Erbaş: ‘Batı dünyası İslam’ı kaynağından öğrenmeli’

Erbaş: ‘Batı dünyası İslam’ı kaynağından öğrenmeli’

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Ürdün, Katar ve İran’a yaptığı ziyaretleri değerlendirdiği konuşmasında Batı dünyasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sekülerleşmeye doğru sürekli bir gidiş olduğunu belirten Erbaş, alimlerin sık sık bir araya gelmesi gerektiğini söyledi.

Başkan Erbaş, Müslümanları birbirine düşürmeye çalışan, fitne ve tefrika çıkarmak isteyen mihraklara ve toplumlara hatta bazı idarecilere karşı teyakkuz içerisinde hareket edilmesine vurgu yaptı.

Başkan Erbaş şöyle konuştu: “Peygamber efendimiz, ‘Kişi bilmediğinin düşmanıdır’ buyuruyor. Hem kendimizi, hem inancımızı, hem de medeniyetimizi çok doğru bir şekilde anlatmalıyız. Batı dünyası, İslam’ı kaynağından öğrenmeli. Bugün İslam’ı yanlış uygulayan kişilere bakarak değerlendirmemelidir. Ön yargıdan vazgeçmelidir. Tabi bu konuda bize çok büyük görevler düşüyor, hem ülkelerimizde hem de Batı dünyasında İslam ile ilgili araştırmalar, sempozyumlar, konferanslar ve paneller düzenlemeliyiz. Bilenler biliyor fakat İslam’ı sahih kaynaklarından öğrenmemiş olanları bu şekilde uyarabiliriz. Bu noktada çok büyük imkanlarımız var. Almanya, Fransa, İsviçre, Belçika ve Hollanda’da 2 bin civarında din görevlimiz var.”

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, “Türkiye Diyanet Vakfı’nın söz konusu ülkelerde uzantısı olan vakıflarımız var. O güçlerimizden istifade ederek İslam’ın barış dini olduğunu ve sadece İslam dünyasına değil bütün insanlığa barış getirmeyi hedeflediğini anlatma imkanımız var. Şu ana kadar bunu yaptık, bundan sonra da hızlandırarak ve arttırarak yapmak istiyoruz.” dedi.

İran ziyaretinin çok faydalı ve verimli olduğunu söyleyen Başkan Erbaş, “her iki ülkenin yöneticileri, ilim ve din adamları arasında tecrübe paylaşımıyla ilişkilerin daha da ileriye doğru gelişeceğini düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

‘Alimlerin sık sık bir araya gelmesi gerekiyor’

İslam’ı terörize etmeye çalışan terör örgütlerinin oluşturduğu yanlış kanaatlerin ortadan kalkması noktasında en büyük görevin alimlere düştüğünü dile getiren Başkan Erbaş, şunları söyledi:

“Alimlerin sık sık bir araya gelmesi gerekiyor, iki hafta önce Dünya Müslüman Alimler Birliği’nin Türkiye’de bir toplantısı oldu. Orada bin civarında ilim adamı toplandı ve 6 gün boyunca bu meseleler görüşüldü. Daha sonra İstanbul’da Avrupa Fetva Meclisi adıyla bir toplantı yapıldı. Avrupa’da yaşanan meselelerde bu kurumun devreye girmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İslam dünyası ile Avrupa’yı bir araya getirmek, Avrupa’nın İslam dünyasıyla ilgili kanaatlerini tashih etmek açısından bu çalışmaların artması ve ilerlemesi gerekiyor. İlim adamları, makaleleri ve yazdıkları kitaplarla, konferans, sempozyum ve panellerde yapacakları tebliğlerle bu konuya çok önemli katkı sağlayacağını düşünüyorum.”

‘Sürekli artan bir sekülerleşme var’

Gençlerin içinde bulunduğu ahlaki ve inanç noktasından, yaşamış oldukları bunalım ve benzeri sıkıntılardan kurtarılmasının gerekliliğine işaret eden Başkan Erbaş, şu değerlendirmede bulundu:

“Dünya sürekli sekülerleşmeye doğru gidiyor, dünyevileşme hızla artıyor. Bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Ahlaki noktada Kur’an’ın getirmiş olduğu prensiplere, Peygamber efendimizin getirmiş olduğu ilkelere yönelik bir anlayışı bütün gençlerimize öğretmemiz onları eğitmemiz gerekiyor. Eğitim olmadan bunlar olmaz. Bu noktada güçlerimizi birleştirmemiz ve öğretimden çok eğitime dikkat etmemiz gerekiyor. Buna biz terbiye diyoruz, talim ve terbiye dediğimiz şey bu. Biz talime daha fazla önem veriyoruz fakat terbiyeyi ihmal ediyoruz. Bizim medeniyetimizde terbiyenin çok büyük önemi var. Eğer böyle hareket edersek ve helal-haram çizgisini çok net bir şekilde insanımıza ulaştırır ve onları ahlaki bir eğitimden geçirirsek sonuca ulaşmamız daha da kolaylaşacaktır.”

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal

1 Yorum

  • ersin ertuğrul satan
    6 Aralık 2018, 09:36

    Eyvallah… Batı Muhammed (as) ‘i kafi görmekten, Kur’an’ı O’nun toparladığı takıntısından vazgeçmeli. Sahici bir tanıma çabası vermeli… Hristiyan, deist, ateistlerden bunu bekleyenlerin dönüp kendi coğrafyasındaki "bilmezliklere" kör kalması ne derece tutarlıdır? Yani Batı, İslam’ı kaynağından öğrensin de Doğu niye melez kültürel bir form üzerinden tedris ediyor? Neden bu durum tashih edilmiyor? Müslüman doğu bu nedenle ne Müslüman gibi ne de Batılı gibi düşünemiyor, konuşamıyor, üretemiyor değil mi?

    Yanıtla