Kendi Kendisinin Tanrısı Olan İnsan

Kendi Kendisinin Tanrısı Olan İnsan

Bu yeni dinin peygamberleri de ilahları da J.Jacques Rousseau ve Montesquieu gibi batılı filozoflar idi. Kitabı ise “Sosyal Mukavele”, “İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Sebebleri” ve “Kanunların Ruhu Üzerine” idi.

Kendi Kendisinin Tanrısı Olan İnsan

Ali Göçmez

Batı düşünüş biçimi ve değer yargısı olan özgürlük, insanın üzerinde aşkın bir gücün etkin ve hakim olmasını engelledi, Tanrı dahil. Ortaçağ boyunca kilisenin (din) desteklediği kralların işlediği zulümlerden ve hayatı çekilmez hale getiren uygulamalarından bıkan kıta Avrupası’nın biçare insanları, çareyi din(Tanrı)den kurtulmakta buldular.Onlara göre kilise (din, Allah) kralları desteklemese, onlar da bu zulümleri yapamaz ve insanların hayatını cehenneme çeviremezlerdi.

Tanrı’yı hayatının dışına çıkaran insanın yapıp edeceklerini kontrol edecek ve onun kötülük yapmasını engelleyebilecek bir otorite kalmamıştı artık. Hayat tümüyle insanın olmuştu.

Bu aşamadan sonra, yani Allah’ın veya Tanrı’nın çekim alanından çıkan ve ondan bağımsız hale gelen insan için, bu oluşan boşluğu dolduracak yeni bir tanrı gerekliydi. [Artık insan kendi kendisinin tanrısıydı!]

Hayatıyla ilgili kuralları aklıyla kendisi belirleyebilir ve doğru yolun ne olduğunu kendisi tespit edebilirdi. Etti de. Bu yeni dinin adı demokrasi idi. Tapınağı ise parlamento idi.

Bireysel anlamda ise özgürlük bu dinin temelini oluşturmaktaydı. Fikri hürriyet. Mülkiyet hürriyeti. Din hürriyeti ve şahsi hürriyet…

Diğer bütün hürriyetleri de bu esas hürriyet anlayışıyla biçimlendirdi insan.

Bu yeni dinin peygamberleri de ilahları da J.Jacques Rousseau ve Montesquieu gibi batılı filozoflar idi. Kitabı ise “Sosyal Mukavele”, “İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Sebebleri” ve “Kanunların Ruhu Üzerine” idi.

Demokrasi dininin bu peygamberleri (ilahları) yazdıkları bu eserlerde, insanların doğuştan getirdikleri bir takım haklar olduğunu ve insanlar arasındaki eşitsizliğin ortadan kaldırılarak eşitliğin sağlanması için devletin zaruri olduğunu tespit ettiler.

Bunun için de hürriyetler vaz ettiler. Bu hürriyetler, kıta Avrupası halkları arasında genelkabul gördü ve 1789 Fransız ihtilali kebiri ile siyasi olarak uygulama alanı buldu.

Bu tarihten sonra batı, kendi dini olan demokrasiyi dünyaya pazarlamaya başladı. Demokrasi bugün de batının ekmek kapısı ve bir numaralı ihraç malıdır.Batı kültürü ve emperyalizmi demokrasi sayesinde müslümanların topraklarına girebilmekte ve yaşama alanı bulabilmektedir.

1924 yılında bu ülkede hilafet ilga edildiğinde, İstanbul gazetelerinden birisi şu başlığı atmıştı: “Tanrı’yı da, halife ile beraber tahttan indirdik…”

Allah’ı gerçek anlamda tahttan indirmek mümkün olmamakla beraber, bu sözle kastedilen şey Allah’ın, dinin, İslam’ın artık toplum hayatını tedvir etmesinin engellendiği, mani olunduğu ve İslam’ın (Allah’ın) hayatın en dar yeri olan vicdana hapsedildiğiydi. O gün bugündür de Allah insanların hayatına karıştırılmamaktadır.

Kur’an bunun cezasını şu şekilde tespit etmekte ve insanları uyarmaktadır: “Her kim, ‘Allah’tan başka ben de şüphesiz bir ilâhım’ derse, böylesini cehennemle cezalandırırız. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.”(21.29)

Bir insanın, diliyle ‘ben Allahım’ demesi gerekmez.Gerçi fiilen ve bilerek bunu söyleyenler de çıkmıştır tarihte, ama eğer bir insan Allah’ın ölçülerini ve değer yargılarını kabullenmiyor, başka ölçülere göre davranıyorsa bu durumdaki kişi kendisini ilah edinmiş olmaktadır.

Din, yani davranışların kaynaklandığı fikir ve bunun sonucu olan ameller, tavır ve hareketler, sadece Allah’ın (belirlediği din) olmalı”dır.(2.183) Çünkü “Allah katında kabul edilecek din sadece İslamdır.”(3.19) “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.”(3.85)

“Allah’ı, sultanla beraber tahttan indiren insan (aklı) o tahta çıkıp kendisi oturmuştur. Artık insan kendi kendisinin tanrısıdır.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal