Bayramlar hayata ahenk katar

Bayramlar hayata ahenk katar

Et sadece cismaniyetimize dair bir metafordur. Kesilen kurbanları, eti, kemiği, kanı değil, kesme niyeti ve kulluk duruşu Allah’a ulaşır. Kur’an buna ‘iyilik’, ‘halis niyet’ der.

Bayramların insan hayatına kattığı güzelliği ve anlamı Hüseyin Akın böyle tanımlıyor: Bayramlar zamanın bestesidir. Akın, Milli Gazete’deki köşesinde bayramların, zincirin kopan iki ucunu bir araya getirdiğinin altını çizdi:

Bayramlar hafızamızı tazeler. Vicdani hassasiyetlerimizi diri tutar. Birey olmaktan, sorumlu bir insan olmaya doğru yol çizer. Bir an bayramların olmadığını düşünün, toplumsal kırılma ve çöküntülerin nereye varacağını kestirmek güç.

Bayramlar gelenekle irtibatımızı sağlayan en etkin dinamiklerdir.

Dünü hatırlatan her bir şeyin teker teker kaybolduğu bir dünyada kuşaklar arası değer yargılarını yaşanılır kılan yine bu mutlu günlerdir.

Zincirin kopan iki ucunu bir araya getirir.

Güftesi olan hayata beste yapar. Kültür yoksa hayat sadece bir güfteden ibarettir.

Her millet kendi yaşama biçimiyle bu hayata bir yordam ve ahenk katar.

Bayramlar bu anlamlı güftenin ve tatlı ahengin bestesidir.

Kurban Bayramı içerisinde büyük sembolleri barındıran bir tevhit eylemidir.

Bir başka tabirle tevhit üzere sınanmış bir milletin muvaffakiyet sevincidir.

Kesmek, biçmek, yüzmek değil, kurban ilişkilerdeki mesafeyi ayarlamaktır.

İnsanın imtihan edildikleri ile arasında bulunması gereken mahrem mesafenin ihlaline dair bir ayar çekmektir.

Komşunla, akrabanla, yoksulla, garibanla arana giren eşya ve nesne kalabalığını bertaraf çabasıdır. Paraya, mala mülke değil insana yakınlaş!

İnsana yakınlığın Allah’a olan bağlılığına engel oluyorsa, durumu gözden geçir ve insana mesafe koy, Allah’a daha bir yaklaş!

Evlat, eş, sahip olduğun altın, gümüş (döviz), kat kat kantarlar, sürüler, hayvanlar ve ekinler hepsi birer abartıdan ibarettir ve yüksek puanlı sınav sorularıdır.

Kurban asıl olana yaklaştırır. Abartılı ve geçici olan karşısında uyanık kalmayı sağlar.

Sahip olduğun şeyler, ilk sahibi kimse onundur.

Sosyal adalet, infak, bölüşme, paylaşma, kardeşini de düşünme, yeryüzündeki bütün canlıları da hesaba katmaktır kurban.

Et sadece cismaniyetimize dair bir metafordur. Kesilen kurbanları, eti, kemiği, kanı değil, kesme niyeti ve kulluk duruşu Allah’a ulaşır. Kur’an buna ‘iyilik’, ‘halis niyet’ der.

Kurbanı dört günlük bayram sürecine münhasır kıldığımızda bu espriden yoksun kalacağımız açıktır. Dünya kurtlar sofrasına dönüşsün istemiyorsak kestiğimiz kurban üzerinde tefekkür edelim.

Kurban kısa zaman önce bizim gibi bir canlıydı, gözlerinde bizim bilmediğimiz bir dünya fotoğrafı asılıydı. Tekbirlerle kesildi, teslim oldu.

Bıçağı tutan ele değil, tekbirin içeriğine teslim oldu.

Sonra yüzüldü, parçalandı, taksim edildi ve değişik sofralarda midelere indirildi.

Bu yüzden kurbanlık hayvanların nazarları vardır, ama mezarları yoktur.

Eğer hayvanı İbrahim’in oğlu İsmail’e ve de İsmail’in babası İbrahim’e yaklaşım ve teslimiyeti gibi bir hikmete matuf olarak kesip kurban edersek, Allah’a karşı söylemek istediğimiz fiili cümlemizi hakkıyla tamamlamış oluruz.

Aksi takdirde midemizi hayvan mezarlığına çevirmeye benzer bir rutini gerçekleştirmiş oluruz.

Kurbanınız kurban olsun, hak ve hakikatin kurbanı olun!

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal