Beka, Din ile Kaimdir

Beka, Din ile Kaimdir

İbnülemin Mahmud Kemal, bugünün sıkıntısını yüz yıl öncesinde anlamaktadır. Son dönem politik bir mesele olarak ele alınan beka meselesinin çözümü, İslam Ahkâmına dönmekle mümkün olacaktır.

Beka Din ile Kaimdir

Yakup Döğer

Din insanlık tarihi boyunca her daim tartışmaların merkezinde yer almıştır. Bu daha önceleri böyle olduğu gibi, bugün de böyledir ve bundan sonrada böyle olacaktır. Bu bir yasa olarak bütün taraflar için belirleyici özelliğe sahiptir. Üzerinde en çok konuşulan, en çok tartışılan, taraftarı olduğu kadar düşmanları da alabildiğine çok olan din fenomeni, göz ardı edilemez etkiye sahiptir.

Ha keza beka meselesi de böyle bir mahiyettedir. Bir devletin, toplumun, ya da herhangi bir düzenin bekası meselesi en çok düşünülen, konuşulan meselelerdendir. Biz de bu konunun önemine binaen “beka”meselesinin çok konuşulduğu bir vasatta, II. Meşrutiyet dönemi Müslüman mütefekkirlerden ve Müslüman mütefekkirlerin yayın organı olarak işlev gören Beyanül Hak Gazetesi yazarlarından İbnülemin Mahmud Kemal’in konuyla ilgili makalesini kritik etmeye çalışacağız.

Mahmud Kemal 1871-1957 tarihleri arasında yaşamış, çeşitli hocalardan hadis, tefsir, edebiyat ve hat dersleri almış, döneminin önemli simalarındandır. (1) Ayrıca devletin çeşitli kademelerinde görevler almıştır.

İttihat Terakki iktidara gelince (hatta gelmeden önce) dini terakkiye mani ve devletin Avrupalılaşması önünde engel olarak görmekteydi.  Beka meselesini dahi buna bağlamakta, dinin boyunduruğundan kurtulmak gerektiğini dile getirmekteydi. Mahmud Kemal böyle bir vasatta, ilim ehlinden olan kişiliğiyle, dinin önemini ele almakta, terakkiyi de, beka meselesini de din ile paralel düşünmektedir. O günlerde iktidar tarafından sürekli dile getirilen terakki meselesi, bugünlerde farklı bir yorumla beka olarak gündeme getirilmekte, beka meselesi politik arenada kullanışlı bir söylem olarak sürekli propaganda amaçlı, terbiye edici bir işlev yüklenerek hoparlörden yankılanmaktadır. Garip olan yan ise, beka meselesinin hiçbir şekilde din ile ilişkilendirilmemesidir. Bu garip yaklaşım seküler düzenin işleticileri açısından anlaşılabilir bir durumdur, lakin zamanımızın Müslüman mütefekkirleri açısından izahı mümkün değildir.

Mahmud Kemal din ve beka meselesini birlikte zikretmekle, dini merkeze almakta, bekanın din ile mümkün olabileceğini, dinin terakkiye mani olmak bir yana, terakki edebilmek için dine ihtiyaç duyulacağına hassaten işaret eder.

“İlmel yakin olarak bilinmelidir ki, beka ancak din ile kaimdir. Bir din ki, insanlığın saadetini fevkalade bir şekilde temin etmiştir. Bu konuda malumat sahibi olmak isteyenler, tarihin sayfalarına bakabilirler. İlim erbabına malumdur ki, İslam’ın yüce hukuku insanlık için irfan ve kemali bünyesinde barındırır.”(2) Mahmud Kemal, sıkıntılı dönemde önemli bir hususa işaret etmektedir. Zira Ali Osmani beka sorunu yaşamakta, dünyanın emperyalist hak yiyicileri üzerine çullanmakta, devletin idaresinde materyalist zihinler bulunmaktadır. Bir Müslüman’ın çözüm arayışı dininden bağımsız olamayacağı için, Mahmud Kemal bu hususu gündeme getirmektedir. Dine karşı bir hoşgörüsüzlük başlamıştır. Hedef Batı medeniyedir, Batı medeniyetine erişmek içinse din kenarda durmalıdır. İttihat ve Terakki’nin kurucularından Abdullah Cevdet çok net konuşmaktadır, “Bir ikinci medeniyet yoktur, medeniyet Avrupa Medeniyedir” (3)

Mahmud Kemal, Abdullah Cevdet’in meftunu olduğu medeniyet algısına itiraz eder. “Bugün garp memleketlerinde tecelli eden medeniyet ışığı, -makul olmayanın makul olana yüzlerce kez galip geldiği- bir dinin feyzinden kaynaklanmamaktadır. Din-i İslam’ın kâinat insanlığına saçtığı mağfiret feyzinin ışığıdır.”  (4) Mahmud Kemal, insanlığın yaşadığı bir erdem ve fazilet varsa, bu İslam dininin eseridir demektedir. Taklitçilik bir yere bizi götüremez, bir menzile varmak istiyorsak bu ancak dinimize sahip çıkmakla olacaktır.

Avrupa medeniyetine müptela olanlar, Avrupalıların din-i İslam’ın ahkâmından faydalandıklarını bilmemektedir. Eğer Avrupalılar İslam’ın çeşitli ahkâmından faydalanmasaydı, bugün yeryüzünde onlardan eser kalmayacaktır. Avrupa’nın üstünlüğü kendilerinden kaynaklanan düşünceler değil, din-i İslam’ın ahkâmından elde ettikleri bazı hususlardır.(5) Bu ifadeler bir bakıma kendini karşısındakine göre inşa etmek açısından sakıncalı olarak değerlendirilebilirse de, o dönemin sosyal ve siyasal vaziyeti göz önüne alındığında, söylenebilecek doğrulardan olarak ele alınabilir.

Mahmud Kemal birçok açıdan meseleyi izah eder, Müslümanların bu duruma nasıl geldiklerini de ele alır. Müslümanlar kendi hakikatlerini zaman zaman unuttular ve hak olandan uzaklaştılar. Adalet zulme, marifet cehalete döndü. Bu durumda her fert cehalete alıştı. Her yerde zalimlere rahmet okutacak derecede zulüm ehli türedi. Zalim ve cahilin yetiştirdiği melunlar her tarafa nifak saldı. Üç kıtada hüküm süren devlet-i İslamiye, kendi arasında tefrikaya düştü.(6) Mahmud Kemal, devlette ve toplumda ortaya çıkan manzaranın sebebini, Müslümanların dinlerine olan ilgisizliğine yorumlamakta, dinden uzaklaşmanın nasıl bir sonuç ortaya çıkardığını resmetmektedir. Yaşanan bütün olumsuzlukların temel nedeni fertten başlayarak toplumu saran dinden kopma olarak ele almaktadır. Bunu sonucunda ilim, fen üretmenin yerini taklidin aldığını ifade eden Mahmud Kemal, dinden uzaklaşmanın, yeni bilgi üretmeyi de engellediğini söylemekte.

Bu manzarayı gören iyiler de toplumda bulunmaktadır, lakin iyiliği nasihat edenler dikkate alınmamakta, bunun aksine kötülüğü bir kurtuluşmuş gibi savunanlar itibar görmektedir. Nihayetinde bütün Müslümanların umut bağladığı devlet yıkılmakta, dünyanın hakimi olan hükümet sarsılmaktadır.(7) Kötülerin sözünün geçtiği düzen, adaletten zulme, ilimden nakile geçerek kudretini kaybetti. Avrupa’yı taklit ederek, güzel olandan uzaklaştı, kötü olanı tercih etti.

İslam’ın en büyük düşmanı olan cehalet ahlaksızlığa, ahlaksızlık da çöküntüye yol açmaktadır. Oysa İslam’ın ön gördüğü hayat, marifete ve düzgün bir ahlaka bağlıdır. Bu bilindiği halde ahlaksızlığı taklit etmek, çöküntüye rıza göstermektir. Mahmud Kemal, dönemin yaşanan toplumsal kaosunu makalesine konu etmektedir. Devletin ve toplumun yozlaşmasını, adaletsizlikleri, ahlaksızlıkları, kör Batı taklitçiliğini, bir ilim ehli olarak olması gereken yere bağlamakta, dinden uzaklaşmanın bu sonuçları ortaya çıkardığını söylemektedir.

Oysa İslam aleme rahmettir. İslam Milleti, dininin ahkamını hakkıyla bilip tatbik etse, bütün insanlık için kurtuluşa ermek içten bile değildir. İslam’ın bütün insanlığa bahşettiği hürriyet ve nimet başka hiçbir dinde mevcut değildir. Hiçbir din İslam’ın insan için takdir ettiği hukuku sağlayabilecek kapasiteye sahip değildir. İslam Ahkâmı hakkıyla uygulandığında, Osmanlı devletinde yaşayan bütün milletler, Müslim-gayrimüslim hepsi emniyet içinde hayatlarını sürdürür.(8) Dönemin ırkçılık hareketleri Osmanlı devletinde yaşayan her din ve ırktan insanı etkilemiş, sürdürülen politik girişimler adeta bu rahatsızlıkları gün yüzüne çıkarmak içindir.

Müslümanlar ilahi dinden uzaklaşmıştır, oysa gidecek başka kapı yoktur. Yeniden o asil günlere dönülmek isteniyorsa, İslam ahkâmına dönülmelidir. Zira beka din ile kaimdir. (9)

İbnülemin Mahmud Kemal, bugünlerin sıkıntısını yüz yıl önce o günlerde anlamaktadır. Son dönem politik bir mesele olarak sürekli ele alınan beka meselesinin çözümü, İslam Ahkâmına dönmekle mümkün olacaktır. Bu ise fert ve toplum temelli değişimle hayalden hakikate dönüşür. Müslüman münevverlerin gündeme getirmesi gereken konu ise, bütün olumsuzlukların sebebinin dinden uzaklaşma olduğu üzerine meseleyi gündem etmeleri gerekmektedir. Müslüman münevverlerin-entelektüellerin sekülerleşen ve politikleşen dili, yeniden dini bir kisveye bürünmeli, kendilerine ait değerler üzerinden çözüm üretmelidir. Bugün görülen korkunç taklit hastalığı, politik süreçle örtüşmekte, her Müslüman yazar-çizer politik bir analiz çabası içinde çırpınırken, işaret parmağı başka yerleri göstermektedir.

Biz de, sürekli beka meselesini gündeme getirenlere, mümkün bir kurtuluş vesilesine işaretle İbnülemin Mahmud Kemal’in dediğini burada tekrar edelim: Beka din ile Kaimdir.

Dipnotlar:
1- Ömer Faruk Akün, TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt 21, sayfa 249
2- Beyanül Hak, sayı 16, sayfa 347
3- Mustafa Kemal Şan, “Baskıcı Bir Laiklik Modeli Olarak Türk Laikliğinin Anatomisi”, Akademik İncelemeler Dergisi, 2012, Cilt 7, Sayı 2
4- Beyanül Hak, sayı 16, sayfa 348
5- Beyanül Hak, sayı 16, sayfa 348
6- Beyanül Hak, sayı 16, sayfa 348
7- Beyanül Hak, sayı 16, sayfa 348
8- Beyanül Hak, sayı 16, sayfa 348
9- Beyanül Hak, sayı 16, sayfa 350

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal