Yükselen ya da Düşen Değerler 

Yükselen ya da Düşen Değerler 

Yazımıza koyduğumuz başlığın aslında yükselen ve düşen değerler gibi daha çok ifade gücü olan sözlerden oluşması gerekebilirdi. Lakin deyimler genellikle pek kısa kelimelerle ifade edilerek insanlar arasında tedavül etmektedir.

Yükselen ya da Düşen Değerler 

Ercümend Özkan

Siz yine de yazımızın başlığını “zaman ve mekana bağlı olarak yükselen ve düşen değerler” şeklinde düşünürseniz yazacaklarımızın daha kolay anlaşılır olması sağlanacaktır. 

Yazıya koyduğumuz başlıktan da kolayca anlaşılacağı gibi insanlık tarihinde zaman ve mekana bağlı olarak yükselen, yani insanlar arasında modalaşan, yüceltilip, yükseltilen kimi değerlerle, moda olmaktan çıkan, çıkanlan, düşürülen değerlerden söz etmek istiyoruz. 

Medya araçlarının bugünkü boyutlara sahib bulunmadığı zamanlarda, örneğin daha bundan nerede ise bir asır öncesine kadar yükselen ve düşen değerlerde zaman büyük rol oynamakta fakat mekan o denli rol oynamamakta idi. Bugün ise medya araçları mekan farklarını büyük çapta ortadan kaldırdığından yalnızca zaman bu değerlerin yayılması, yücelip yükselmesi ve yükseltilmesi veya tersine düşürülmesi, hayattan kovulmasında büyük rol oynar olmuştur. Bir ikinci etken olarak da tek başlı, iki başlı veya birkaç başlı dünya siyasi konjoktürünün de bu değerlerin yayılıp yaygınlaşması veya gündemden indirilmesinde rol oynamaktadır. Mesela daha birkaç yıl öncesine kadar marksist dünya görüşü ve yaşam biçimi şöyle veya böyle de olsa üzerinde yaşadığımız dünyada bir alternatif idi. Dünya nüfusunun nerede ise üçte biri üzerinde siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri etkisi ile bilhassa da İkinci Dünya Savaşından bu yana kendi değerlerini yükselten ve başka mekanlarda (ülkelerde) de yaygınlaştırmaya çalışan yapısı ile başta SSCB ve onu takiben de Çin, marksizmin ortaya attığı ve değer saydığı şeyleri uygulamak ve yaygınlaştırmak için uğraşı veriyor ve bu devletler varlıklarını marksist değerlere borçlu görülüyorlardı. Askeri ve teknik üstünlüklerinin dünya görüşlerinden kaynaklandığını açık açık söylüyorlar, kapitalizme üstünlük taslıyorlardı. Kendi değerlerini yüceltmeyi, yükseltmeyi ön planda tutuyorlar ve her şeyi adeta bu amaçlarını gerçekleştirmek için yapıyorlardı. 

Lakin geride bıraktığımız pek yakın yıllarda en üstün değer saydıkları “emek”in, kendilerini getirip bıraktığı nokta despotlukla birlikte iflas noktası olmuş ve halkını iki kilo patatese sekiz saatlik kuyruklarda bekleten bir yaşam biçimi olarak marksizm iflas ilamını bütün dünyaya ilan ederek insanların kafalarındaki yerlerinden de, insanların yaşamından da çıkıp gitti. Sanki buharlaştı. Sanki yetmiş yıldan beri gerçek sanılan şeylerin bir hayal (ütopya) olduğu yılların birikimi ile birkaç yılda görülüverdi ve herkes bu görüntüyü birlikte gözlemlediğinden birlikte vazgeçtiler. 

Doğu Avrupa ülkeleri zaten zor kullanılarak ve Amerika’nın rızası ile doğu blokunun bir parçası haline getirilmişti. Ve hemen koptular bu bloktan ve batıya yöneldiler. Bu zoraki birliktelik kırk küsur yıl sürebildi. Müslümanım diyen Türk kavimlerinin oluşturduğu bölgeler de ayrı birer devlet olarak ayrıldı. Kafkaslar da öyle… Şimdi Çin Sovyetler’de yaşananları yaşamadan nasıl yapacak da aynı geçişi gerçekleştirebilecek onun hesabını batılılarla birlikte yapıyor. 

Velhasıl artık dünyada marksist değerlerden söz etmenin bir anlamı kalmadı. Marksizm dünya görüşü ile, yaşama biçimi ile ve değer olarak yüceltip yükselttiği nesi varsa hepsi ile artık insanoğlunun eskimiş değerler müzesine kaldırıldı. İleride insanlık vaktiyle dünyada neler de değer sayılmış meğer diyebilsin için kitaplardan öğrenecek, tarihe bakacaktır bunlan görmek için… 

Batı şimdilerde en doruğuna yükselttiği değerlerini dünyaya sunalı ancak ikiyüz küsur yıl oldu. Fransız İhtilali ile insan hakları, laiklik, demokrasi, liberalizm, kapitalizm gibi değerleri dünya siyaset piyasalarına süren Batı, ilk yıllarda epey güçlükle karşılaşmış olmasına rağmen, o yolların dünyasında kendisine karşı direnebilecek bir dünya görüşünün de bulunmamasının sonucu yine de kısa sayılabilecek bir sürede yukarıda sıraladığımız değerlerini dünyaya hızla yaydı. Elindeki ekonomik, askeri gücünü bu değerlerini yaymak ve dayatıcı bir üslubla kabul ettirmek için çalıştı. Nasıl havaya atılan bir taşın varacağı en yüksek nokta, aynı zamanda düşmeye başlamasının da başlangıç noktası ise, Batı da değerlerinin artık düşme göstermesini gözlemlemeye başladı. 

Görünüşte varsaydıkları insan doğasının gereği imiş gibi tanımladıkları insan hakları, laiklik, demokrasi, liberalizm, kapitalizm ve giderek serbest piyasa ekonomisi şanlı günlerini yaşadı ve bir yandan bu değerlerin insan doğasına aykırılığının anlaşılıp görülmesi, diğer yandan uygulamadaki çifte standard yüzünden artık ikbal günlerini geride bıraktı. Zaten batının bu değerlerini ihraç ettiği ülkeler geçmişleri ve birikimleri ile, müslüman olsun olmasın, bu değerlere yatkın ülkeler olmamıştı. Bir moda olarak laiklik ve demokrasinin bu ülkeleri ne hallere düşürdüğü görülmektedir. Milleti temsil ettiklerini söyleyenlerin çıkarlarının temsilcileri olarak millete vekaleten fakat kendilerine asaleten çıkar sağlama mekanizması olmaktan başka hiçbir anlamı olmadığı görülmüştür. Bu yalnızca Türkiye gibi ülkelerde değil, Amerika, İngiltere, Fransa gibi, değerleri icad edip dünyaya ihraç eden ülkeler halkları da bu gerçeği görmektedirler. Lakin her türlü fikre, düşünceye kapalı tutulan ve medya araçlarıyla da özellikle başka tür düşüncelerden korunan batı toplumları dünyayı kendi görebildikleri kadar sanmakta ve alternatif de üretememektedir. Böyle olunca da seçimlere katılma nisbeti çok düşük de olsa, batıda bunun anlamı bir başka rejim, bir başka sistem isteği olmadığı bilindiğinden rejime hükmedenler endişe etmemekte, korkmamaktadırlar. Fakat aynı rejimi dayatmacı tarzlarıyla Türkiye gibi ülkelerde yürütmeye çalışanlar için seçimlere katılma oranlarının düşüklüğü alternatif seçim anlamına kolayca gelebilmekte ve sistemin sahiplerini endişeye düşürmektedir. 

Şu veya bu değerlerin yükselmesi veya düşmesi değer sayılan şeyin mutlaka bir değer ifade ettiği anlamına gelmemektedir. Bir şeyin değer sayılabilmesi eşyanın tabiatına uygunluğu, insan fıtratına yatkınlığı ve ifade ettiği anlamın değer belirleme yetkisini, değerli olmasının gereği, ortaya koyabilme yetkisine sahibiyetine borçlu bulunduğu bir değerle ölçülür. 

Değer belirleme yetkisine haiz bir yüce varlığın belirlediği değerler gerçek, eskimez, aşınmaz ve yıpranmaz değerler olarak insanlar arasında tedavül eder. Ne var ki insanlar zaman zaman böylesi değerierin dahi değerini bilmezlik göstererek ihmalleri sonucu değersizleştirebilmişlerdir. Bu durum değer sayılan şeyin değerli olmadığı anlamını hiçbir zaman taşımaz. Lakin belki bir zaman değer olarak kullanımı ihmal edilmiş olabilir. Eninde sonunda bu tür değerler insanların sahiplenme gereği duyduğu, geri dönüp gelmesi gereken gerçekler olarak karşısına çıkar ve yine hayat vericiliği ile insanlığın beynindeki tartışılmaz yerini alır. 

Zaman ve mekan farklılıkları insanların nazarında bazı değerlerin düşüş göstermesine sebeb olduğu gibi, asrın siyasî modasının da düşüş ve yükselişlerde büyük rol oynadığı bilinmektedir. 

İnsanlar kimi değerleri gün gelip değersiz bilseler de, ya da kimi değersizlikleri değer saysalar da bilinmelidir ki gerçek değerler, bazı mekan ve zamanlarda ihmal görse bile gerçek değerlerinden yitirmezler ve eninde sonunda bu gerçek değerlere dönüş gerçekleşir. 

Bu cümleden olarak son iki yüzyıldan beri değer olarak büyük ihmale uğrayan İslamî değerlerin insanlığın gözünde itibar kaybetmesinde büyük rolü birinci derecede müslümanlar oynamışlardır. Zira dinlerinin gerçeğini anlamaktan kendilerini uzak tutmalarının sonucu meydana gelen boşluğu, piyasaya Fransız ihtilali ile çıkan milliyetçilik-laiklik-demokrasi-insan hakları gibi değerler almıştır. Serbest piyasa ekonomisinin trendinin yükselmesinde ise SSCB’de çöken marksist sistemin doğurduğu büyük boşluk olduğunu söylemek hiç de abartılı değildir. Daha düne kadar ‘emek’ten başka değerin tanınmadığı dünyanın üçte birinde, şimdi bu değerin de değeri anlaşılmış ve gerçek yerine oturtulmaya çalışılmaktadır. Bütün değerlerin esası ve alt yapı kurumu olarak bilinen ‘emek’ marksizmin iflasının ilanını takiben tek üstün değer olmaktan da çıkmıştır. Bu süreç içinde düşüş gösteren değerler olduğu gibi yükselmeye başlayan, tırmanış trendinde değerler de söz konusudur. 

İçinde yaşadığımız asrın başına nisbetle sonunda kıyası mümkün olmayacak derecede yükseliş trendi gösteren değerlerin başında “İslamî Değerler” gelmektedir. Öyle görünmektedir ki pek kısa bir zaman içinde bu değerlerin yükselişi, arzın her yanından görülecek ve gösterilecek boyutlara ulaşacaktır. Bu yükseliş trendi şu anda dahi kendini büyük bir yetkinlikle göstermekte ve insanların hasımları ve hısımları ile dikkatlerini üzerinde odaklaştıran ilgi merkezi oluşturmaktadır. Düşmanları yükselişini önlemek için ne türden tedbirler alacaklarının hesabını yaparken, dostları kendisinden yararlanmanın ve tüm insanları yararlandırmanın çabası içine girmiş bulunmaktadırlar. 

Özetle demek istiyoruz ki değerler gerçekliklerini, tealluk ettikleri şeyin tabiatına, insan fıtratına uygunlukları ile gösterirler. Değerleri belirleyen makamın üstünlüğü, şaşmaz ve şaşırtılmazlığı da bu değerlere gerçeklik kazandıran kaynak özelliğidir. 

Kur’an’la ortaya koyduğu değerleriyle İslam, 14 asırdan beri kendisi ile yarışabilen, kendisini geçebilen, kendisine yetişebilen herhangi bir değeri insanlar görmemiş ve gösterememiştir. Yarıştan çekildiği, mensupları yüzünden yarıştan ayrıldığı yerden yine yarışa katılmakta ve mesafe katetmektedir. Önümüzdeki asrın yükselen değerleri İslamî nitelikli değerler olacaktır. Daha şimdiden bu görünmektedir. Yeter ki İslamî Değerler yeterince anlaşılıp hayata geçirilsin ki gerçek değer oluşları veya değer oluşlarındaki gerçeklik anlaşılabilsin ve yaşanarak görülebilsin. Bunu gerçekleştirmek ise öncelikle müslümanım diyenlere düşmektedir. Üzerlerine düşeni yapmanın yolu ise Kur’an’ı ahlak edinmekten geçmektedir. Zira bu elbisenin güzelliğini, onu giyen bir bedenden daha güzel ne gösterebilir! İslam da içe ve dışa giyilen (giyinilen) bir elbise gibidir ki gerçekten ahlak edinilmesi ile kendini giyinene öylesine yakışmaktadır ki böylesi elbise ve böylesi terzi görülmemiş dedirtir. 

İslam güzelleştirir. Değer olarak insanın ve eşyanın yaratıcısının biçtiği, diktiği ve provasını yaptığı elbisedir. Giyinin İslam’ı göreceksiniz nasıl güzelleşeceksiniz. 

Altın yere düşmekle kıymetinden kaybetmediği gibi, altın semer vurulmakla da eşek at olmamaktadır. Değerler tabiatlarıyla bizatihi yüksektirler; insanların yüksek veya düşük demesiyle değil. İnsan değerlendirmeleri değişken olduğu halde gerçek değerler hiçbir zaman ve mekanda değişken değildirler. 

Batının laik-demokratik değerleri doruktan düşmeye çoktan başlamıştır. İslam değerlerini ikame ettikçe çok daha hızla bu düşüş görülecektir. Örneğin Türkiye’de bu değerler zaten suyun bir karış yüzeyinde ancak varolabilmiş iken, bundan böyle daha da yüzeyine doğru seyretmekte ve pek kısa bir zamanda buharlaşıp bu toplumu terk edecektir. Bu süreç yaşanmaktadır, görüyoruz.

İktibas, ocak 1994, sayı 181

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal