Kendimize ait olmayan bir dünyaya İslami kılıf giydirme sorunu

Kendimize ait olmayan bir dünyaya İslami kılıf giydirme sorunu

Türkiye’ye özgü militan demokrasi ister laik ve liberal olsun, ister muhafazakâr liberal olsun fark etmiyor. Bu yapı ve sistemin kurumlarını İslamileştirme çaba ve işgüzarlığı Müslümanların hayata ve dünyaya bakışını değiştirdi.

Ali Haydar Haksal bugün önemli bir noktaya dikkat çekti Milli Gazete‘deki yazısında. “İslami Kavramlar” başlığını taşıyan yazısında Haksal, “Peygamberin yaşama tarzının artık bugün için bir karşılığı yok. Onun vasıta olduğu dinin ve ona bağlı uygulamaların bugün bir yansımasını görmek olası değil. Kavramların da bugün yerli yerine oturabileceğini düşünmek bile saçma geliyor. Müslümanların cihadı ile demokrasi dininin cihadı aynı mı oluyor? Cihat ve şehadet kavramları bile burada farklı bir anlam kaymasına neden. İslâm milleti, medeniyeti, toplumu bütüncüllüğünden, ırkçı, ulusçu, Misak-ı Milli sınırlarının daralmış dünyasına geçiliyor ve bu çok da ağır basıyor.” diye yazdı.

Haksal şöyle diyor yazısında:

İslâm’a özgü kavramlar İslâm’ın değerleri içinde geçerli.

Her kültür ve düşüncenin kendine özgü mantığı ve kuralları var.

Müslümanların asıl sorununun yabancılıklar içinde kendilerine göre bir dil ve mantık arayışları olduğunu kaydeden Haksal şöyle devam ediyor:

Bu, bir türlü aşılamıyor. Müslümanların yaşadığı coğrafyada, insanlarının Müslüman oluşunun yanında, kendilerine yabancı ve kendilerine ait olmayan bir ruh ortamına uyarlanma çabaları asıl çarpıklığı oluşturuyor. Yönetimleri, yaşama tarzları İslâm dışı olanların vazgeçemedikleri ya da dini kendilerine özgü bir tanımlamaya çaba göstermeleri bir hakikate işaret olamaz.

Laik, seküler, kapitalist bir sistem içinde o yapının, yaşama biçiminin özünden vazgeçmeden İslâmî değerleri ona uydurmaya ve uyarlamaya çalışmaları asıl sorun. İnsanı sömüren, insanın hakkına giren bir yapıda haram olan ile hayırlı işlerde bulunma çarpıklığından söz ediyoruz.

Bizim değerlerimizden biri “hak” sorunudur. İnsan hakkı, hayvan hakkı, doğa hakkı gibi. Yeryüzündeki mülk insanlığın ortak malı. Yönetenler ise insanların haklarını korumakla yükümlü. Kapitalist bir sistem içinde hak arayışları adaletle değil, güce göre paylaşılır. Bazıları çok hak sahibidir, bazıları az bazıları ise hiçbir hak sahibi değil. Hak talebinde bulunması bile düşünülemez.

Adalet ve hakkaniyet vicdanın ötesinde bir sorumluluk gerektirir. Kaşarlanmış ya da baskı altında olan bir vicdanın hak dağıtması beklenemez. Özgür olmayan ve iradesini kullanmayan ya da dünyalık kaygılar yüzünden, hakikatten kaçanların durumu ortada. Vehim ve korkunun baskın olduğu bir dünya. Çıkarı için insanların ayaklarını kaydıranlar, rızıklarına neden olanların hiçbir vicdanî sorumlulukları yok.

Her kavram ve değer kendi ortamı için uygundur ya da geçerlidir. Müslümanların “kul hakkı” diye bir alanları bulunuyor. Bu, sadece maddi olan bir durum değil. İnsanın insana tedirgin edici bakışı bile bir hak sorunudur. Durup dururken birini tedirgin etmenin bile vebali bulunuyor.

Ulusçu, ırkçı, laik, liberal, kapitalist sistemin hukuk sistemi kendi kurallarıyla yürüyor. Demokrasi sorunu bile böyle. Türkiye’ye özgü militan demokrasi ister laik ve liberal olsun, ister muhafazakâr liberal olsun fark etmiyor. Bu yapı ve sistemin kurumlarını İslamileştirme çaba ve işgüzarlığı Müslümanların hayata ve dünyaya bakışını değiştirdi. Kimi tanımlamalar ise Müslümanların zihin dünyalarını bulamaca dönüştürdü.

Müslümanların bütünlüğü dağıldı ve bozuldu. Birbirlerini suçlayacak, töhmet altında tutacak ve dışlayacak yaklaşımlar çok rahat ve kolay bir hâle dönüştü. İnsanları tekfir edici, dışlayıcı mantık çok daha ağır basar oldu. Laik seküler bir sisteme giydirilen türban ya da kimi görünümler asıl yanıltıcı olanı.

Peygamberin yaşama tarzının artık bugün için bir karşılığı yok. Onun vasıta olduğu dinin ve ona bağlı uygulamaların bugün bir yansımasını görmek olası değil. Kavramların da bugün yerli yerine oturabileceğini düşünmek bile saçma geliyor. Müslümanların cihadı ile demokrasi dininin cihadı aynı mı oluyor? Cihat ve şehadet kavramları bile burada farklı bir anlam kaymasına neden. İslâm milleti, medeniyeti, toplumu bütüncüllüğünden, ırkçı, ulusçu, Misak-ı Milli sınırlarının daralmış dünyasına geçiliyor ve bu çok da ağır basıyor.

Ahlâk ve vicdan başlı başına bir sorun. Dünyalıkları biriktirmek ve bunun üzerine bir saltanat kurmak bir sorun. Faizin müdafii olmak, laik seküler sistemin şehidi olmak sorun. Bu sorunları alt alta sıralasak sayısız başlık çıkar. Kendimize ait olmayan bir dünyaya İslâmî kılıf giydirme başlıca sorun. O zaman kavramlarımızı yerli yerinde yeniden düşünmeliyiz.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal