‘İnandığınız gibi de yaşamanız gerekir’

‘İnandığınız gibi de yaşamanız gerekir’

İnandığımız gibi yaşamayınca ikna edici olamıyoruz… İrşad çabalarımızda beklenen etkiyi vermiyor…

Yazılarına Milat gazetesinde devam eden Ramazan Kayan, geçtiğimiz günlerde İslam davetçilerine hitaben bir yazı kaleme aldı. İnanmak ve Yaşamak arasındaki bağlantıya dikkat çeken Kayan, ” Sözün yolu uzun, örnekliğin yolu kısadır.” dedi ve şöyle devam etti:

Evet, inanıyoruz … Elimizden geldiği kadar inancımızı paylaşıyoruz… İnandığımız değerlere çağrı yapıyoruz… Peki, yeterince inandırıcı olabiliyor muyuz? Hayır!

Peki, niçin?

İnandığımız gibi yaşamayınca ikna edici olamıyoruz… İrşad çabalarımızda beklenen etkiyi vermiyor…

Konferans, seminer, sempozyum, panel, sohbet, ders, davet, vaaz, hutbe habire konuşuyoruz… Adeta konuşma yorgunuyuz… Yorgunlukları alması gereken sohbetler artık muhatabı da yoruyor…Kapalı kapıları aralamakta zorlanıyoruz…Yüreklere yol bulmakta yetersiz kalıyoruz…

İnsanlarla ders yapıyoruz ama dertleşmiyoruz… Sıcak dostluklar oluşmadan düzenli dersler doyurmuyor.

Yükünü hafifletemediğin kişiye habire bilgi yükle neye yarar ki?

Sağanak sağanak yağan bir bilgi seli var fakat sinelere girmiyor, sadra şifa olmuyor…

Derdini sormadan, yaralarını sarmadan sadece söz ve sohbetle insanlar ne ikna olur ne de ıslah…

İnsani ilişkilerimizde sorun varsa, İslami iletişimde sonuç almamız beklenemez… İrşad sorumluluğunu yürütebilmemizde mümkün değildir…

Tebliğimiz tevazu, tahammül, takva içermiyorsa tesir beklemeyin…

Doğrusu bugün insanın bilgiye değil ilgiye ihtiyacı var… Bilgiye ulaşmak kolay… İnsani ilişki ve ilgi fukarasıyız.

Davetimizi merhamet ve muhabbetle mayalarsak maksada ulaşmış, yüreklerde makes bulmuş oluruz.

Evet, sözlerimizin erişim gücü yüksek ama etkileşim yönü düşük… Çünkü düşük profilli bir kardeşlikle, yetersiz bir insaniyetle inandırıcı ve etkileyici olamıyoruz…

Öğüt veren çok, örnek olan yoksa yolda kalırız…

Müşfik olunmadan mürşid olunmuyor…

İnsanlığımızı gösterelim ki, İslam’ın önü açılsın…

İslami davet, kuru bir çağrı değil; sorulara cevap, sorunlara çözüm, sıkıntılara çare demektir…

Reklam, propaganda, pazarlama dili ile yapılan paylaşımlar davete tekabül etmiyor… Vakit ayırmadığın, acısını paylaşmadığın insanla doğruları paylaşmak neyi çözer ki?

Doğrularımızı tartışmıyoruz… Sorun nerede durduğumuz? Duruşumuz? Duyarlılıklarımız? Dürüstlüğümüz?

Duvarları nasıl aşabiliriz? Önyargıları nasıl yenebiliriz?

İnsani bir duyarlılık ve ahlaki bir duruşla İslam’ı temsil ve tebliğ edebiliriz…

Sözün sahibi, sözü söyleyip sözünde durmuyorsa geriye serapa söylenmiş sözler kalır…

Davetçi sığınılacak güvenli bir liman olduğu vakit, insanların nasıl sıraya girdikleri görülecektir…

El-Emin’in ümmeti olmak güvenliğin ve güzelliğin adresi olmayı gerektiriyor…

İnsan önemsenmek, değer görmek ister…

Şayet davet diye bir derdimiz varsa önce insana değer vereceğiz, derdini dert edineceğiz, zaman ayıracağız, birebir ilgileneceğiz…

Sen ilgini eksik etme, etkili kılacak olan Allah’tır…

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal