Yasak yok ama Sekülerleşme baskısı var!

Yasak yok ama Sekülerleşme baskısı var!

Birleşik Krallık’ta başörtüsü de dâhil herhangi bir İslami kıyafet için yasak söz konusu değil, ancak Müslümanları seküleştirmeye yönelik devlet destekli yoğun bir baskı var.

Avrupa’ya yönelik Türkçe yayın yapan aylık haber yorum dergisi Perspektif’te, Mahmoud A. İbrahim imzası ile yayınlanan “Birleşik Krallık’ta Başörtüsü Yasağı Tartışmalarına Bakış” konulu değerlendirmede, İngiltere’de yaşanan ama tüm dünya müslümanlarını ilgilendiren gelişmelere değiniliyor ve özellikle müslüman kadınların maruz kaldığı ayrımcılık gözler önüne seriliyor. İşte İngiltere’de son yıllarda yaşanan durum:

Birleşik Krallık’ta 2007 yılında alınan yüksek mahkeme kararlarının ardından eğitim kurumlarının kendi kıyafet kurallarını oluşturmaları mümkün. Bu karara dayanarak bazı okullar genç kızların başörtüsü takmalarını ya da öğrencilerin oruç tutmalarını engelleyen düzenlemeleri hayata geçirebiliyorlar.

Ülkede okulları ve bir dizi eğitim kurumunu denetlemekten sorumlu resmî kurum olan Ofsted’in Başkanı Amanda Spielman’a göre ise Birleşik Krallık’taki okulların “güçlü bir liberalizm”i benimsemeye ihtiyaçları var. Aralarında başörtüsü takan Müslüman öğretmenlerin de olduğu birçok sivil hak savunucusu ve sendikacı, Spielman’in diğer dinî ve kültürel toplulukları hariç tutup, özellikle Müslüman toplulukları hedef alan seçici ve İslamofobik yönelimlerini ve görüşlerini eleştiriyor.

Ofsted, politika geliştirme organı olmamasına rağmen İslami giyim şekilleriyle ilgili çerçeve belirlemeye odaklanmakla eleştiriliyor. Geçtiğimiz senelerde medyaya yansıdığı üzere bazı vakalarda Ofsted müfettişleri Müslüman kız öğrencilere türban takmaya zorlanıp zorlanmadıkları yönünde sorular sordu ve kimi gazetecilere göre bu okul teftişlerinde hükümetin “Prevent” isimli önleyici tedbir politikasının da izleri vardı. 2015’te Terörle Mücadele Güvenlik Yasası “Prevent” stratejilerinin uygulanmasını okulların resmî görevi hâline getirmiş ve sivil toplum, insan hakları örgütleri ve Birleşmiş Milletler tarafından İslamofobik olmak ve “aşırılıkla mücadele” mazeretini kullanarak Müslüman toplulukları hedef almakla eleştirilmişti.

Aşırı sağcı bir parti olarak tanımlanan ve ABD Başkanı Trump ve onun Müslüman karşıtı danışmanları tarafından desteklenen Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP), bir önceki genel seçim manifestosunda peçeyi yasaklamayı vadetmişti. Manifestoda bazı İslami geleneklerin yasaklanması da önerilmiş, ancak başörtüsünden bahsedilmemişti. Nitekim daha sonrasında bazı milletvekilleri ve politikacılar tarafından başörtüsüne olmasa da peçenin yasaklanmasına yönelik girişimler hayata geçirildi.

Birleşik Krallık’ta Müslüman kadınların başörtüsü veya peçe takma hakkı var ve bu hak eşitliğin din, cinsiyet ve ırk gibi birçok alanda takibini sağlayan Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu (EHRC) kapsamında koruma altında. Birleşik Krallık’ta EHRC, Eğitim Bakanlığı tarafından desteklenen, yürütme organı olmayan bir kamu kuruluşu.

Birleşik Krallık’ta Ayrımcılığın Dört Şekli

Birleşik Krallık’taki 2010 Eşitlik Yasası, insanları işyerinde ve daha geniş toplumsal alanlarda ayrımcılığa karşı yasal olarak koruyor. Müslüman kadınların dinleri sebebiyle kanuna aykırı muamelelere maruz kalmaları durumunda Eşitlik Yasası uygulanıyor. Bu yasa aynı zamanda çalışma sektörü ile ilgili hükümleri de barındırıyor.

Yasanın tanımına göre dört tür temel ayrımcılık var:

1. Doğrudan Ayrımcılık: Örneğin bir kişinin başörtüsü takan bir kadına – başka birisine kıyasla- dinî inanç ve geleneklerinden dolayı kötü davranmasıdır. Hem ayrımcılık yapan kişi, hem de ayrımcılığa uğrayan kişi aynı dini ve inancı benimsiyor olsalar bile bu tarz bir davranış ayrımcılık olarak kabul ediliyor.

2. Dolaylı ayrımcılık: Bu tür bir ayrımcılık bir kuruluşun herkes için geçerli olan belirli bir politika veya çalışma tarzına sahip olması durumunda başörtülü bir kadının İslami gelenekleri yüzünden dezavantajlı duruma düşmesi durumunda gerçekleşebilir.

3. Taciz: Başörtüsü takan kadının, başörtüsü takma tercihi nedeniyle iş yerinde aşağılanması, gücendirilmesi veya onurunun kırılması durumunda bu tür bir ayrımcılık gerçekleşebilir.

4. Kurbanlaştırma: Bir kişinin din ile ilgili ayrımcılığa dair Eşitlik Yasası altında şikayette bulunmasından dolayı kötü muameleye uğramasıdır. Müslüman bir kadının din ile ilgili ayrımcılık şikâyeti olan birisini desteklemesi durumunda da ortaya çıkabilir. Örneğin iş yerindeki bir Müslüman kadın, başörtüsü taktığı için bir amir tarafından taciz edilmiştir. Kadının çalışma arkadaşı tacizin olduğunu görmüş ve kadının bu iddiasını desteklemektedir. Çalışma arkadaşı da bu yüzden işten kovulmakla tehdit edilmektedir. Bu kişi, iş arkadaşının taciz iddiasını desteklediği için “kurbanlaştırma”ya uğramaktadır.

İşyerinde Başörtülü Kadınlara Yönelik Ayrımcılık

Birleşik Krallık’ta 2003 yılında özellikle İstihdamda Eşitlik Yönetmeliği, istihdam ve mesleki eğitimdeki dine dayalı ayrımcılık için geçerli. Yönetmelikler, işverenlerin işyerinde (başörtüsü gibi) dinî gerekliliklerini yerine getirmek için zaman ve imkân sağlamalarını gerektirmediğinden, Danışmanlık Uzlaştırma ve Tahkim Hizmeti (ACAS), işveren politikalarının, kurallarının ve prosedürlerinin, belirli inançlara mensup personele karşı dolaylı olarak ayrımcılık yapıp yapmadıklarını ve eğer ayrımcılık varsa makul değişiklikler yapılıp yapılamayacağını dikkate almaları gerektiğini vurguluyor. Bu anlamda eğer başörtüsü takan bir Müslüman kadın iş yerinde ona karşı adil davranılmadığını düşünüyor ve tavsiye almak istiyorsa, Eşitlik Danışma ve Destek Servisi’ne başvurabiliyor.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre Birleşik Krallık’taki Müslüman kadınların dinlerini beyan etme hakları var. Bunun anlamı, bu insanlar iş yerlerinde belirli bir dine (bu durumda İslam) sahip olduklarını göstermek için özel kıyafetler giyme veya semboller taşıma hakkına da sahipler. Ancak Başbakan Theresa May iki sene önce, yani Brexit oylaması öncesinde İçişleri Bakanı iken, AB referandum sonuçlarına bakılmaksızın Birleşik Krallık’ın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çekilmesi gerektiğini söyledi.

Hâlihazırda İngiltere ile AB arasındaki Brexit sonrası müzakereler sırasında Brüksel, İngiltere’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bağlamaya çalışıyor, ancak AB’nin bu hareketi, sağcı iktidar Muhafazakar Parti’nin direnişiyle karşılaşıyor. Dolayısıyla Birleşik Krallık’ın işyerinde dinî sembollerin taşınması özgürlüğünü garanti altına alan AİHM kapsamından çıkmasının, Müslüman kadınlar açısından bir dezavantajı da var.

Avrupa Adalet Divanı’nın 2017 Kararı

AB’nin en yüksek mahkemesi olan Avrupa Adalet Divanı’nın Mart 2017’de alınan ve Birleşik Krallık’taki Müslüman kadınların da başörtüsü takma haklarını tehdit eden bir karar var. İşyerinde İslami başörtüsü takan kadınlar konusunda verdiği ilk kararda mahkeme, bir firma eğer dinî bir işaret belirten herhangi bir şeyin giyilmesini ve takılmasını yasaklayan bir iç kurala sahipse, bunun “doğrudan ayrımcılık” teşkil etmeyeceğini söylemiş ve böylece şirketlerin başörtüsünü yasaklamalarına izin vermişti.

Avrupa’daki bu Müslüman karşıtı kararlar ve aşırı sağcı kampanyalar, hâlihazırda ayrımcılığa uğrayan Müslüman kadınlara karşı daha fazla ayrımcılığı teşvik ettiği için, Birleşik Krallık’ta şimdiden olumsuz etkiler yaratabilir. Örneğin bu kararın ardından Müslüman bir kadın, başörtüsünün rengi nedeniyle Manchester’daki işvereni tarafından işten çıkarıldı. İşvereni kadının siyah başörtüsünün “teröristçe” şeyleri çağrıştırdığını iddia etmiş, kadın da eski işverenine karşı dava açmıştı. Bu vakıada işvereni başörtüsünü çıkartmayı reddeden kadına küfrederek ofisten çıkmıştı.

Müslüman Kadınlar İşyerinde Dezavantajlı Konumda

Geçtiğimiz eylül ayında hükümet destekli Sosyal Hareketlilik Komisyonu tarafından yürütülen bir araştırma, Birleşik Krallık’ta Müslüman kadınların işyerlerinde yaygın İslamofobi, ırkçılık ve ayrımcılık nedeniyle önlerinin kesildiğini tespit etti. Birleşik Krallık Parlamentosu Kadın ve Eşitlik Komitesi Temmuz 2016’da, Müslümanların işgücü piyasasındaki en yüksek dezavantaj seviyesine sahip olan topluluk olduğunu gösteren bir rapor yayınladı.

Ülkedeki en yüksek işsizlik oranına (yüzde 12,8) sahip topluluk olan Müslümanlar, Hristiyan meslektaşlarına kıyasla eşit maaş almıyorlar (erkekler için yüzde 16.5 ve kadınlar için yüzde 22.4). Raporda Müslüman kadınların istihdam edilme olasılığının üç kat daha az olduğunun ve başörtüsü takan kadınlara karşı ayrımcılıkta “bilinçsiz bir ön yargı”nın rol oynadığının da altı çiziliyor.

Akademik raporlara göre “görünür” Müslümanların -örneğin başörtüsü takan Müslüman kadınların, Müslüman karşıtı düşmanlığa maruz kalma riski daha yüksek. Bütün bu nedenlerle başörtüsü takan Müslüman kadınların güvenliği, dinî ve ırksal temellere mensup kişilere karşı nefreti içeren suçlar hakkında hüküm verme yükümlülüğü bulunan 2006 Irk ve Dini Nefret Yasası gibi kanunlarla garanti altına alınmalı. Bu yasa, kasıtlı olarak tehdit kelimelerinin kullanılmasına veya saldırılara, dinî veya ırksal nefreti kışkırtacak tehdit materyallerinin gösterilmesine, yayınlanmasına veya dağıtımına karşı uygulanıyor.

Ayrıca Birleşik Krallık’ta İslamofobikler ve Müslüman karşıtı ırkçılar genellikle “ifade özgürlüğü”nü, radikal Müslüman karşıtı görüşlerini ifade etmek için kullanıyor. Oysa ifade özgürlüğü Müslüman kadınların İslamofobik ve ırkçı dilden korunmasını engellememeli. Birçok aktivist ve akademisyen, ifade özgürlüğünün mutlak bir hak olmadığını ve uluslararası insan hakları hukukunun bireyin uygulama ve öğretme yoluyla dinî inançlarını açıklama hakkı dâhil olmak üzere, din özgürlüğü hakkını güvence altına aldığını belirtiyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ne göre bu özgürlüğün içerisinde dinî sembollerin gösterilmesi, ve dinî törenlerin uygulanması, ayırt edici kıyafetlerin veya başörtüsü kullanımının da gerçekleştirilmesi yer alıyor.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal