Demircan’dan Karaman’a itiraz: ‘Olmadı hocam olmadı’

Demircan’dan Karaman’a itiraz: ‘Olmadı hocam olmadı’

Hayrettin Karaman’ın “Veli (Evliya) Kimdir?” başlıklı yazısı sesiz kalınabilecek türden değildi diyen Ali Rıza Demircan, Veli kavramını kullanım şekline itirazını kaleme aldı

Ali Rıza Demircan, Mirat Haber’deki değerlendirmesinde, birçok eserini okuyup yararlandığı Hayrettin Karaman hocayı sevdiğini, yaşı sekseni aşmış olmasına rağmen hâlen yazıp çizmekte olan gayretli bir alim olduğunu belirttikten sonra şöyle devam etti:

Severim ve saygı duyarım ama Recim gibi bazı konularda görüşlerini yanlış ve yanıltıcı bulurum. Günlük yazılarından bazılarına da muterizim. Ama aykırılığımı yazıya dökme gereğini duymam. Fakat hocamızın, okumadan Mirat Haberimize alıntıladığımız “Veli (Evliya) Kimdir?” başlıklı yazısı sesiz kalınabilecek türden değildi.

Velî Kavramının Anlamı

Hocamız bu yazısında Veli’yi bazı alimlere göre açıklamaktadır. Oysaki bu kelime Kur’ân’da geçmekte, Evliyaullah’ın kimler olduğu da açıklanmaktadır.

Kur’ân dilinde velî; seven, dostluk gösteren, yardım eden, ve de ilgi kurduğu kişinin velâyetini, daha açık bir anlatımla “kişinin işlerini üstlenen ve onu temsil ve adına hukuki  tasarruflarda bulunan kimse” anlamlarına gelir. Velî kelimesinin çoğulu da Evliya’dır. Kâfirlerin Evliya edinilmemesinin emredildiği âyetlerde ise açıklanan son anlam belirgindir(Nisa 4/144; Maide 5/51,57) Bu anlamı güncelleştirerek şöylece ifade edebiliriz:

Velî, velîsi olduğu kimse adına kültürel, hukûkî, siyasî, ahlâkî ve ekonomik alanlarda temsile ve tasarrufa yetkili kılınan kişidir.

Kur’ân-ı Kerîm’de insanlar Hizbullah ve Hizbüşşeytan olarak iki kısma ayrıldığı gibi Evliyaullah ve Evliyaüşeytan olarak da ayrılır.(Nisa 4/76;Yunus 10/62) Evliyaullah da şöylece açıklanır:

“İyice bilin ki Evliyaullah’a korku yoktur. Onlar üzülmeyecekler de. Onlar iman eden ve müttaki olan kullardır.” (Yunus 10/ Yunus 10/62)

Müminler İslâm Dinin îman esaslarına inanan insanlardır. Müttakileri de Kur’ân’dan hareketle Rabbimizin Kur’âni bildirileri, emirleri ve yasaklarına inananlar ve gereğince uygulayanlar olarak tanımlayabiliriz. Mutakiler günah işleyebilen ama hatalarında ısrar etmeyen insanlardır. (Bakara 2/2-5; Â.İmran 3/133-134 vs.)

Velî’yi Ricalü’l-Gayb İle İrtibatlandırmak Hatası

Konunun özü ve özeti budur. Hakikat bu merkezde iken velîyi farklı bir şekilde anlayıp Kur’ân ve Sünnet’te yer almayan Ricâlü’l-gayb ve diğerleri ile irtibatlandırmak da ne oluyor?

Hocamızı okuyalım:

Hanefî Fıkhı’nın önemli kaynaklarından birinin (Raddu’l-Muhtâr) müellifi olan İbn Âbdîn de ricâlu’l-ğayb (görünmez ermiş görevliler); yani Kutub, ğavs, imâmân, ebdâl, evtâd, nukabâ, nucebâ, efrâd ve ahyeliye Kur’âr hakkında bir risale (kitapçık) kaleme almış ve bu risalenin sonunda ‘velî’nin tarifi ve özellikleri hakkında bilgi vermiştir. Bu fakihe göre de yukarıda sıfat-isimlerini saydığım kişiler vardır, Allah Teâlâ bunları seçmiş, kendilerine bir takım görevler vermiş, bu görevleri ifâ edecek güç ve imkânı da bahşetmiştir. Bu görevler arasında bunalmış, çaresiz kalmış, yardıma muhtaç kullarına yardım da vardır.
Hocamızın onaylayarak alıntıladığı bu zararlı bilgileri Kur’an ve Sünnet’in neresine koyacağız? Koyulamayacağını hocamız da bilmekte ve hayretimizi mucip bir şekilde şöyle diyebilmektedir:

“En azından büyük bir Müslüman kitlenin inandığı, İslâm kültüründe önemli ölçüde yeri bulunan bu kişileri ve vazifelerini inkâr eden dinden çıkmaz ama, inananlar da Ehl-i Sünnet dairesinden çıkmış olmazlar.”

İslâm Kültüründe Yeri Olmak Ne Demek?

İslâm kültüründe önemli ölçüde yeri  bulunmak” da ne demek. Kur’ân’da ve Nebevî Sünnet’te temeli olmayan bir inancın ve kabulün İslâm Kültüründe nasıl mühim bir yeri olabilir.  Adı geçen zevatı ve görevlerini inkâr edenler dinden çıkmak şöyle dursun dinlerini korumuş ve pekiştirmiş olurlar, inananlar da Ehl-i Sünnet’i bilmeyiz ama Kur’ân ve Sünnet’in dışına çıkmış olurlar.

Hocamız şerre kapı aralamıştır. Çünkü Tasavvuf kültüründe Kutub’un, Gavs’ın ve diğerlerinin anlamı bellidir. Biz ikisinin anlamına dikkati çekelim:

“KUTUP: “Velîler zümresinin başkanı, dünyanın ve âlemin mânevî yöneticisi olduğuna inanılan en büyük velî” mânasında kullanılmış, onun işgal ettiği makama da kutbiyyet denilmiştir. Ayrıca kutbun yönetimi altında bulunduğuna inanılan çeşitli velî gruplarının her birinin başkanına da kutub adı verilir. Bu durumda birinci anlamdaki kutbu öbürlerinden ayırmak için ona kutbü’l-aktâb denilir. Kutub derecesine eren en büyük velîye kendisinden mânevî yardım istendiği (istigāse) için gavs da denilir.” Gavs-ı a‘zam tabiri de kutb-i ekberi karşılar.” (Diyanet İslâm Ansiklopedisi Kutup maddesi)

Bunlar -haşa- evrenin çevrelerinde döndüğü, kendilerine sığınanlara istenen yardımı yapabileceğine inanılan beşer üstü insanlardır.

Baltayı Taşa Vurduktan Sonra…

Hocamız bunların varlığını kabul ederek baltayı taşa vurduktan sonra onlarla ilişkiye girilirken Şirk’e düşülmemesi için gözetilmesi gereken hususlara dikkat çekiyor.

Şimdi biz, Hayretttin Karaman hocamızdan delil getirerek Mahmut Ustaosmanoğlu, Süleyman Tunahan, Abdülbaki Erol ve Fethullah Gülen’e Kutup/Gavs diyen şarlatanlara ne diyeceğiz?

Olmadı hocam olmadı.

Sözü üzerinde düşünülür ümidiyle Rabbimizin beyanına bırakalım:

“Allah’ın yanı sıra kendilerine (ne şimdi, ne de) Kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek olan ve kendilerine yalvarıldığının bile farkında olmayan (putlaştırılmış insanlar dahil) canlılara yalvarıp yakarandan daha sapık kim olabilir? “ (Ahkâf 5)

ALİ Riza DEMİRCAN

Mirat Haber

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal