Değişmeyen alışkanlıklardan biri…

Değişmeyen alışkanlıklardan biri…

Değişmeyen alışkanlıklardan biri de maalesef bu: Sanatçı denilince birçok devlet büyüğünün aklına sadece şarkıcı, türkücü ve oyuncu geliyor. Siyasiler değişiyor, fakat davetli listesi pek değişmiyor.

İbrahim Tenekeci“Dergilerin dertleri”ni bir bir anlattı Yeni Şafak‘taki yazısında. Maddi sorunlardan öte, kültürel iktidarın değişmeyen gerçeklerine dikkat çeken Tenekeci, Kültür bakanlığının dergilere verdiği desteği azaltmasını eleştirdi. Tenekeci, “Yeni bir nesil yetiştirmekten bahsediliyor. Gençlik en faydalı ve kalıcı şekilde dergilerde yetiştirilir. Aktif bir dergi, geniş kadrolu ve yüksek bütçeli birçok genel müdürlükten daha yararlıdır. Kültür Bakanlığı, bu yanlış kararından bir an evvel dönmelidir.” vurgusunda bulundu.

İbrahim Tenekeci’nin dergilerle ilgili şu yazıyı yazdı:

Dergiler, sanat ve medeniyet ummanını besleyen ırmaklardır.

Dergiler, genç isimlere edebiyat görgüsü, muhit terbiyesi ve yazma disiplini kazandırır.

Dergiler, kültür cephesinin en ön safında yer alır.

Bugün severek okuduğumuz, üslubunu beğendiğimiz birçok yazar dergilerde yetişmiştir.

“Artık devir değişti” deniliyor. O halde soralım: Sosyal medyada kendini gösterip de edebiyat ve fikriyat dünyamıza katkı sağlamış kaç isim vardır?

Dergicilik tamamen gönül işidir. Derdi olan insanlara mahsustur. Edebiyat ve kültür dergiciliğinden maddi kazanç temin eden neredeyse yok gibidir.

2000 ile 2005 yılları arasında Kırklar dergisini çıkarmıştık. Bırakın ofisi, otomobili olan arkadaşımız bile yoktu. Dergimiz iyi okunuyor ve masraflar çıktıktan sonra birkaç kuruş kalıyordu. Kalan miktarı, telif adı altında, ihtiyacı olan talebe arkadaşlara veriyorduk. Bilen bilir.

Şimdi İtibar dergisini yayına hazırlıyoruz. Kırklar dergisinde kullandığımız kâğıdı kullanıyoruz. Her şey aynı; gramaj, karton kapak, tasarım, sayfa sayısı, baskı kalitesi. İki dergi arasında küçük bir değişiklik bile olmuş değil. Yine ofisimiz, çalışanımız, dış desteğimiz yok. Dergimizin ciddi bir karşılık oluşturduğu da aşikâr. Mütedeyyin camiada ortak kabul görmüş elli isim varsa, kırk tanesi dergimizde yazdı, yazıyor. Bütün bunlara rağmen sayı başına beş bin lira zarar ediyoruz. Bu bize şartların ne kadar ağırlaştığını gösteriyor. Çünkü matbaa piyasasında herşey dövize endeksli. Birim başına maliyet bir liradan dört liraya çıktı. Biz ise ancak yarım kuruş zam yapabildik. Birçok edebiyat dergisinin bu durumda olduğunu, yüksek fedakârlıklar sayesinde ayakta kaldığını biliyorum.

Yazmakta bir sakınca görmüyorum: Ocak ayında dergimizi kapatacak, doksanıncı sayımızda veda etmiş olacaktık. Böyle bir karar aldık. Arkasında kurumsal destek olmayan dergiler için tahammül sınırını aşan bir durum söz konusu. Sonunda, ‘Bari yüzüncü sayıyı görelim’ düşüncesi baskın çıktı. Allah büyüktür.

Bu kararımızdan birkaç hafta sonra tuhaf bir gelişme yaşandı. Anlatayım:

Kültür Bakanlığı, yeterli şartları oluşturan dergilerden kütüphaneler için belli sayıda alım yapıyor. Bu da dergiler için can suyu oluyor. Oradan gelenle matbaa borçlarını falan kapatıyorlar.

Bu dergiler kütüphanelere gönderiliyor. Gençlik yıllarımda birçok dergiyi böyle okuyordum mesela. İlgilendiğim dergilerin hepsini alacak bütçeye sahip değildim.

Yeni kültür bakanımızın ilk icraatlarından biri, kütüphanelere dergi alımını yüzde elli azaltmak oldu. Tasarruf tedbiri diyebiliriz. Öte yandan, hayli gereksiz ve toplumsal karşılığı olmayan işlere devasa bütçelerin ayrıldığını da biliyoruz.

İşin aslını öğrenmek ve bu yapılanın neye karşılık geldiğini söylemek için bir büyüğümü aradım. Kültür meselesinden, dergilerin öneminden falan bahsettim. Biraz dert yandım. Verdiği cevabı hiç müdahale etmeden paylaşıyorum: Şu an Ankara’da bu konuyu anlatacak ve anlayacak kimse kalmadı.

Benzer şekilde; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki hâkim kadro, Kürtçü ve Gezici dergilere bile reklam veriyor; Fayrap, İtibar, Şiar, Temmuz gibi mecralara vermiyordu.

Gerçi bizim herhangi bir talebimiz de olmadı.

Yanlış uygulama ve kararlar yüzünden yazan, çizen, düşünen camiada ciddi bir şaşkınlığın oluştuğunu, kırgınlığın biriktiğini söylemeliyiz. Bunun yansıması ve yankısı rahatlıkla görülebiliyor.

Dostlarımızı susturmak, acı gerçeği öğrenmeyeceğimiz anlamına gelmez.

Sıklıkla, ‘kültürel iktidar’ deniliyor. Biz de ara-sıra diyoruz. Yaşanmış bir hikâyeyi paylaşayım: Refah Partisi’nin İstanbul’da kazandığı ilk ilçe belediyesini hepimiz hatırlıyoruz. Belediyeyi Cumhuriyet Halk Partisi’nden devraldılar. Kültür müdürü hariç, diğer pozisyonların hepsi değişti. Yanlış hatırlamıyorsam, Fazilet dâhil, üç dönem sürdü bu. Kültür müdürü hep aynı kişi. Sonra belediyeyi AK Parti kazandı. Tek dokunulmayan kişi yine kültür müdürü oldu. Partiler ve zihniyetler değişti, fakat Halk Partili kültür müdürü hiç değişmedi. Evet, kültürel iktidar…

Değişmeyen alışkanlıklardan biri de maalesef bu: Sanatçı denilince birçok devlet büyüğünün aklına sadece şarkıcı, türkücü ve oyuncu geliyor.

Turgut Özal, Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller sanatçılarla buluşurdu. Şimdi de Sayın Erdoğan buluşuyor. Siyasiler değişiyor, fakat davetli listesi pek değişmiyor. Buradan sonrası, ‘sağcılaşma’ başlıklı yeni bir yazının konusudur. Notlarım birikiyor.

Dergilerle başladık, yine öyle bitirelim. Dergiler, mana dünyamızı ayakta tutan sütunlardan biridir. Bugün şiirlerini kürsülerde okuduğumuz, millî hafızada silinmez yeri olan Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç gibi şairler dergi mutfaklarında bulunmuşlardır.

Yeni bir nesil yetiştirmekten bahsediliyor. Gençlik en faydalı ve kalıcı şekilde dergilerde yetiştirilir. Aktif bir dergi, geniş kadrolu ve yüksek bütçeli birçok genel müdürlükten daha yararlıdır. Kültür Bakanlığı, bu yanlış kararından bir an evvel dönmelidir.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal