Belediye Başkan adaylarında ehliyet aranıyor mu?

Belediye Başkan adaylarında ehliyet aranıyor mu?

Belediye başkanı olan/olacak kişiler şehirleşmeden, alt yapıdan, mimariden, ulaşımdan anlıyor mu? Sosyolojiden, psikolojiden ne kadar haberleri var? Şehri tanıyor mu? Çevre, tarih ve mimari bilgisi, kültürü, görgüsü var mı?

“Eskilerin deyimiyle ‘şehrül-emin’ şehrin güvenilir adamı, günümüz Türkçesiyle belediye başkanı; şehrin reisi, beyidir.” diyor Dr.Necmettin Çalışkan, belediye başkanlığı seçimleri gündemine ilişkin yazdığı bugünkü yazısında. Bu işin bir ehliyet gerektirdiğini belirten Çalışkan aksi takdirde büyük felaketler, kazalar yanabileceğini belirtiyor: “Herkes bilir, bir otomobili kullanmak isteyen şahıstan ehliyet istenir, arabayı sürüp süremeyeceği, türlü testlerden sonra onaylanır, sürücü belgesi alır ve öyle trafiğe çıkabilir. Yoksa Allah muhafaza büyük felaketlere yol açabilir, kazalara karışabilir.”

Bugüne kadar seçimlerde adaylar için ehliyet ve liyakat yerine seçilebilme şansına bakıldığı vakasına atıf yapan Milli Gazete yazarı Dr. Çalışkan, “Nasıl bir belediye başkanı?” başlıklı yazısında, yan yana iki şehir arasındaki belediyecilik farkı olduğuna, belediyelerin hem icraatlarından hem vaadlerinden dolayı denetlenmesi gerektiğine, bir de, yılın belediye başkanı ödüllerinin neye göre verildiğinin sorgulanması gerektiğini vurgulayarak şöyle devam ediyor:

Bir şehri yönetecek kişilerin neden ehliyetine bakılmaz? Bu memleket okuma-yazma bilmeyen belediye başkanlarının alaya alındığı filmleri de gördü. Ya da haksızlık etmeyelim hepsinin eğitimli kişiler olduğunu düşünelim. Soru şu o halde; belediye başkanı olan/olacak kişiler şehirleşmeden, alt yapıdan, mimariden, ulaşımdan anlıyor mu? Sosyolojiden, psikolojiden ne kadar haberleri var? Şehri tanıyor mu? Çevre, tarih ve mimari bilgisi, kültürü, görgüsü var mı? İnsan haklarına saygılı mı? Herkese eşit mesafede mi? Listeyi uzatabiliriz.

Maalesef günümüzde bir kısım şahıslar, kazanma hırsıyla sırf o şehirden oy alacak diye aday gösteriliyor. Bu genelde eski bir bakan veya milletvekili oluyor. Uzmanlığı veya liyakati hatta şehre katkısı hiç önemli değil. Yeter ki kazanacak aday olsun.

Belediye başkanı olacak kişi liyakatli olmalı. Şehircilik eğitimi almış olmalı, estetikten, sanattan, kültürden, tarihten ve edebiyattan anlamalı…

Günümüzde ise şart şu; emirlere harfiyen uyacak, “ihaleleri kime istiyorsak dağıtacak”, akraba, eş-dost partiliyi belediyede işe alacak, pastadan onlara yüksek pay ayıracak. Yetimin, öksüzün ve bu ülkede vergisini düzenli ödeyen emekçinin ve üreticinin hakkını sağa sola peşkeş çekecek biri olacak. Nokta…

Şehirleşme deyince en çok betonlaşmadan şikâyet ediyoruz ama projelerin çoğu da betonlaşma üzerine. Hâlâ her belediye başkanı adayı şehri nasıl beton yığınına döndüreceğinin vaatlerini sıralıyor.

***

Seçimlerde bina giydirmeler, billboardlar, viniller, televizyon reklamları, anons araçları konvoylar gırla gidiyor. Belediye başkan adayları seçim döneminde öyle masraflar yapıyor ki bu masrafları aldığı aylıkla karşılamayacağına göre?

Ülkedeki önemli sorunlardan biri denetimsizlik. Belediyelere ayrılan paylar ve borçlanmalar ne kadar denetleniyor?

İller Bankası’ndan yerel yönetimlere aktarılan pay yerine ulaşıyor mu? Bir ile gelen paralar nereye gidiyor? Bu harcamalar ne kadar gerçeği yansıtıyor? Masraflar/yapılanlar ile rakamlar birbirini tutuyor mu? Gerçekten o işe o kadar para mı gidiyor? Yoksa böyle bir iş var mı? Hayali mi?

Bir dernek bile yıllık faaliyet raporlarını açıklarken, belediye başkanları da şeffaf ortamda bu raporları halkla paylaşmalı. Kendi belirlediği kişilerden oluşan ve kontrolündeki meclisin denetim görevini yapamadığı açık. Şehirlerin ve ülkenin geleceği için etkin bir denetim mekanizması kurulmalı hesap sorma sadece seçim sandığına bırakılmamalı.

Sonuç olarak; her yılın sonunda vaatler sorguya çekilmeli. Verilen söz sorumluluk yükler. “Söz verdiğin projeleri yerine getirdin mi? Hani bunlar?” diye hesap sorulmalı. Teftiş eden neye göre denetliyor?

Başka bir sorun da bütçeden pay ayrılırken neden nüfusa bakılıyor da ihtiyaca bakılmıyor? Büyük şehirler ülkenin gelirinin büyük çoğunluğunu alırken diğer şehirlerin ayakta kalması ve istihdam, altyapı, eğitim, sağlık gibi önemli sorunlarını çözmesi mümkün değildir.

Bu nedenle de doğudan batıya göç durdurulamıyor. Bir şehrin harika bir alt yapısı üst yapısı varken, hemen yanı başındaki başka bir şehir neden çok kötü durumda?

Ülkemizde yan yana olan aralarında bir saatlik mesafe bulunan iki şehir arasında her bakımdan dağlar kadar fark var. Neden var? Soran yok.

Başka bir sorun da şu; pek çok belediye başkanına yılın “en başarılı belediye başkanı” ödülü veriliyor. Bu ödüller neye göre veriliyor? Kriter nedir? Halkı bu kadar enayi yerine koymak ne kadar ahlaki?

Ne hikmetse “en başarısız” olması gereken belediye başkanları yılın en başarılı belediye başkanı seçiliyor. Ayrıca her yıl, yılın başarılı belediye başkanı enflasyonu yaşanıyor.

Sizce belediye başkanınız gerçekten şehrül-emin şehrinizin en güvenilir insanı mı?

Biliyorum belki de bıyık altı gülüyorsunuz. Sayıştay rakamlarının konuşulamadığı, abes sayıldığı, raporu açıklayanın görevden alındığı bir ortamda nerde bunlar diyeceksiniz. Olsun biz yine de hakkı, ideal olanı, adaleti yazmakla yükümlüyüz. Belki duyan olur…

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal