Oryantalist sefalet ve Fuad Sezgin

Oryantalist sefalet ve Fuad Sezgin

Sezgin’in çığır açan ve Batı’nın bütün oryantalist ezberlerini bozan tezleri Batı’da da çok konuşulmaz. Hele hele Türkiye’ye hiç uğramaz. Çünkü Batı’nın oryantalist ezberleri bellidir…

Prof.Dr. Fuad Sezgin’in ardından onun İslam tarihi açısından önemli özelliğine Prof.Dr. Cemil Ertem işaret etti. Milliyet’te yayınlanan yazısında Ertem, oryantalistlerin “Doğu’nun geri kalmışlığı kaçınılmazdır; çünkü Doğu toplumları, Batı’da olduğu gibi, “ileri” bir düzen kuramazlar. Bu toplumlar, ilerlemek -modernleşmek- için Batı’ya teslim olmalı ve onu, bu çerçevede, taklit etmelidirler. Bilim ve teknolojinin kaynağı Batı’dır. Sanayi devrimi ve daha sonraki Batı’nın teknolojik hakimiyeti hem tesadüf değildir hem de sonsuz bir gerçekliktir.” tezini Fuad Sezgin’in yerle bir ettiğini anlattı.

“Erdoğan Türkiyesi”nde ise Fuad Sezgin’lerin baştacı olacağını savunuyor Cemil Ertem ve şöyle yazıyor:

Büyük bilim tarihçisi Fuat Sezgin Hocamızı kaybettik. Fuat Sezgin’i, doğrusunu söylemek gerekirse, geç tanıdık. Bütün hayatını Doğu -İslam- toplumlarını araştırmaya adamış, insanlığın tanıdığı en önemli “şarkiyatçılardan” biri olan Fuat Sezgin’in tezlerini, yaptığı çalışmaları geç farkına varmamızın temel nedeni de bence, paradoksal olarak, Fuat Sezgin Hoca’nın temel tezidir.

Fuat Sezgin, bütün akademik hayatı boyunca, Batı’nın temel ezberlerinden birini temellerinden sarsarak, bilimin -teknolojinin- insanlığa, ilk defa, İslam medeniyetleri üzerinden -Doğu’dan- yayıldığını kanıtlamaya çalışmış ve bunu da -bilimsel olarak- ispat etmiş bir bilim insanıdır.

1960 darbecileri, İslamiyet üzerine araştırma yapan, Buhari’yi araştıran bir bilim adamına tabii ki sıcak bakmayacaklardı. Fuat Sezgin, 1961’de “zararlı” akademisyen ilan edilir ve Türkiye’yi terk etmek zorunda kalır.

Ancak Sezgin’in çığır açan ve Batı’nın bütün oryantalist ezberlerini bozan tezleri Batı’da da çok konuşulmaz. Hele hele Türkiye’ye hiç uğramaz. Çünkü Batı’nın oryantalist ezberleri bellidir: “Doğu’nun geri kalmışlığı kaçınılmazdır; çünkü Doğu toplumları, Batı’da olduğu gibi, “ileri” bir düzen kuramazlar. Bu toplumlar, ilerlemek -modernleşmek- için Batı’ya teslim olmalı ve onu, bu çerçevede, taklit etmelidirler. Bilim ve teknolojinin kaynağı Batı’dır. Sanayi devrimi ve daha sonraki Batı’nın teknolojik hakimiyeti hem tesadüf değildir hem de sonsuz bir gerçekliktir.” Bu temel oryantalist tez, teorik olarak -söylemde- önce Edward Said tarafından eleştirilmiş ancak bu bilim dışı saçmalığı esasında Fuat Sezgin bilimsel olarak da yerle bir etmiştir.

Geri kalmışlık (mı)?

Yakın zamana kadar -hatta günümüzde de- Batılı oryantalistler için Doğu toplumları, mistik, yoksulluğa mahkûm, tembel ve zevke düşkün oldukları için de yoksulluğu hak eden, ancak Batılılar tarafından kurtarılacak toplumlar olarak görülmüş ve anlatılmıştır. Edward Said, oryantalizmi, aynı zamanda, Batı’nın kurumlarıyla -çünkü onlar gelişmiş kurumlardır- Doğu’yu ele geçirmek ve onu, kendi çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırmak olarak da anlatır.

Bu durumda, çarpık oryantalist bakış açısına göre, Doğu toplumlarının geri kalmışlığının temel nedeni Doğu’nun kendisi, Doğu’nun devlet yapısı ve Batı gibi “sivilleşememiş” kurumsal yapısıdır. Bugün günümüzde bazı şaşkın oryantalist yazarlar hâlâ, Said’e, Sezgin’e rağmen hâlâ, Doğu’da “sömürgeci” kurumlar olduğunu, Doğu’nun, kendi kendisini bu sömürgeci kurumlarla sömürdüğü (!) için geri kaldığını yazabilmektedirler.

Bugün Batı’nın sömürgeci hakimiyetini, en ince ayrıntısına kadar belgelendirerek anlatan F. Braudel, E. Hobsbawn, A.G. Frank, N. Ferguson, G. Arrighi, P. Frankopan, I. Wallerstein, H. İnalcık (ilk aklıma gelenler, sizin de aklınıza niceleri gelecek biliyorum) gibi sosyal bilimciler, iktisat tarihçileri de Fuat Sezgin’i teorik olarak doğrulayan, çarpık oryantalizmi her cümleleriyle yerin dibine sokan bilim insanlarıdır.

Oryantalist sefalet!

Bütün bu büyük sosyal bilimcilerin geliştirdiği tezlere, zengin literatüre rağmen hâlâ şöyle yazan şaşkınlar var: “Britanya’nın Mısır’dan daha zengin olmasının nedeninin, Britanya’nın (ya da daha net söylemek gerekirse, İngiltere’nin) 1688’de ülkenin siyasetini ve dolayısıyla ekonomisini dönüştüren bir devrim geçirmiş olmasına dayandığını göreceğiz.” Şimdi bu sefaleti kimin yazdığını, gereksiz bir tartışmaya yol açmamak için, buraya yazmıyorum ama bu, eğer bir hipotezse, doğruluğunu ya da yanlışlığını bir kenara koyun, bir sosyal bilimcinin, hipotez üretmek için böyle bir metodolojisi olabilir mi? Mısır’ın (genişletilerek Doğu’nun) İngiltere’den (genişleterek Batı’dan) yoksul olması yalnız İngiltere’nin 1688 devrim sürecine mi bağlanır; hadi doğru diyelim bu, -belki- yüzlerce tarihsel, toplumsal nedenden sadece biri olabilir ama belirleyici olabilir mi; asla…

Tabii, artık geçen yüzyılın ırkçılık propagandaları kadar utançla anılacak, bu oryantalist safsataları yazanları, Batı’nın bu bilim dışı safsataları yaymakla meşgul üniversiteleri baş tacı edebilir, bunlara, kendi aralarında, ödül falan da verebilirler. Bu onların bileceği bir şey. Ancak Erdoğan Türkiye’sinde Fuat Sezgin’ler baş tacıdır…

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal