çaba sarf edenlere, böyle giderse işin nerelere varacağını anlatmaya çalışmaktadır.

Müslümanlarda Aile Hayatı

Yakup Döğer

Bu yazımızda Ahmed Şevki’nin (1868-1932) Beyanül Hak Gazetesinin 2 Ağustos 1910 tarihli 71. Sayısında kaleme aldığı “Müslümanlarda Aile Hayatı”adlı üç bölümlük makalesini ele almaya çalışacağız.

Ahmet Şevki, Kahire doğumlu olup, son dönem Arap şairlerinin en meşhurlarındandır. Mehmed Akif gibi, cemiyetin dikkatini İslâm dünyasındaki sosyal ve ahlâkî çalkantılara ve modern Batı’nın sömürgeciliğine çekmeye çalışmıştır. “Milletler ahlâkları ile yaşarlar, ahlâkı olmayan millet çöküntüye uğrar” anlamındaki darbımesel haline gelen beyti onun bu devredeki hâkim düşüncesini gösterir.(1)

II.Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte Osmanlı toplumu baştan aşağı yenilenmeye, fert ve toplum Batılı referanslar ışığında yeniden kurulmaya çalışılmıştır. Bu işe de toplumun temel taşı olan aileden başlanmış, kadınlar üzerinden yeniden bir düzen inşasına girişilmiştir. Bu inşada ise örnek alınan model Batılı aile tipidir. Ahmed Şevki, Batıyı çok iyi tanıyan biri olarak bu girişimin Müslüman aile yapısı için çok büyük sıkıntılar doğuracağına işaret ederek, Batı toplumundaki aile ve toplum yaşantısını makalesine konu edinmiştir. Son dönem Avrupa merakıyla ve AB üyesi olmak arzusuyla yanıp tutuşan muhafazakâr camiaya bir ithaf olması açısından bu önemli makaleyi bizde ele almaya çalışacağız.

Ahmed Şevki öncelikle Batıya özenenlerin Batıyı tanımadığını, kulaktan duyma bilgilerle sağlıklı bir malumat edinilemeyeceğini ifade eder. “Avrupa’yı uzaktan duyanlar, Avrupa’nın ne demek olduğunu bilemediklerinden dolayı, Avrupa’nın bütün manasıyla bir cennet olduğunu zannederler. Her iyiliği her varlığı orada bilirler. Hâlbuki Avrupa memleketleri gerek içindeki zenginler, gerek ceplerini doldurarak gidenler için beş-on günlük zevk ve sefada bulunulacak güzel bir eğlence yeridir. Diğer taraftan orta halliler, amele kısmı için Avrupa memleketleri bir insan cehennemidir. Cehennemde huzur ve rahat var ise, bu kısım içinde Avrupa’da rahat ve huzur vardır.”(2)Ahmed Şevki hissiyattan soyutlanmış mekanik kurguda inşa edilmiş Avrupa’nın o dönemdeki yapısını özetlemektedir. Avrupa kurduğu tüketime dönük kapitalist düzeniyle tamamen varlıklı olanlara hitap eden ve çalış-kazan-harca-tüket merkezinde dönen yapıdır. Refah ve mutluluk sadece kendi insanı için vardır ve bunun en gerçekçi ispatı her yönüyle ortadadır.

Ahmed Şevki beyanına göre ağaç kaşık işi yapmakta ve bu sebepten Avrupa gitmişliği bulunmaktadır. Avrupa erkânının bütün aile fertleri çalışıp kazanıyor, fakat erkeğin de kadının da vazifeleri belli değildir. Akşama kadar koşturup çalışanların geleceği yer bir apartman dairesidir yahut bir lokantadır. Buralarda ne yediklerini ne içtiklerini bilmeyerek bir kere karınlarını doyurdular mı, yine gidecekleri yer ya bir gazino ya da bir tiyatrodur.(3) Toplum sadece kazanmak ve harcamak üzerine yaşar. İnsanların başkaca bir emeli, hayattan beklentisi yoktur. Gündüzleri çalışmakla, geceleri de eğlenceyle ömürlerini sürerler. Vücutları ve kalpleri istirahatten mahrumdur.

Bu mahrumiyet onlar için büyük sıkıntıdır ve istirahat için evleri olmazsa da bir otel odasında ölü bedenlerini dinlendirirler. Evleri kafessiz kuş gibi boş durur. Ailede herkes çalışıp kazanmaya, kazandığını harcamaya alıştığı için, evlerinde ağızlarına koyacak bir lokma yemek, içecek bir bardak çay bulamayacaklarından, bütün aile fertleri sokağa fırlamaya mecburdur. Bir aile gibi baş başa verip hasbihal edemezler, oturup konuşmazlar. Bu durumda bir aileden bahsetmek mümkün müdür?(4) O dönemde özendirilen Avrupa aile yapısını özetleyen Ahmed Şevki, aslında parçalanmış yüreklerin aile olamayacağını, hissiyattan ve maneviyattan yoksun kalplerin mutlu olamayacağını izaha gayret etmektedir.

Böyle bir hayat yaşayanlar, ömrünü sadece çalışıp kazanmak ve harcamakla geçirenler, bir misafir gibi yaşayacak, her nerde bulunursa bulunsunlar hiçbir zaman rahat ve huzur nedir bilmeyeceklerdir. Zamanla işin rengi değişir ve hayat ailecek sefahate dönüşürse, artık o ailede huzur beklemek mümkün olmayacaktır. Böyle bir aileden huzur beklemek, seraptan su beklemeğe benzeyeceğinden, o ailedeki fertlerin sonucu intihar olacaktır.

Ahmed Şevki, fertten aileye toplumu Avrupalı yapmak ve kadim Osmanlı ahalisini dönüştürmek için çaba sarf edenlere, böyle giderse işin nerelere varacağını anlatmaya çalışmaktadır. Zira o dönemde özellikle Avrupa hayranı dergi ve gazeteler alabildiğine Batılı toplumu öne çıkarmakta, özendirici yayınlar yapmaktadır. Özellikle İttihatçı basın incelendiğinde bugün bile yapılanlardan daha cüretkârca davranmakta, Avrupa’nın moda rüzgârını Müslüman ahaliye sürekli reklam etmektedir.  İttihatçı basından olan Şehbal Dergisi bunun en önemli örneklerindendir. Batılı bir toplum özentisini körükleyen Şehbal, daha birinci sayısından başlayarak özellikle kadın konusunda yazı ve fotoğraflarla Avrupa yaşam tarzını reklam etmektedir.(5) Sekiz sayı çıkmasına rağmen, kadının toplumdaki kadim yerine müdahale eden Demek Mecmuası ilk akla gelenlerdendir.

Ahmed Şevki makalesine Beyanül Hak’ın 72. sayısında devam eder. “Bunca söylediklerim gibi, Avrupa insanı fıtratı insaniyenin haricine çıkmış bir hayat içinde yaşamakta, yoksullar bu hayatta inim inim inlemektedir.”(6) İşte bu cahilane hayat, Avrupalıların zengin fakir, büyük küçük demeden hepsinin zihinlerine, kalplerine yerleşmiş, berbat bir hale gelmiştir. Bu hal tabii olarak bütün kadınlar arsında dahi kabul gördüğünden bir ailenin ortaya çıkması müşkül bir hal almıştır.

Ailecek çalışıp kazanmak, harcamayı da beraberinde getirdiğinden, halk arasında özenti başlamış ve her kesim bir diğerine özenmeye, bir diğerinin giydiğini giymeye, yediğini yemeye odaklanmıştır. Böyle bir hayat taşınabilir, yaşanabilir olmadığından, gençlerden gerek erkek olsun gerek kadın olsun yalnız yaşamaya başlamıştır.(7) O dönemlerde bile böyle olan Avrupa toplumu, son dönemde nasıl bir hale geldiği hepimizin malumudur. Müslüman ahalinin hiç tanımadığı, tamamen yabancısı olduğu bir hayatı yaşayan Avrupa medeniyeti, bütün dünya insanlığına yaşattığı acıyı, öncelikle kendi insanı üzerinde denemekte, maddi refah seviyesinin yüksek olması, halkının mutlu olmasını sağlayamamaktadır.

Avrupa insanı birbirine nasihat edemez, birbirini iyi yola sevk edemez, nakden ve bedenen birbirlerine yardımcı olamaz. Avrupa insanında bu erdemler imkân dışına çıkmıştır. Yaşanılan hayat tarzı, bencilliği pompaladığından dolayı, insani ilişkiler bitmiştir. Kendi ürettiği bütün değerleri hoyratça tüketen hissiz mekanik medeniyet, insani olanın dışına çıkmıştır.

Ahmed Şevki, Avrupa hayatının o dönemlerde nasıl bir halde olduğunu resmetmekte, Avrupa meraklılarına böyle bir toplum kurmanın sakıncalarını anlatmaya çalışmaktadır. Ahmed beyin bu korkuları o dönemlerde gayri resmi bir özenti üzerinde devlet politikası olarak sürmekteyken, ne yazık ki yıllar sonra resmen Avrupalı olmak için yasal adımlar atılacaktır. Bu adımların çerçevesi öyle geniş tutulacak ki, AB Uyum Yasaları adı altında eğitimden aileye, ekonomiden tarıma, fert ve toplum inşasına kadar akla gelebilecek, gelmeyecek her alana yasal olarak müdahale edilecektir. Ahmed Şevki Avrupa sevdasının bu derecelere varacağını bilseydi acaba makalesine daha neler eklerdi?

Bir aşağılık dürtüsüyle süren bu çabalar, zaman zaman yüksek sesli dile getirilirken, gizli bir yalvarmaya dönüşecek, resmen Avrupa üyesi olunmasa da, gelinen noktada, fertten topluma Avrupa’ya parmak ısırtacak yeni nesil inşa edilmiş olacaktır. Ahmed Şevki beyin korkarak tanımladığı Avrupalı olmak arzusu, özenti sahiplerini yakıp bitiren iştiyakıyla hiç sönmeyen ateşin dumanı olarak sürekli tütecektir.“Fazla naz aşık usandırır” darbı meseli bu vakıada işlevsiz kalacak, Avrupa ne kadar naz etse, hatta sizi istemiyoruz dese de, bir Avrupalı olarak (!) surda bir gedik açmak için siyasi iradeler durmadan çırpınacak, yel değirmenlerine saldıracaktır.

Ahmed Şevki makalesine Beyanül Hak’ın 78. sayısında devam eder ve ciddi bir tespitte bulunur; Avrupalıların hayat tarzı insanlara mahsus değil, Avrupalılara mahsustur. Medeniyet olarak adlandırılması ise rahatsızlıktan başka bir şey değildir. Avrupa insanı gündüz işte, gece eğlencede sabaha kadar vaktini geçirmektedir. Cenab-ı Hak gündüzleri iş için geceleri de istirahat için yaratmıştır. Bunun böyle olduğu bunların hatırına hayaline gelmez. Zira Avrupa’nın hayat tarzı bunları düşünmeye fırsat vermeyecek derecede farklıdır. Zenginler için olan bu hayat tarzı, fakirleri de etkilemekte, hiçbirisi ailesiyle birlikte zaman geçirememektedir. İşin garip tarafı bütün bunları göremeyenlerin halen Avrupa hayatına özenti duymasıdır.(8) Avrupa hayatında kimsenin kimseye merhameti yoktur. Zenginler istediklerini yemeye, giymeye, istedikleri yere gitmeye güçleri yeterken, fakirleri de zenginlere özenti içindedir. Fakirleri zenginlerin yiyip içtiklerinden, giydiklerinden giyemezse, hakikisi olmasa da bir taklidini bularak, özenti içinde varlıklıları taklit ederler. Zira hayat bunu gerektirecek şekilde işlemektedir.

Müslümanlarda ise en birinci olması gereken bir şey varsa, büyüklerin küçüklere, zenginlerin fakirlere mağrurane bir vaziyet almamasıdır. Müslümanlar, evlerinde, giyim kuşamlarında dikkat eder, komşularının alıp yiyemeyecekleri, alıp giyemeyecekleri şeyleri alenen yapmaz, onların üzülmelerini istemezler. Çünkü kendileri almaya güçleri yettiği halde belki komşularının gücü yetmeyeceğini düşünürler. Müslümanlar bu konularda çok hassas davranırlar, komşularını, çevrelerini asla gücendirmezler. Bu suretle zenginler fakirleri, komşularını gücendirmedikleri gibi, fakirlerde onlara karşı özenti içinde olmaz, herkes ayağını yorganına göre uzatır. Müslümanlar arasında fakirlik çekenler olsa da, büstünü de sefalet içinde olan bulunmaz.(9)

Varlıklılar, fakirlere gizli gizli yardım eder, onları ev-bark sahibi yapmak için çabalar, bunu büyük bir ecir olarak görür. Avrupa’da ise hangi fakirin başını sokacağı bir tavuk kümesi kadar yeri vardır? Avrupa’nın zengini her şeyin kendisinin olması için çaba sarf eder ve bütün fakirlerin kendisine esir olmasını ister.

Ahmed Şevki, 1910 yılında Avrupa’nın kör hayranlarına ve Avrupa insanı ve toplumu gibi insan ve toplum inşa etmek isteyenlere seslenmekte, olumsuzlukları göstermektedir. Lakin ne yazık ki Ahmed beyin bu ifadelerinde yüz yıl sonra, korktukları başına gelecek, toplum sağ iktidarlarca Avrupa’ya parmak ısırtacak derecede değiştirilecektir. Daha da ileri gidilerek, Müslümanların son kalesi olan aile kurumu, yine bir devlet politikası olarak saldırıya uğrayacak, basın, yayın, medya, film, dizi gibi medyatik saldırılarla yıkılacaktır. Aileye karşı yapılan bütün saldırılar politik organizasyonlar tarafından teşvik edilecek, önüne geçilemeye çalışılması bir yana, bu işleri yürüten fesat ehli, resmi makamlar tarafından iltifatlarla karşılanacaktır.

Dipnotlar:
1-Ramazan Şeşen Ahmed Şevki, DİA, cilt 2, sayfa 136
2-Beyanül Hak sayı 71, sayfa 1392
3- Beyanül Hak sayı 71, sayfa 1393
4-Beyanül Hak sayı 71, sayfa 1393
5-Şehbal sayı 1, sayfa 19-20
6-Beyanül Hak sayı 72, sayfa 1407
7-Beyanül Hak sayı 72, sayfa 1408
8-Beyanül Hak sayı 78, sayfa 1503
9-Beyanül Hak sayı 78, sayfa 1503

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal