Trump’ın İran’da rejim değiştirme stratejisi

Trump’ın İran’da rejim değiştirme stratejisi

Trump’ın “üçün yola” odaklandığı aşikâr. Söz konusu strateji, rejimi alaşağı etmek için iç dinamikleri harekete geçirmeye dayanıyor.

Nihat Ali Özcan, İran’a yönelik ABD politikalarını stratejik temelde ele alarak, Trump yönetiminin yapmaya çalıştığının, İran’ın ekonomik sorunlarını derinleştirme ve krize süreklilik kazandırma öncelikli hedefinde olduğunu belirtti.

Özcan, strateji kitaplarının bu tür krizlerin iyi yönetilmediği takdirde kaosa, hatta rejim değişikliğine yol açabileceğini söylediğini de hatırlatarak, işin İran rejiminin sorunları yönetme becerisine düştüğünü belirtiyor.

Milliyet’teki köşesinde, “İran’da rejim değişikliği ve ‘üçüncü yol’” başlığı altında konuyu şöyle değerlendiriyor Nihat Ali Özcan:

Trump İran’ı sık sık dünya gündemine taşıyor. Bu ülkeye dair önemli ekonomik, politik kararlar alıyor. Bir yandan da cepheyi genişletmeye çalışıyor. Politik hedefinin İran’da “rejim değişikliği” olduğunu gizlemiyor. Attığı adımları, hamleleri bu çerçevede okumak gelişmeleri anlamamızı kolaylaştırabilir.

ABD’nin politik hedefi kadar, “rejim değiştirme” stratejisi de her geçen gün belirginleşiyor. Yıllar içinde, politik hedefin diplomasi yoluyla gerçekleşmeyeceği anlaşıldı. Bu aşamada Trump, doğrudan askeri güç kullanmanın da faydadan çok zarar vereceğini, işleri daha da karıştıracağını biliyor. Ancak bu, askeri gücün farklı biçimlerde ve ölçekte kullanılmayacağı anlamına da gelmiyor. Nitekim ABD ve müttefikleri İsrail ile Suudi Arabistan bir yandan Suriye’de, Yemen’de İran’ı askeri alanda sıkıştırırken, bir yandan da ekonomik kaynaklarını olumsuz etkileyecek askeri harcama yarışına zorluyorlar.

Bu tabloda Trump’ın “üçün yola” odaklandığı aşikâr. Söz konusu strateji, rejimi alaşağı etmek için iç dinamikleri harekete geçirmeye dayanıyor. İç dinamiklerin ana bileşenlerini ise derinleşen “ekonomik, mali ve sosyal sorunlar” ile halkın “fikir ve davranışlarının değişimi”. Önce, rejimden, sosyal düzenden, liderlerden ve uygulanan politikalardan “umutsuzluk” algısı oluşturulmalı. Ardından da kitleleri “değişim için harekete geçme vaktinin geldiği” fikrine ikna etmeli.

Böyle bir stratejinin başarısı, sonuç alınması yöntem ve araçların saha gerçekleriyle uyumlu olmasına bağlı. Gerçeklik ise ABD’nin attığı adımlar kadar, İran yönetiminin sorunları yönetme becerisiyle şekillenir.

Nükleer anlaşmadan çekilen ABD, ardı ardına, İran ekonomisini zora sokacak adımlar atmayı sürdürüyor. İran’ın ekonomik sorunlarını derinleştirmek, krize süreklilik kazandırmak Trump’ın öncelikli hedefi. Nitekim kitap, süreklilik kazanmış ağır ekonomik krizlerin sosyal, psikolojik ve siyasal tepkiler doğuracağını, iyi yönetilmediği takdirde kaosa, hatta rejim değişikliğine yol açabileceğini söylemektedir.

Trump bu defa, İran cephesinin en hassas noktasına gözünü dikmiş görünüyor. İran’ın petrol ihracatına kısıtlama getirerek ülkenin ekonomisini çökertmeyi amaçlıyor. Zaten sarsıntı geçiren İran ekonomisi, “şüyuu vukuundan beter” bu hamleyle iyice çıkmaza girebilir. Hamlenin küresel boyutunu gören ABD, İran’ın uluslararası pazarlara sağladığı petrol miktarının azalmasının ortaya çıkaracağı sorunlarla baş etmek için müttefiki Suudi Arabistan’ı devreye sokmaya çalışıyor.

Önümüzdeki aylarda ABD’nin hamleleri rejimi değiştirirse kendisi için büyük başarı olacak. Hamlelerin, rejim değişikliğini gerçekleştiremese de önemli gelişmeleri tetikleyeceği açık. İran, rejimi savunma derdine düşerek tüm dikkatini içeriye vermek zorunda kalabilir. Böylece, ABD ve müttefikleri bir süreliğine rahatlar. Türkiye için durum oldukça karmaşık. Petrol ithalatının yarısını İran’dan yapan, tarih ve jeopolitik mahkûmu bir komşu olarak, tercihe zorlanmak sıkıntılı bir durum. Üstüne üstlük etrafımızda yeterince “kara delik” varken.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal