Hilal Kaplan, Muhafazakar erkeklere de çıkıştı

Hilal Kaplan, Muhafazakar erkeklere de çıkıştı

“Bu yazıyı ‘muhafazakâr’ erkeklere ‘çakma’ derdinde olan Müslüman bir kadın yazar olarak değil, Müslümanların ‘büyük cihad’ı olan kendi nefsleriyle imtihanları bağlamında Müslüman erkeklere uyarıda bulunmak için yazdım.”

“Başörtülü ablalardan türbanlı fenomenlere” yazım beklediğimden de çok ses getirdiğini yazan Hilal Kaplan, Sabah gazetesinde dünkü yazısını bu sefer de muhafazakar Müslüman erkeklerde rastladığı hatalara ayırdı.

Geçen yazısı için tebrikler aldığını ama kendisine sitem de edildiğini belirten Kaplan, şöyle devam etti:

Çoğunluğunu ‘geç kalınmış bir eleştiri’ ve tebrik mesajları oluştururken, neden hep başörtülü kadınların mercek altına alındığına dair sitem, onlara böylesi bir yük ve anlam atfetmenin doğru olup olmadığına dair sorgulamalar da vardı. Ne var ki hayat, tüm kuşatıcılığıyla bir anlam yelpazesidir. Sizin arzunuzdan azade biçimde anlamlar yüklenir.

Başörtüsü de bu anlam taşıyıcıların, göstergelerin başında gelir. Mahremiyeti olabildiğince dışlayan, göstermenin var olmaya eşitlendiği bir dünyada ise tesettür, başlı başına bir direniş biçimidir. Dolayısıyla her zaman yorumun konusu olacak ve bu daha da artarak devam edecektir.

Ancak dindar erkeklerin Müslümanlık iddiasının altını gündelik hayatlarıyla ne kadar doldurduklarına dair pek eleştiriye rastlamadığımız, onların dönüşümünün kanıksandığı ya da göz ardı edildiği bir anlatının hâkimiyeti de o derece aşikârdır. Fakat bu, kendi iç sorgulamalarını, başörtülü kadınlara nispetle ihmal etmelerini haklılaştırmaz. O yüzden izninizle, altı yıl önce yazmış olduğum “Muhafazakâr erkek tipolojisi” yazımdan şu satırları paylaşmak isterim:

“Daha vahimi, ‘muhafazakâr’ Müslüman erkeklerin yaşamındaki bu sürükleniş kamusal alanda eleştiri konusu bile yapılmadığından ve ne kadar sürüklenmiş olurlarsa olsunlar her dâim ‘muhafazakâr’ kimliğinin korunaklı sularında yüzmeye devam ettiklerinden iğneyi kendilerine batırmak ihtiyacını bile duymamalarıdır. Örneğin kendisine el uzatmayan kadınlara el uzatan, hatta karşısındaki kadın başörtülü olsa bile el uzatmakta beis görmeyen, seküler kadın arkadaşlarıyla sarılarak selamlaşan, Cuma’dan Cuma’ya secdeye varan, dar pantolonlar giyip, ‘dede’ olacak yaşa gelmeden sakal bırakmayı aklından bile geçirmeyen ama sabahtan akşama kadar Müslüman kadınların giyimi üzerinden ‘yozlaştık, azizim’ muhabbeti yapanlar genelde bu tipolojiye dahildir.

Bir diğer önemli özellik ‘muhafazakâr’ erkeklerin servetle kurdukları ilişkidir (…) ‘Muhafazakâr’ erkeklerin büyük çoğunluğu uzun zamandır seküler erkeklerle aynı ‘trend’leri takip edip, moda fetişizmine teslim olduğu için onlara özel bir ‘muhafazakâr Vogue’a ihtiyaç duyulmuyor. Ancak ‘toplumsal iyi’nin yansıdığı aynayı her dâim kadınlara tutup, kendi ellerini yıkamak kolay olduğundan mevzunun bu boyutu pek dile bile getirilmiyor. Müslüman ahlâkından uzaklaşıp sadık birer tüketici haline gelen kapitalist özneler olarak ‘muhafazakâr’ erkeklerin iş yaşamındaki performansı da bu minvalde ilerliyor. Tüketici olarak kapitalizme teslim olmuş öznenin üretici pozisyonundayken kapitalist ahlâktan vazgeçmesi imkânsız olduğundan ve verimliliği artırmak, daha çok kazanıp daha çok yatırım yapmak âdeta dinin bir gereği gibi görüldüğünden dinin öngördüğü, işçiye emeğinin tam karşılığını zamanında vermek gibi diğer gereklilikler rahatlıkla ıskalanabiliyor.

Tesbitleri de örnekleri de çoğaltmak mümkün ancak bu noktada şunun bilinmesini içtenlikle arzu ederim: Bu yazıyı ‘muhafazakâr’ erkeklere ‘çakma’ derdinde olan Müslüman bir kadın yazar olarak değil, Müslümanların ‘büyük cihad’ı olan kendi nefsleriyle imtihanları bağlamında pek de ikaz edilmeyen Müslüman erkeklere uyarıda bulunmak için yazdım. Naçizane tavsiyem yarası olanın gocunması ve gereğini yapmaya gayret etmesidir.”

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal