“O, kelimenin tam anlamıyla neoliberal biri”

“O, kelimenin tam anlamıyla neoliberal biri”

Ziya Selçuk’un Milli Eğitim Bakanı olarak atanması farklı kutuplarda heyecan yarattı. İki taraftan birinin kısa sürede, kalanının da uzun vadede umutlarının yerle bir olması kaçınılmazdır.

Yeni kabinenin dikkat çeken ismi Ziya Selçuk üzerine, Birgün gazetesinden Ünal Özmen de bir değerlendirmede bulunuyor. Özmen, “Ziya Selçuk’un islamcı olmayıp, aksine seküler biri olduğunu söyleyebilirim. O, kelimenin tam anlamıyla neoliberal biri” olduğunu belirtiyor. Özmen’e göre, Ziya Selçuk’un Milli Eğitim’de bir başarı şansı bulunmuyor. Özmen, Erdoğan’ın da bunu istediğini ve hatta başarısız olmasını dört gözle bekleyeceğini savunarak, buradaki amacın, Batı kökenli neoliberal eğitimin bir seçenek olmaktan çıkarak, tek alternatif olarak geleneksel İslami eğitime razı olunmasının isteneceğini de öne sürüyor.

Şöyle yazıyor Ünal Özmen:

Ziya Selçuk, eğitim sisteminin kusurlarını dile getirirken kendi çözüm önerilerini popüler kavramlarla etkili bir şekilde sunabilen biri. Milli Eğitim Bakanı olarak atanması farklı kutuplarda heyecan yarattı. Ziya Selçuk, eğitimi din ve piyasa ile birlikte düşünenlerle, laik kamusal eğitimi savunanları aynı derecede heyecanlandırdı.

Yazıya başlamadan belirteyim ki iki taraftan birinin kısa sürede, kalanının da uzun vadede umutlarının yerle bir olması kaçınılmazdır. Tabii ilk hayal kırıklığına uğrayacak olan bakanın kendisi olacak. Çünkü eğitim, Ziya Selçuk’un 2006’da bıraktığı yerde değil.

Kısa süre de olsa birlikte çalışmış, neoliberal eğitim eleştirilerimin ilham kaynaklarından biri olarak izlerken hakkında az buçuk bilgi sahibi olduğum Ziya Selçuk’un islamcı olmayıp, aksine seküler biri olduğunu söyleyebilirim. O, kelimenin tam anlamıyla neoliberal biri.

Önünde hiçbir engel yokken neoliberallerle yollarını ayırmış Erdoğan’ın ”dindar-kindar” nesil projesine uygun bir ismi (mesela ENSAR Vakfı başkanını) değil de Eleştirel Pedagoji dergisine abone olacak kadar seküler birini eğitim bakanı yapmış olması karşısında laiklerin heyecanını anlıyorum. Aslında Erdoğan’ın ortalama muhafazakar seçmenini de anlamak lazım. Çünkü onların da eğitimden beklentisi, Selçuk’un vadettiğinden farklı değil. Ziya Selçuk’un literatüründe sosyalistlerden liberallere yelpazenin her kanadına yanıt mevcuttur; Erdoğan islamcılığı hariç.

Öyleyse, davasına giden yolun takım taşlarının (4+4+4, liselerin dört yıla çıkarılması, imam hatipleşme, evrim kuramının müfredattan çıkarma, yöntemini bizzat belirlediği sınavlar vb.) yerinden oynatılmasına izin vermeyeceğinden emin olduğumuz Erdoğan bütün bunlara itirazını bağlayıcı bir dille beyan etmiş, seçilmesi halinde rakibi muhtemelen Muharrem İnce’nin de aklındaki birkaç isimden bir olan Selçuk’u neden bakan yaptı.

Erdoğan’ın niyeti laiklerin kaygısını gidermek olmadığı gibi kendi seçmeninin beklentisini karşılamak da değil. Eğitimdeki başarısızlığı yalanla gizlenemeyecek, vaatle ertelenemeyecek kadar ortada. Partisi içinden İsmet Yılmaz benzeri bir isimle reform diye ortaya çıkma şansı da bulunmadığına göre Erdoğan yeni ve inandırıcı birini bulmak durumundaydı. Her kesime hitap edebileceği gibi Batı’nın eğitim fonlarından kaynak bulabileceği düşüncesiyle ülkenin en popüler, ikna kabiliyeti yüksek eğitimci profesörü Ziya Selçuk adı böyle çıktı ortaya.

Ziya Selçuk’un reform takvimi Erdoğan’ın yerel seçimi atlatmasını sağlayacak fakat beklentileri hiçbir şekilde karşılamayacaktır. Çünkü Erdoğan’ın amacı eğitimi bir süre tartışma dışında tutmak, sonra rota değiştirmeden kaldığı yerden yoluna devam etmek. Erdoğan’ın kafasındaki eğitim, modern eğitimin bozulmuş hali neoliberal eğitim dahil Batı kültürünü yansıtan her anlayışa kapalıdır.

Selçuk, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı görevinden, dönemin eğitim bakanı Hüseyin Çelik’in inisiyatif kullanmasını engellediği gerekçesiyle istifa ederek ayrıldı. İstifa ettikten sonra eğitim bakanlığı uygulamalarını eleştirmeye, eğitimle ilgili görüşlerini kamuoyuyla paylaşmaya devam etti. Özel okul işletmecisi olmasına rağmen, son zamanlarda eğitimin piyasanın ihtiyacına göre şekillendirilmesine itiraz içeren beyanları oldu. Yakın tarihte bir rastlantı sonucu karşılaşmamızda aramızda geçen uzunca sohbette hep kendisiyle ilişkilendirdiğim ve neoliberal eğitimin yeni muhafazakarlarını yetiştirecek olan “yapılandırmacı eğitim modeli”nin kendi tercihi olmadığını, AKP iktidarının eğitimi dinselleştirme niyeti karşısında “ara çözüm” olarak gündeme getirdiğini söylemişti. Bizzat kendisinin hazırladığı öğretim programlarının başarısızlığının nedeni olarak ise ”sistemin bütün ayaklarını birlikte değiştirmeden birine odaklandık, başarısız olduk” dediğini anımsıyorum.

Erdoğan her alanda olduğu gibi eğitimle ilgili kurullar oluşturup politika birimlerini doğrudan kendisine bağlayacak. Kuşkunuz olmasın kurullar, Bilal’le Bilal’in vakıflarıyla; cemaatlerle, cemaat vakıflarıyla çalışacak. Egitim Bakanının sistemin bir ayağına dahi dokunma şansı olmayacak. Bu noktada benim merak ettiğim, eğitime ilişkin görüşleri toplumda eğitim kuramı muamelesi gören, düşüncelerini eyleme geçirme fırsatı verilmediği için istifa etmiş biri olarak Ziya Selçuk’un eğitimde yapacakları değil, kendisinin ne yapacağı. Kendisinin müdahil olamayacağı eğitim politikalarına yön veren kurulların tedarikçisi olarak kalıp markasına zarar mı verecek yoksa istifa mı edecek!

Ziya Selçuk’u eleştirdiğim yazılarım oldu. Fakat onun neoliberal fikirlerini, modern eğitim anlayışının bozulmuş halinin temsilcisi olarak gördüm ve eleştirilerimi mikro düzeyde uygulamalarına yönelttim. İyi ya da kötü, beğenin begenmeyin onun eğitim anlayışının modern eğitimin içinde bir karşılığı var. İslamcıların Türkiye’ye dayattığı eğitim ise öyle bir şey değil. Türkiye eğitim sistemi modern eğitimden uzaklaşalı çok oldu.

Ziya Selçuk’un başarı şansı yok; eminim Erdoğan’ da bunu istiyor ve hatta başarısız olmasını dört gözle bekleyecektir. Böylece dine en yakın fakat herşeye rağmen Batı kökenli neoliberal eğitimin seçenek olarak önüne çıkmasını engelleyip tek alternatif olarak geleneksel İslami eğitime razı olmamızı isteyecek.

Erdoğan’ın toplumun beklentisini karşılamak gibi bir niyeti olduğunu düşünen yanılır. O herkesin kendi beklentisine hizmet etmesini ister. Ziya Selçuk’tan da bunu bekleyecek. Selçuk’un sonu, “eğitimci” olarak anılmakla, birkaç gündür kendisine yakıştıran ”işadamı” sıfatı arasında tercih yapmasına bağlı.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal