‘Evet, deizm tehlikesi var ama bu gençler için biz ne yaptık?’

‘Evet, deizm tehlikesi var ama bu gençler için biz ne yaptık?’

Ufuk Coşkun: “Tamam, onlara sapık deyin. Bu, kökü dışarda tehlikeli bir projedir deyin. Ancak şu soruyu da kendinize sorun; Bu çocukları doyurmak için ne yaptınız? Onlara nasıl örnek oldunuz?”

Türkiye’de ve dünyada gelişmekte olan deizm tehditine dikkat çekiyor Milat yazarı Ufuk Coşkun. 16. yüzyıldan bu yana bu anlayışın yeryüzünde bulunduğunu, hatta 2370 yılında bir ‘Barış dini’ kurulacağı iddiası olduğunu da hatırlatan Coşkun, deizmin ‘şirk’ olduğunun altını çiziyor. Buna karşılık, bu tehditin hedefinde olan bugünün sorgulayan gençlerini doyurmak için ne yapıldığını sorguluyor.

Deizm tehlikesi ve Müslümanlar başlıklı yazısında şöyle diyor Ufuk Coşkun:

17. yüzyılda Katolik bir ailenin evladı olarak dünyaya gelen İrlandalı John Toland, “Pentheistikon” isimli kitabında akla dayalı maddeci bir dinin gerektiğini savunarak bir bakıma deizmin tohumlarını atmıştı. Sonra Voltair ve Rousseau gibi ünlü düşünürlerle birlikte deizm savunuculuğu yaygınlaştı. İlk deizm kelimesi Viret (1564) ve Burton(1621) tarafından kullanıldı. Sonra İngiliz Filozof Edward Herbert, “De Veritate” isimli kitabını yayınladı. Bu kitapla birlikte o da deizm kurucuları arasında sayılmaktadır.

Newton’un kehanetine göre; 2370 yılına kadar Hristiyanlık tamamen ortadan kalkacak ve yerine bir “Barış Dini” kurulacak. Küreselci sapkın topluluğun, tüm dinleri İslam’a karşı birleştirerek Kudüs merkezli ortak, karma bir insanlık dini oluşturmak gibi bir amaçları olduğunu biliyoruz.

FETÖ, 1998 yılında Papaya gönderdiği mektupta; “Amacımız üç büyük dinin insanları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik (yeni bir din) tesis etmektir” diyordu. 2005 yılında da “Mehdi, zulümle dolu dünyayı adaletle dolduracaktır. Allah onu ‘Bir gecede’ zafere ulaştıracaktır” diyerek irrasyonel inançtan rasyonel siyaset üreten küresel sistemin sapkın emellerinin alt yapısını inşa ediyordu.

Evet, böyle bir tehlike var. Geçenlerde gazetemiz Milat, “En büyük şirk, deizm tuzağına dikkat” manşetiyle çıkarak ülkemizde yaygınlaştırılmaya çalışılan deizm tuzağına dikkat çekti.

Geçen yıl MAK Araştırma Şirketinin yaptığı bir ankette sorulan “Allah’ın varlığına, birliğine, bizi yaratıp yaşattığına inanıyor musunuz?” şeklindeki bir soruya toplumun % 86’sı “Evet, Allah’ın varlığına, birliğine bizi yaratıp yaşattığına inanıyorum” derken; aynı soruya “Evet, Allah’ın sadece varlığına bizi yarattığına inanıyorum ama her şeye karıştığını karışacağını düşünmüyorum” diyenlerin(Deist) oranı % 6 çıkmıştı. Nüfusa oranla bakıldığında hiç de azımsanmayacak bir rakam bu!

Geçen aylarda da “Dünyayı Değiştirelim” sloganıyla Deizm Derneği’ni kurdular. Kurucu üyeleri ağırlıklı olarak Alevi kökenli ailelerden geliyor. Başkanları henüz 18 yaşındayken Yehova’nın Şahitleri ile tanışan ve 17 yıl misyonerlik yapan, aynı zamanda lgbt’li bir birey.

Evrenin bir yaratıcı tarafından yaratılıp daha sonra bu yaratıcının insanı kendi başına bıraktığını kabul ediyorlar. Peygamberleri ve kutsal kitapları da reddediyorlar. Onlara göre mutlak bilgiye ulaşmanın yolu vahiy ve peygamberlerden değil doğa, bilim ve akıldan geçiyor. Yani ilhamlarını gökten ve gaipten değil doğrudan akıl ve bilimden alıyorlar.

Dolayısıyla deistlere göre; insan aklı yeterli olduğu için vahiy ve kutsal kitaplara da gerek yoktur. Yaratıcı, dünyayı ve evreni bir kez yaratmış, sonra kendi yasalarına göre işlemesi için insanları ve evreni bir başına bırakmıştır.

Diyanet bu konuda yaptığı bir açıklamayla, deizmi sapıklık ve şirk olarak niteledi. Evet, gençlerimiz tehdit altında ve gün geçtikçe bu tür sapkın inançlara doğru yelken açıyorlar. Lakin şu hazin gerçeği de atlamamamız icap ediyor.

Bakınız bu gençler bizim ülkenin evlatları. Burada doğup büyüdüler ve deizm, ateizm, FETÖ gibi İslam dışı inançlara ya da inançsızlıklara savruluyorlar. Geçenlerde nasıl deist olduğunu anlatan birinin konuşmasına denk geldim. Okullarda bize zorunlu olarak okutulan din kültürü adlı dersin ortaya koyduğu argümanların çok zayıf olduğunu söylüyordu mesela.

Din kültürü öğretmenlerinin genelde idareci olarak atandığı, dersin içeriğinin ise çok zayıf olduğu bir eğitim sisteminde gençlerin bunu sorgulaması yadırganmamalıdır.

FETÖ’nün elli yıl örgütlendiği bu ülkede ilahiyat dünyası İslam’ın özüne yönelik ciddi bir araştırma yapmadı örneğin.

Oysa bugünün gençleri artık sorguluyor. Bugün onlara İslam’ı doğru kaynağından anlatan tek sağlam bir kaynak önerebilir misiniz? Herkesin İslam’ı kendi düşünce dünyasına göre yorumladığı, ilahiyatçıların yan gelip yattığı, Müslüman toplumun çarşıda pazarda yabancı turistleri kazıklamaya çalıştığı, dindar olarak bilinen insanların makam mevki için kul hakkı yemek dâhil her türlü dümeni çevirdiği, eğitim sisteminin ise ruhsuz, manasız, tarihsiz, seküler, maddeci bir anlayışla inşa edildiği bir ülkede bu gençlere kim sahip çıkacak?

Tamam, onlara sapık deyin. Bu, kökü dışarda tehlikeli bir projedir deyin. Ancak şu soruyu da kendinize sorun; Bu çocukları doyurmak için ne yaptınız? Onlara nasıl örnek oldunuz?

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal