Kur’an Kursu öğrencileri Ali Erbaş’ı ziyaret etti

Kur’an Kursu öğrencileri Ali Erbaş’ı ziyaret etti

Kur’an Kursu öğrencileri ile buluşan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, “İslam’ın en çok önem verdiği şey, güzel ahlaklı insan olmaktır” dedi.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Konya Karatay ilçesi Doğanlar Kur’an Kursu öğrencilerini kabul etti.

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, minik öğrencileri ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Başkan Erbaş minik öğrencilerle yaptığı sohbette, “İslam’ın en çok önem verdiği şey, güzel ahlaklı insan olmaktır” dedi.

Peygamber Efendimizin Müslümanı elinden ve dilinden güvende olunan insan, olarak tarif ettiğini ifade eden Başkan Erbaş, “Kimseye ondan zarar gelmeyecek, herkes ondan emin ve hoşnut olacak, herkes ona güvenecek, Müslümanlığın özü bu. Böyle bir Müslüman olabilmek için de İslam’ı Peygamberimiz Hz. Muhammed’in yaşadığı ve öğrettiği gibi yaşamalıyız” diye konuştu.

Başkan Erbaş, Kur’an-ı Kerim’in Müslümanların ana kaynağı olduğunu belirterek, “Bir Müslümanın ilk yapacağı işlerden birisi de Kur’an-ı Kerim’i öğrenmektir” ifadelerini kullandı.

Başkan Erbaş, daha sonra minik öğrencilerle hatıra fotoğrafı çektirdi.

Kabulde, Diyanet işleri Başkan Yardımcısı Dr. Selim Argun, Doğanlar Kur’an Kursu öğreticileri de hazır bulundu.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal

1 Yorum

  • ersin ertuğrul satan
    10 Ağustos 2018, 12:24

    << Büyük bir mantık hatası >>

    Biz acem(*) toplulukların, İlahi mesajı ulaştığı bölgelerde nasıl karşıladığını, yani muhattaplar olarak bu mesajı anlayıp anlayamadığımız konusunda pek durulmadığını, düşünülmediğini söyleyebiliriz.

    Mesela Türkçe konuşan kimseler aşağıya iktibas edeceğimiz kelam-ı haber nasıl anlamıştır acaba? Resulullah’ın(as) söylediği söylenen bu söz, eğer sıhhatli bir haber ise söylendiği bağlamda ne anlama tekabül etmektedir? Bu konuyu bir örnek üzerinden diğer tüm haberlere ulamak da mümkün olabilir mi? Olursa, ki olacağına inanıyoruz, o vakit ciddi, nitelikli bir anlama çabası seferberliği verilmesi gerekir. Ancak bu anlama çabasıyla bağlantılı olarak sağlıklı, yapıcı fiiller inşa olunabilir. Yoksa iddiaların içi boş olarak kalakalır..

    Haber şu: "Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğreten ve öğrenenizdir." (Buharî, Fedâilu’l-Kur’an, 21)

    Arapça konuşan, anlayan bir arap için bu söz "arapça konuşan, halkın içinden birine gelen haberden diğer insanların haberli kılınmasını" ifade eder. Yani elçi kendisine gelen haberi diğer insanlara duyurur, onların da bilmesini, anlamasını temine çalışır.

    Aynı anlam "arapça konuşmayan, bilmeyen, anlamayan" kimseler için söz konusu edilmesi büyük bir mantık problemidir.

    O halde hem arapça bilen arapları hem de arapça bilmeyen acemlerin hepsini tek potada eritebilecek, kuşatıcı bir anlam aramalıyız. Bu anlamı da "ahlâk" üzerinden yakalamak mümkün. Ahlak deyince kuşatıcı anlamını kast ediyoruz. Siyaset, ticaret, savaş, diplomasi, aile, toplum/cemaat, birey ilaahir başlıkları kuşatan anlamda bir ahlaktan bahsediyoruz. Bize gelen haberlere göre Resulullah’ın eşi Aişe validemiz "O’nun ahlakı(hayatın tamamını kuşatan anlamda, fikir ve pratikleri) Kur’an(daki ilkeleri hayata geçirmesiy)di." ifadesi de bunu göstermez mi?

    Bunun için anlamak ve yaşamak bütünlüğü gerekiyor. Bütünlüğün tesisinin ilk adımı anlamak olduğunu söylemeye gerek varmı ?

    Sonuç olarak yıllarca Kur’an kursları, ezberleme faaliyetleri hep arap olmayan, arapça bilmeyen bir toplumda muradından uzak anlaşıldı. Bu nedenle Müslümanda olması mümkün olmayan arızalar baş gösteriyor, bunlar konuşuluyor. Sorunu konuşmak yerine sebebi bu şekilde konuşmamız gerekiyor…

    (*) Acem, Arapların kendileri haricindeki yabancılar için kullandığı bu sözcük, Osmanlılar tarafından ise genellikle Farsları nitelemek için kullanılmıştır.

    Yanıtla