Aydın Engin: Demokrasi ve İslam uzlaşabilir mi?

Aydın Engin: Demokrasi ve İslam uzlaşabilir mi?

Siyasal İslamın herhangi bir türünün iktidarda olduğu, iktidarın seçimlerle değişebildiği bir ülkede (Mesela İran) semavi yasalar mı geçerli olacaktır, dünyevi yasalar mı?

Cumhuriyet gazetesi yazarı Aydın Engin, Tırmık adlı köşesinde İslam mı Demokrasi mi sorusunu yineledi, “İslam ve demokrasi bir arada varolabilir mi, yoksa birbiriyle antagonist (=uzlaşmaz) bir çelişki mi söz konusu?” diye sordu. Uzlaşmaz olduğu gerçeğini, açıkça söylemese de ima eden Engin’in, İslam için ‘kul’, demokrasi için ‘özgür birey’ vurgusu dikkat çekiyor.

Yazısında, Demokrasi için, gelişmişlik, çağdaşlık ve mükemmellik kelimelerini kullanan Engin, buna karşılık, 1789’da duvarlarının arkasına itilen Kilise ile Cami’yi (cemaat ve tarikatları) bir tutuyor ve sorusunu yineliyor, “Toplumda herkesin uymak zorunda olduğu yasalar dinsel yasalar mı olacak, yoksa “kul yapısı” yasalar mı?”

Yazısının ilgili bölümünde şöyle diyor Aydın Engin:

Önceki Tırmık’ta “Hem İslam hem demokrasi mi; ya İslam ya demokrasi mi” diye sormuştum.
Siyasal İslamın Ortadoğu’da en “ilginç” çizgisini temsil eden AKP Reisi ve partisinin bu soruya cevabı kısa bir cümle ile özetlenebilir:
“Demokrasimsi bir İslam, İslamımsı bir demokrasi.”
Ancak temel soru, Türkiye dahil, ama Türkiye’den ibaret olmayan bir bağlam ve kapsamda cevaplanmalı:
İslam ve demokrasi bir arada varolabilir mi, yoksa birbiriyle antagonist (=uzlaşmaz) bir çelişki mi söz konusu?
İslam dünyasında inançlı (ya da inançsız) aydınlarca uzun süredir tartışılan ve tartışılması henüz herkesi doyuracak bir cevap bulamadan süren bir sorudan söz ediyorum.
Kuşkusuz bir gazete yazısı bu yakıcı soruyu cevaplayamaz. Kaldı ki kişisel olarak benim bilgim ve birikimim de doyurucu bir cevap üretmeye elvermez.
Ancak bir gazete yazısında da olsa yalın bir soru ortaya atılabilir:
Siyasal İslamın herhangi bir türünün iktidarda olduğu, iktidarın seçimlerle değişebildiği bir ülkede (Mesela İran) semavi yasalar mı geçerli olacaktır, dünyevi yasalar mı?
Biraz daha farklı bir cümleyle yineleyelim:
Bütün toplumun uymak zorunda olduğu yasalar kaynağını Kuran’dan alan, dolayısıyla tartışılmazlık ve değiştirilemezlik zırhına sahip yasalar mı olacaktır yoksa o toplumdaki yurttaşların ya da onların seçilmiş temsilcilerinin yaptığı, dolayısıyla özgürce tartışılabilir, değiştirilebilir yasalar mı?
Eğer ilk seçenek geçerliyse o toplumda demokrasiden söz edilemez. Tersinde ise edilebilir. Kuşkusuz demokrasinin salt sandığa indirgendiği, çoğulculuk yerine çoğunlukçuluğun egemen olduğu demokrasiler var. Bunlar “ilkel, eksik, kusurlu, çağın gerisinde” gibi nitelemeleri hak eder.
Sandığın yanı sıra insanlığın evrensel kazanımları ile pekiştirilmiş, göstermelik olmayan bir katılımcılığın kanallarının açık olduğu, o toplumda yaşayanların kendilerini “kul” olarak değil, “özgür bireyler” yani yurttaşlar olarak tanımladığı, insan hakları ve düşünce özgürlüğü önündeki sınırlamaların tümüyle ya da büyük ölçüde yok edildiği demokrasiler de var. Onlar da “Gelişmiş demokrasi, çağdaş demokrasi” gibi nitelemelerle anılırlar.
Kuşkusuz mükemmel, eksiksiz, her ülke için örnek alınabilecek bir demokrasiden söz edilemez. Bu eşyanın tabiatına diyalektiğin yasalarına aykırı bir iddia olur. Mesela kapitalizmin hele hele küresel kapitalizmin yürürlükte olduğu bir ülkede demokrasi eninde sonunda eksikli ve kusurludur ve sınırlıdır.
Ama yine de “kötü, daha az kötü; iyi, daha iyi” gibi bir sıralamadan, basamaklardan söz edilebilir.
Temel soru değişmiyor ama: Toplumda herkesin uymak zorunda olduğu yasalar dinsel yasalar mı olacak, yoksa “kul yapısı” yasalar mı?
Avrupa bu soruya 1789 Fransız Devrimi’nden başlayıp 1848 yurttaş devrimlerine kadar uzanan sürecin sonunda sadece aristokrasi iktidardan uzaklaştırılmadı, kilise de duvarlarının ardına gönderildi ve çekildi.
İlan edildi: Egemenlik kayıtsız şartsız yurttaşlarındır.
İslam dünyasında böyle bir cevap verildi mi?
Aristokrasinin karşılığı olan emirler, imamlar, sultanlar varlıklarını ve siyasal egemenliklerini sürdürmüyorlar mı?
Kilisenin karşılığı olan caminin (cemaatlerin, tarikatların) siyasal etkileri hatta egemenlikleri sürmüyor mü?
O yüzden “siyasal İslam” ve demokrasi bir arada var olabilir mi sorusu olanca derinliğiyle tartışılmalı.
Hele Türkiye’de…

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal