Kadın Hakları sadece Kadın Hakları mıdır?

Kadın Hakları sadece Kadın Hakları mıdır?

Neyle karşılaştığı hususunda düşünme fukarası olanlar için ne yapması gerektiği hususunda Batı’yı taklit ve tercüme geleneğine sarılmak normalleşti.

Kadın Hakları Sadece Kadın Hakları mıdır?

Hüseyin Alan

1: Hak hukuk derken işin içine bi de kadın haklarını kattınız mı, ıslahat ve reform adına değme gitsin;

Bakın biz de çağdaş ve modernistiz edasıyla bir yerlere kendini ispat için selam çakılırken görüntü ne çok masum, talepler ne kadar haklı gözüküyor değil mi?

“Körolası töre”, gericiliği dayatan feodal “gelenek” ne berbat bir şey, hep bunların yüzünden geri, cahil ve yoksul kaldık; bunlar tez elden yıkılmalı, bir an önce aklı bilimi kullanıp modernleşmeli ve özgürleşmeli, değil mi!

Hakikatten, modern zihinden ve yaşadığı laik toplumsal sosyal ve siyasal hayattan bihaber; kurulan tuzaktan alabildiğine gafil; iki adım sonra başına ne geleceğini dahi düşünemeyecek denli “cahillere” iki çift laf gerek.

Bu işler öyle kulağınıza fısıldandığı, sizin de sandığınız gibi doğal ve basit değil.

2: Feminist hareket Avrupa’da uzun süre ciddi mücadeleler verdi, 60 sonrası büyük başarılar sağladı, taleplerinin neredeyse tümünü söke söke aldı.

Öyle ki Marksizmin teorik krize girmesinin, sosyalist hareketin içerden parçalanmasının önemli sebeplerden biri olacak kadar farklılaştı, özerkleşti.

Feminizm kabaca iki önemli kazanım sağladı; ilki, erkekle eşit işe eşit ücret ve diğer sosyal hukuki haklar; ikincisi, cinsiyet özgürlüğü.

3: Aradan yıllar geçti, dört nesil geldi gitti, ortaya üç önemli sonuç çıktı.

İlki; kamusal hayatta aktif rol alan kadın, o kamusal hayatın hangi hakikatin hayatı olduğunu bilmediği için, tek erkekle aile hayatı sürdürmeyi terk etti; bütün Avrupa’da büyük oranda şiddete maruz kaldı; çocuğunu tek başına büyütmek yahut devlet kurumlarına vermek zorunda kaldı.

İkincisi; devlet, kurnazca davranarak aile koruması ve dayanışmasından mahrum kalan kadın bireyi, kendisi gibi tek kalan erkek bireyle birlikte doğrudan, teke tek, aracısız muhatap aldı, aciz kalan bireyleri yönetme ve denetleme işini kolaylaştırdı. Yeni vergi mükellefleri kazandı. Tanrı kul ilişkisi aracısız kuruldu.

Üçüncüsü; sermaye, emek pazarına yeni katılan kadın işçilerle oluşan emek piyasasındaki arz fazlasını iyi değerlendirdi, ucuz emek bollaştı, ücretleri düşürdü; tek yaşayan her bireye her türlü mamulü satacak yeni müşteriler kazandı; bankaları kredi satacak dürüst borçlular buldu..

Yaşanmış tecrübeden bahsediyoruz felsefeden, teoriden, tezden falan değil. Ve Avrupa, son yıllarda bu sorunla baş etmek için çareler arıyor. Ciddi politikalar üretiyor, çok büyük paralar harcıyor.

4: Müslüman coğrafya; epey bir zamandır her alanda olduğu gibi bu alanda da özel çalışmalar, sinsi planlarla kuşatıldı, kuşatıcılar son yıllarda bayağı da ilerleme kaydettiler.

Kadın hakları meselesi ıslahatçı/reformcu-dindar-sağcı-muhafazakar-milliyetçi nitelikli iktidarlar-aydınlar-medya-şirketler-dernekler-ilahiyatçılar-teologlar aracılığıyla daha çok yayıldı; kentleşme süreci bu işlere rahimlik etti; doğal olarak hızla zihinsel ve toplumsal değişim ve dönüşüme önemli derecede aracılık etti.

Kentte, kent toplumu ve kültüründe kendi geleneğini üretemeyen acizlik, kendi sosyal ve siyasal hayatını kuramadığı için biran önce meşruiyet kazanma, modern topluma katılma ve laik yaşamla iletişime geçme hevesiyle geride bırakmak istediği doğal gelenekle toptan mücadeleye başladı.

Neyle karşılaştığı hususunda düşünme fukarası olanlar için ne yapması gerektiği hususunda Batı’yı taklit ve tercüme geleneğine sarılmak normalleşti.

Böylesi bir hal meşruiyet kaynağını değiştirdiğinde toplumda prim yapacak fikirlerin İslamcasını üretmek zorunda kaldı; ateşe odun taşırcasına insan hakları yanında ayrıca kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları vs savunusu yapmaya başladı.

Bu arada törede ve gelenekte üç beş olumsuz uygulamayı abartarak genelleştirdiğinde aslında ayak bastığı zemini yok ettiğini fark etmedi; artık kötü olarak damgalanan geleneklerin tümü, ibadetler dahil terk edilebilirdi.

Yani, bizden önce Batılı toplumların yaşadıklarından ibret alınmayınca modern/tanrı devletin ve kapitalist nitelikli sermayenin doğrudan muhatabı olmak ve nesnelleşmek üzere yol almak gereği ayakbağı olacak engellerden ne var ne yoksa ortadan kaldırılıyordu; çok bi şey de kalmadı zaten.!

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal