Dinler ve Tanrıları

Dinler ve Tanrıları

Diğer dinlerin tümünün tersine İslam’da ilah, ortağı ve benzeri olmayan bir “tek”tir. Yaratıcıdır, hayat vericidir, rızıklandırandır, güvenlik sağlayandır, öldürendir, yeniden diriltip hesap soracak olandır.

Dinler ve Tanrıları

Hüseyin Alan

1: Zihni yapı, kavramsal sistem, toplumsal model bütünlüğü ve tutarlılığıyla; yaratılışa, dünyaya, varlık alemine, varlıklar arası münasebetlere, insana, hayata ve akıbete dair izah getiren; değerler sistemi oluşturup bir sosyal bütünlük ve yaşam biçimi öneren her fikir, düşünce, felsefe bir dindir.

Dinler, hem yaratılışa ve kainatta var olan kurulu düzene kendince izahlar, hem de dünyadaki sosyal hayatın düzenlenmesine dair ilkeler, şeriat kuralları/hukuk sistemi koyarak din olurlar.

Genel manada dinler arasında bir ortaklık görülse de, kainatın yaratılışı ve işleyişi ile ilgili, dünyada insanlar arasında kurulacak sosyal düzenin dayanağı veya kaynağı ile ilgili açıklamayla farklılaşırlar.

İşte bu dayanak yahut kaynak dinleri kendine özgü kılan unsurdur. Bundan dolayıdır ki dinler ya tanrısal kaynaklı veya akıl ve bilim (yani insan) kaynaklıdır.

Bu haliyle ateizm, deizm, teizm, şamanizm, budizm, liberalizm, sosyalizm, faşizm, muhafazakarlık, kitap ehli olma, müşriklik vs birer dindirler.

Her dinin bir dindarı, her dindarın bir tanrı/ilah anlayışı, Peygamberi, kutsalları, ilkeleri, ibadetleri, ruhbanları vardır. Tanrılar tekli de çoklu da olabilir.

Dolayısıyla dindarlık dendiğinde bir din sahibi olmak anlaşılır. Din ise yalnızca ilahi kaynaklı olduğu söylenip beşeri kaynaklı olanıyla ayrıştırılan bir inanç ve kabuller dizini değildir. Her ikisi de dindir.

2: Bu kadar çeşitli din varsa İslam, hangi temel özelliğiyle diğerlerinden ayrışır o halde. Esaslı iki şeyle:

İlki, Allah’ın din olarak sadece İslam’ı kabul ettiğini bildirmesiyle. İkinci olarak tek ilah/tanrı anlayışıyla.

İlah, hükümranlıkla irtibatlı üstün güç olarak özetlenebilir. İsmi yüceltilen, sözü dinlenen, kendisine itaat edilen, kendisinden umulan ve korkulan manada yegane hükümran bir güç.

Diğer dinlerin tümünün tersine İslam’da ilah, ortağı ve benzeri olmayan bir “tek”tir. Yaratıcıdır, hayat vericidir, rızıklandırandır, güvenlik sağlayandır, öldürendir, yeniden diriltip hesap soracak olandır. Bu özellikleriyle tek’lik, sayısal manada “bir” demek değildir.

Allah, dolayısıyla yegane ilah olandır, kendisinden başka ilah olmayandır. İslam’ın Allah’ı bu sebeple, tek ilah olduğu, ortağı ve benzeri olmadığı için Allahtır.

Bu nedenle İslam oluş için iki şart vardır: ilk şart, çok tanrıcılığı yani şirk koşmayı terk edip ilah olarak sadece Allah’ı kabul etmek, sadece onun sözünü tasdik etmektir. Yani tevhidin ikrarıdır. Bu iman etmek için gerek şarttır.

İkinci şart, Müslüman olmak içindir. Bu da her tür tavır tarz ve münasebetlerde risalete uymaktır. Bu da ikrara teslim olmuşluk için gerek şarttır.

3: Şu halde herkes bir din sahibidir, din sahibi olan herkes dindardır. Her dinin kendince ibadetleri de vardır. Genelde de ibadetler, Hz. Adem’den bu yana öğretilip gösterilen ibadetlerin muhteva ve şekil olarak bozulmuş halidir.

Misalen; son peygamber Hz. Muhammed devrinin cahiliye Arabı dindar insandı. Yaratıcı yüce bir Allah inancına sahipti.

Cahiliye Arabı ilahları aracılığıyla inandığı Allah’a dua eder, onun için adak adar, namaz kılar, oruç tutar, kurban keser, tavaf eder, hac ve umre yapar, eman verir, yoksulu doyurur, sözünde durur, ittifaklar kurar, hamasi tutum takınır vs idi.

Onu müşrik yapan, putperest eden, çok tanrılı kılan, peygambere düşman eden neydi o zaman?

İnandığı Allah’ı dünya işlerine karıştırmamasıydı; kabile asabiyesi, evlilikleri, komşuluğu, dostluğu, düşmanlığı, ticareti, kazancı biriktirmesi ve harcaması, siyaseti, savaşı, mirası vs inancından bağımsızdı. Bu işlerine inandığını söylediği Allah’ını karıştırmazdı. Bu sebeple çok tanrılı/ilahlı bir din sahibiydi.

Hz. Muhammed onu tevhid dinine, yegane ilah olarak Allah’ı kabul etmeye, tek tanrı olan Allah’ın sözünü dinlemeye; dünya hayatını da Allah’a göre düzenlemeye yani ahiret inancı ve dünya hayatını birleştirmeye çağırınca, ortalık karıştı. Hele tapındıkları ilahlarının hiç bir güce sahip olmadıkları, aciz birer varlık olduklarını söyleyince ona düşman kesildiler.

Nasıl olurdu da Muhammed’in ilahı bu dünyadaki her işine karışabilirdi. İlahlar nasıl bir tek ilah olurdu. Bunu da nereden çıkartmıştı.

İşte Hz. Muhammed ile kavmi, Hz. Muhammed ile Araplar, Hz Muhammed ile Bizans ve Sasani krallığı ve bunlara bağlı devletler ve toplumlar arasındaki kavganın sebebi buydu.

4: Bu sebeple çok tanrılı din sahipleri tarafından “Muhammed dilinde itikat, elinde kılıç, arkasında cennet fedaileri olduğu halde ganimet ve kadın peşinde koşturan şiddet yanlısı bir Bedevi” diye tanımlandı.

Oysa dünya hayatı, Hz Adem’den bu yana bir iman küfür değerlerinin karşılaşma ve çatışma alanıdır. İslama göre bu dünyanın yaratılış gayesi budur. İyiler ve kötüler burada açığa çıkacaktır. Dolayısıyla,

Bu dünya tek ilah olan Allah’ı tasdik edenlerle, Allah’ı yalanlayıp yahut eksik bulup çoklu tanrıları olanlar arasında, bir hükümranlık savaşı yeridir. Hakkın gelip batılın yok olması, küfrün ve şirkin bastırılıp hakkın ve adaletin üstün tutulması ancak bu sayede mümkün olur.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal