Nasıl da değiştik? Şiddete nasıl oldu alıştırıldık? Duymuyoruz, görmüyoruz!

Nasıl da değiştik? Şiddete nasıl oldu alıştırıldık? Duymuyoruz, görmüyoruz!

Ve nasıl oldu da dört bir yanı Müslümanlarla çevrili olan Filistin’de, Suriye’de Irak’ta,  Doğu Türkistan’da Afrika’da… bunca insan katledilebildi? Yaşayan ölülere mi dönüştük ki seslerimizi çıkaramıyoruz?

Fatma Tuncer, Milli Gazete’deki yazısında, bünyeyi sarsan tehlikeli hastalıklardan biri olan ‘dünyevileşme hastalığından’ söz etti. Tuncer, “Başımızı hangi yöne çevirsek İslam coğrafyasından yükselen bir  “ah” sesi ile irkiliyoruz. Şiddetin getirdiği hasarı bilimsel olarak ortaya koyan makaleler okuyoruz. Fakat heyhat! Görürken görmez duyarken duymaz hale geldik. Katledilen insanların “imdat” çığlıkları gök kubbeyi inletirken bizim yüreklerimizi harekete geçiremiyor. Nasıl da değiştik? Şiddete nasıl oldu alıştırıldık? Ve nasıl oldu da dört bir yanı Müslümanlarla çevrili olan Filistin’de, Suriye’de Irak’ta,  Doğu Türkistan’da Afrika’da… bunca insan katledilebildi? Yaşayan ölülere mi dönüştük ki seslerimizi çıkaramıyoruz?” diye yazdı.

Tuncer, şöyle devam etti:

Şuna inanıyorum ki, bizler bizden öncekilerin yaptığı hataların bedelini ödüyoruz. Bizim çocuklarımız da bizim hatalarımızın bedelini ödeyecekler yazık değil mi? Müslümanlar görünürde inandıklarını iddia ediyor, namazlarını eda ediyor ve İslam’ın ilkelerinden dem vuruyorlar. Ancak duygu, düşünce ve davranış itibariyle dünyevileşme hastalığına yakalanmış durumdalar… Ölümcül hastalıklara yakalanmamak için türlü türlü önlemler aldılar, organik ürünlere, spor yapıp zinde kalmaya büyük önem verdiler. Stresten uzak kalabilmek için doğaya taşındılar.  Fakat dünyevileşme hastalığına karşı hiçbir önlem almadılar ve ruhsal dünyalarında uçsuz bucaksız bir çöle açıldılar.

Dünyevileşme hastalığı bulaşıcı bir hastalıktır ve kişiyi bedenen değil ruhen de öldürür. Fertler geçmişleriyle kavga etmeye başlarlar ve küçük menfaatler karşılığında kendilerini insan kılan ulvi değerleri satılığa çıkarır ve bundan kaçınmazlar.

“Size verilen her şey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah katında olan ise daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de akıllanmayacak mısınız?) (Kasas, 28_60)

Dünyevileşme hastalığına tutulan kişiler geçici olanı kalıcı olana tercih eder, vakitlerini, enerjilerini ve emeklerini boş bir avuntu peşinde tüketir ve kazandıklarını zannederler. Nesneleri putlaştıran bu kişiler tek dünyalı bir varlık gibi hareket etmeye başlarlar. Bunun da ötesinde dünyevileşmek kişide vicdan körlüğü, zorbalık, zulme ve şiddete eğilim gibi bazı sorunların artmasına neden olur. Sahip olduğu imkanları kendinden bilen kişi kibre kapılır ve bu imkanları kaybetme korkusu ile etrafına saldırmaya başlar.

Günümüz Müslümanlarının en büyük sorunu eylem ve söylem uyuşmazlığıdır. Bir şeyin haram olduğunu her fırsatta dile getiren insanlarımız tutum ve davranışlarıyla bunun aksini sergilemekteler. Sorduğunuzda size israfın, torpilciliğin, faizin hakkaniyet ölçülerine riayet etmemenin haram olduğunu ifade edecek hatta bu konuda tavsiyelerde bulunmaya başlayacaklardır. Fakat davranışlarına baktığınızda bu temennilerden hiçbir eser olmadığını görürsünüz.

Şunu baştan kabul etmeliyiz ki, dünyevileşme manevi bir hastalıktır, kişi nasıl ki bedenini koruyabilmek için maddi önlemler alıyorsa bu hastalıktan kendini koruyabilmek için de manevi önlemler almalıdır.  Hastalığın sağaltımı için fertlerin inanç tutum ve davranışları arasında bir uzlaşmanın sağlanması şarttır. Gösteriş yapmanın israfın, dünyevileşmenin haram olduğunu belirten kişi bunu davranışlarına da yansıtabilmelidir. Yani bilgiye değil bilince, yüksek şuura ve köklü bir değişime ihtiyacımız var. Bu bir gerçek!

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal