Allah’a Şirk Koşmak -IV-

Allah’a Şirk Koşmak -IV-

Yaratan Rabbimizi doğru ve yeterince tanımak O’na olan kulluk bilincimizi güçlendirir. Yalnızca Rabbine kulluğu tercih edenlere selam olsun.

YARATMADA ŞİRK

İlyas Yorulmaz

“Onlara ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye sorsan, kesinlikle ‘Allah’ diyecekler. De ki ‘Bütün övgüler Allah’adır. Ancak, onların çoğu bunları bilmiyorlar.”(31 Lokman 25)

Rabbimizin ayeti kerimede bildirdiği gibi insanların çoğu inansın veya inanmasın, Allah’ın yaratıcı olduğunu kabulleniyor ve inanıyorlar. Buna rağmen Yüce Allah’ın tek ilah olduğunu kabullenemeyen ve Allah’dan başka ilah edinen insanlar, ilah kavramı içinde var olan yaratıcılık özelliğinden dolayı edindikleri, inandıkları ilahlarının da yaratıcı olduğunu iddia ediyor ve kabulleniyorlar. Aşağıda verdiğimiz Rad suresinde Rabbimizin bildirdiği gibi “Yoksa Allah için ortaklar buldular da, Allah’ın yarattığı gibi mi yaratıyorlar, sonra yarattıkları onlara (kendilerine) mı benziyor? De ki ‘Allah, her şeyin yaratıcısı olmasının gereği, O mutlak (yarattıkları üzerine) hâkimiyet sahibi, tek otoritedir.”(13 Rad 16) iddia ettikleri yaratıcıların neler yarattığı onlara sorulduğunda verecek cevapları olmadığından, muhataplarını ikna edecek bir delil gösteremiyorlar. Hem göklerin ve yerin yaratılışına, hem de kendi yaratılışına şahit olmayan insanların, yaratan Rabbimiz Allah bildirmediği takdirde, yaratılışla ilgili bildirilmeyen, haber verilmeyen batıl bilgileri üretenler ve üretilen bu yanlış bilgilere inanan müslümanım diyen insanlar var. “Gökleri ve yeri yaratırken onları şahit yapmadım. Hatta kendilerini yaratırken de şahit yapmadığım gibi, yaratırken o sapkınları yardımcı edinecek de değilim.”(18 Kehf 51)

Yaratma ve yaratıcı konusunda materyalist felsefe inancına sahip felsefecilerin “Yoklukta olan bir şey var olamaz, var olan bir şey de yok olmaz” diye kural olarak kendilerine göre geliştirdikleri bu prensip ve anlayışa göre “Hiçbir varlık yokken tanrı vardı ve var olan tanrı, var olan her şeyi kendi varlığından yaratmıştır.” Yani var olan her şey tanrının bir parçasıdır. Öyleyse varlığın yokluğu söz konusu değildir. Materyalist felsefenin bu inancı, zamanla müslüman coğrafyalarda yaşayan ve felsefeyle ilgilenen felsefeciler “Hiçbir şey yoktan var olmaz, var olan bir şey de yok olmaz” felsefe kuralını İslami inanç ve motiflerle süsleyip karıştırarak yeni bir yaratılış akidesi meydana getirmişlerdir. Yüce Yaratıcının elçisine indirdiği kitabı Kur’an’da haber verdiği yaratılışa alternatif bir yaratılış teorisi olarak “Vahdet-i Vücut = Mevcutların bir varlıkta (yaratılanların yaratıcı ile) birleşmesi” şeklinde Allah’ın kitabı Kur’an’a aykırı ve çelişen, tamamen batıl bir inanç ortaya çıkarmışlardır. Tasavvuf inancının benimsediği bu inanca göre Gavs, kutup ve veliler öldüklerinde “Fena fillah = Ruhları Allah ile birleşir ve O’nda yok olurlar” inancı günümüzde yaygın olarak varlığını devam ettirmektedir. Bu inanışa göre, diğer sıradan insanlar inansın veya inanmasın kıyamet gününde yeniden dirilişleriyle birlikte yaratıcı Allah ile birleşip Allah’da yok olurlar. Bu batıl inancın sonucunda hesap günü ve Allah’ın huzurunda yargılanma ve sonucunda azap, mükâfaat diye bir şey yok, diye bir sonuç elde ediyorlar. İddiaları şu “Yaratılmış her varlık tanrının bir parçası ise, yaratılmış insan da tanrının bir parçası olduğuna göre, tanrının insana azap etmesi kendine azap etmesi demektir.” Akıl yürütmeleri sonucunda “İyi insan kötü insan, helal-haram, itaat-isyan diye bir şey yoktur” felsefesine göre ölüm sonrası mutluluk dünyası her insana haktır. Bu, materyalist felsefeden ilham alınarak tasavvuf inancına öncülük eden insanların ürettiği “Nur-u Muhammedii” teorisine göre, Allah’dan başka hiçbir varlık yokken Allah kendi nurundan Muhammed’in nurunu yarattı ve yarattığı bu nuru çok sevdi, âşık oldu. Kâinatta ne varsa hepsini Muhammed’in nurundan yarattı. Süleyman Çelebi, Muhammed (as)’ı övmek amacıyla yazdığı mevlidinde, Allah adına uydurduğu beytinde “Gel habiibim (sevgilim) sana âşık olmuşam, cümle âlemi sana bende kılmışam.” dizeleri aynı felsefenin etkisiyle, yaratıcının yarattığı kuluna âşık olduğu iftirasının Allah’a atılmış en büyük yalanlardan önde geleni ve bu iftirayı yaşatan dinin temsilcisi olarak, devletin resmi organı DİB her fırsatta Allah’a atılan bu iftirayı yaşatmak için organizasyonlar tertip etmektedir.

Bu iddiaların, Rabbimizin indirdiği kitabında hiçbir yeri olmadığı gibi, bu uydurdukları teorilerin aksine, Yaratan Allah “Göklerin ve yerin bedii (benzeri olmaksızın ilk yaratanı) O Allah’dır. Bir şeyin olmasına hükmettiği zaman ona ‘ol’ der, o da hemen oluverir.”(2 Bakara 117) şeklinde insanları bilgilendirerek ilk yaratılışı “BEDİİ = Yarattığı bir şeyi ilk olarak benzeri olmadan yaratan” sıfatı ile yokluktan var ettiğini, Rabbimiz bize birinci aşama olarak bildiriyor. Kâinatın içinde insanın imtihan alanı olarak yaratılmış dünya gezegeninde ikinci aşama olarak, insanın havasıyla, suyuyla, yiyecekleriyle her türlü ihtiyacının yaratılmasından sonra (31/20), yaşayabileceği bu dünyanın toprağından insanın ve organik varlıkların yaratılışını, indirdiği kitabında dünya arzında imtihan olan insanı bilgilendiriyor. Bu ikinci aşamada Rabbimiz, var olan varlıklardan insanın yaratılışını biz insanlara Hicir suresinde şu şekilde anlatıyor: “Rabbin meleklere ‘Ben yeryüzünde çamurlu topraktan, yıllanmış kara balçıktan insan yaratacağım’ demişti. ‘Çamuru insan halinde şekillendirdiğim ve kendi diriliğimden (canlılığımdan = ruhumdan üflediğimde) ona verdiğim zaman, can verilmiş insan için (Rabbinize) secdeye kapanın’ dedik.”(15 Hicir 28-29) Rabbimiz ayette insanın ilk yaratılışının haberini, insanın aslının toprak ve su karışımı şekillenebilir çamurdan yaratıldığını hatırlatması ile şu mesajları veriyor: Ey insan! Seni, üzerinde yaşadığın dünyanın toprağından (tiin, turab) erkek ve dişi olarak dünyada yarattım ve sana verdiğim ömür kadar dünyada yaşayacaksın. Yaşamını sürdürecek her türlü ihtiyacını, Rabbinin lütfu olarak dünya üzerinde tamamlanmış (31/20) olarak hazır bulacaksın. Kendi cinsinden eşinle meşru evlilik yoluyla (4/25) sana bağışladığım zürriyetinle insan neslini devam ettireceksin (42/49) ve yeryüzünün sahibi (halifesi) olacaksın (6/165) demektedir. “Sana dilediği şekli veren ve dilediği maddelerin (terkibi) karışımı (Toprak, su, kan, yağ, tuz, madensel bileşikler vs.) ile var edendir.”(82 İnfitar 8) Rabbinin sen diye muhatap aldığı insanı “ellezii halakake = seni yaratan” kul olarak yaratmasını haber verirken, “halaka = yarattı” fiili ile “bedea = bir şeyi benzeri olmaksızın ilk yarattı” fiilinin anlamını daha iyi anlayabiliyoruz. Rabbimiz kendini tanıtırken “Göklerin ve yerin bediiün” olarak tanıtması, kâinatın ilk yaratılışında kendisi için kullandığı “bediiün” sıfatına, Arapçada mübalağalı isim, sıfat olarak kullanılan “feiilün” kalıbında kullanıldığı için, anlam olarak “ilk yaratmayı benzeri olmadan sürekli yaratan” olarak verir. Dolayısıyla “Bediiün” mübalağalı isim sıfatı tek ve benzeri olmayan yaratıcı Allah, insan için doğruluk rehberi Kitab-ı Keriim’in de yalnızca kendisi için kullanmıştır. “Bedii” sıfatı yalnızca Allah’a ait sıfat olduğu için, Allah’dan başkası için asla kullanılamaz. Yakın zamanımızda yaşamış ve günümüzde cemaat olarak hala varlıklarını devam eden bu fırka, kurucularına “Bediiüz zaman = zamanı ilk yaratanı” sıfatı vermeleri sonucunda, Allah’a ait “Bedii” mübalağalı sıfatın, “Allah’dan başkaları için kullanılamayacağı” yapılan tenkitlerine karşın, vermemeleri gereken bu sıfatın anlamını değiştirmişlerdir. Anlamı “Bir şeyi benzeri olmadan yaratan” anlamına gelen “BEDİİ” sıfat ismine “Zamanın en güzeli” anlamını vererek kelimenin anlamını tahrif etmişlerdir. Bir yanlıştan kaçarken, başka bir yanlış yaptıklarının farkında olmayan bu zavallılar, bir insana zamanın en güzeli demekle Allah’a ait olan hüküm ve karar verme yetkisine müdahale ederek, Allah’ın egemenlik sınırlarına tecavüz etmişlerdir. Bir şeyin güzel çirkin, temiz pis, doğru yanlış, iyi kötü olarak belirlenmesi Yüce Rabbimiz Allah’a aittir. “Onlara sor ‘Ortaklarınızdan yaratmayı ilk başlatıp, sonra da onu (kendisine) döndürecek olan kim var?’ De ki ‘Allah ilk yaratmayı (yebdeü) yapıyor ve onu (kendisine ilk yaratığı gibi) döndürüyor. (Bunu bildiğiniz halde) Nasıl da aldanıyorsunuz?’ De ki ‘Ortaklarınızdan gerçek doğru yolu gösterip, sonra o doğru yola iletecek var mı?’ De ki ‘Allah, gerçeğe, doğruya iletir. Gerçek doğruya ileten, tabi olunmaya daha layık değil midir? Yoksa kendileri doğru yola iletilmeye muhtaç olanlar mı, tabi olunmaya layıktır? Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?”(10 Yunus 34-35) Bu ayette yüce yaratıcımız, kendisine ortak koşanlara “Ortaklarınızdan yaratmayı ilk başlatıp, sonra da onu kendisine döndürecek olan kim var?” diye soruyor ama cevap yok, olan cevaplar da cılız, zandan öteye gitmiyor.

Rabbimiz “Halık = Daha önceden yaratılan varlıklardan yeni bir varlık yaratan” ismi ile her an yaratma halinde ve yarattığı her şeyi yönetiyor “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’dan isterler. Allah her gün ve her an iş üzerinde olup, mutlak surette bir işe müdahale etmektedir.”(55 Rahman 29) “Ha+la+ka” fiilinin ismi faili “Halık = yaratan” sözcüğünü daha iyi anlayabilmek için örnek olarak yine insanın kendisini verelim. Rabbimiz insanı, üzerinde yaşadığımız dünya üzerindeki topraktan yarattığını aşamalı olarak haber veriyor. “İnsanın ilk yaratılışını topraktan yaratmıştır.”(32 Secde 7), su “Allah bütün canlıları sudan yaratmıştır”(24 Nur 45), toprak içinde bulunan elementlerden oluşan “Sana dilediği şekli veren ve seni dilediği maddelerin karışımı (su, yağ, tuz, madensel bileşikler, kan vs.) ile var edendir.”(82 İnfitar 8), özlü “Biz insanı toprağın özünden yarattık.”(23 Mü’minun 12), senelerce dinlendirilmiş “Rabbin meleklere ‘Ben yeryüzünde çamurlu topraktan, yıllarca bekletilmiş kara balçıktan insan yaratacağım’ demişti.”(15 Hicir 28), yapışkan ve şekillenebilecek hale gelmiş pişmiş çamuru “İnsanı kurumuş çamur gibi, bir topraktan yarattı.”(55 Rahman 14) hazırlamıştır. Sonra insanı şu anda bulunduğu şekilde erkek ve dişi olarak şekillendirmesinden sonra, cansız haldeki insanın suretine diriliğinden (ruhundan üfleyerek) vererek canlandırmasıyla; yaşayan, yiyen, içen, düşünen, üreten insanı Allah, “Halık” isim sıfatıyla yaratmıştır. Bizim, Rabbimizin yaratmayla ilgili Kitab’ı Kerim’inde öğrettiklerinden çıkardığımız ve anladığımız o ki, dünya üzerinde “Bedii” sıfatı ile ilk yarattığı varlıklardan, dilediği ve planladığı her şeyleri “Halk etme (yaratma)” gücüne sahip olduğunu, şu ayetteki insana hitabında da görüyoruz “Ey İnsan… Sana dilediği şekli veren ve seni dilediği bileşimler (ma şaae rekkebek = seni dilediği toprak, su, kan, yağ, tuz, madensel bileşiklerin karışımı) ile yaratan O’dur.”(82 İnfitar 8)

Rabbimiz Allah kendini “Ehsanül Haalikıın = yaratıcıların en güzeli” olarak insana bildirmesinden, “haalık = yaratıcı” isminin insanlar tarafından kullanılabilineceğini anlıyoruz. Benzer bir şekilde “Sana vahy olana tabi ol ve Allah bir hüküm verinceye kadar sabırlı ol. Allah hüküm verenlerin en hayırlısıdır.”(10 Yunus 109) “Allah hüküm verenlerin en hayırlısıdır” cümlesinde de insanların hüküm verici olduğunu bildiriyor. Ancak Allah’ın hükmünü iptal eden ve geçersiz olduğunu iddia eden hüküm koyucular kendilerini “Rabb” ilan etmiş ve dolaysıyla ilahlıklarını ilan etmiş olmaktadır. İnsanların Allah’ın yarattığı varlıklardan ev, araba, ağaçtan ya da demirden kapı pencere, heykel, resim, kumaş, elbise gibi emek sarf ederek meydana getirdiği eserlerin sahibine yaratıcı demelerine yasak getirmiyor. “Sonra o nutfeyi kan pıhtısı haline, sonrada o kan pıhtısını et parçası ve et parçasını da kemik halinde yarattık. Sonra o kemiklere et giydirdik. Bu aşamalardan sonra onu (ana babasından) başka bir insan olarak meydana getirdik. Bunlardan sonra yaratıcıların en güzeli olan Allah, her şeyden yüce ve ulu değil midir?”(23 Mü’minun 14) Bu ayetlerden anladığımız kadarıyla insanlar cansız maddelerden yapılan şekiller, oyuncaklar, heykeller binalar yapabilen insanlar yaratıcı olarak görülebiliyor. Allah bu konuda insanların elleriyle yaptıkları figürler ne olursa veya neye benzese de ilah olarak kabul edilmesini ve elleriyle yaptıkları bu putlara (Kur’an bu putlara “sanem, çoğulu esnam” ismini veriyor) tapınılmasını kesinlikle yasaklıyor. “Sen onlara İbrahim’in haberini oku. Babasına ve kavmine ‘Bu taptıklarınız da nedir?’ diye sormuştu. Onlar da ‘Putlara (esnam’a) tapıyoruz ve bunları içimizden gelerek yapıyoruz’ dediler. İbrahim ‘Peki, siz çağırdığınızda sizi işitiyorlar mı? Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı?’ dedi. Onlar da ‘Ama biz atalarımızı böyle yaparken bulduk’ dediler. İbrahim onlara ‘Şimdi şu taptıklarınızı görüyor musunuz? Siz ve daha önceki atalarınızın taptıklarını? Âlemlerin Rabbi dışında, taptıklarınızın hepsi benim düşmanımdır.”(26 Şuara 69-77)

İbrahim (as)’ın mücadelesinin temelini oluşturan ve bizzat babası da dahil, kavminin insanlarının kendi elleriyle yaptıkları bu figürler yiyip içip konuşmadıkları halde, sanki canlı imişler gibi kabul edip, onlara isteklerini ve şikâyetlerini bildirmelerini, ayrıca onlara ibadet etmelerini insan aklıyla kabullenmemiştir. İbrahim (as)’ın aklıyla tesbit ettiği ve gözleriyle gördüğü, insanların kendilerine faydası ve zararı dokunmayan bu cansız varlıklara tapınmalarının sebebini sorduğunda, “Atalarımızı böyle yaparken bulduk” diyerek verdikleri cevabları da, o putlara tapınmaları kadar tutarsız ve akıl dışı olarak görmüştür. Günümüz Türkiye’sinde kendilerini müslüman olarak nitelendiren insanların (Fetö’ye ve tarikat şeyhlerine, türbelere, mezarlara), kendilerinin çektikleri videolarda, sanki namazda Allah’ın huzurunda durur gibi elleri önde bağlı ve o ilahlaştırdıkları insanların elini ve eteğini öpmek için yerlerde sürünerek yaklaşıp öptükten sonra tekrar yerlerde sürünerek uzaklaştıklarını görüyoruz. İlahlaştırdıkları insanların kendileri gibi bir insan olduğunu göremeyen kör insanların, yerlerde sürüngenler gibi sürünmeyi hak ettiklerini videolarda gördüğümüzde, bu insanlara zavallı demekten başka bir şey elimizden gelmiyor. Biz inanan ve müslüman olan insanların dikkat etmesi gereken, Allah’ın yarattığı canlı ve cansız varlıkları (taşları işleyerek, çamurdan betondan, ağaçları yontarak, işleyerek şekiller yaparak, manzara resimleri çizerek) eserler ortaya çıkaranları ilah gibi görmek, onları ilahlaştırmak kesinlikle yasaklanmış ve Allah’a ortak koşmak olarak kabul edilmiştir. “Allah sizi yaratan, sonra sizi rızıklandıran, sonra sizi öldüren, sonra da sizi tekrar diriltecek olandır. Sizin Allah’a ortak koştuklarınızdan, bu sayılanlardan herhangi birini yapan var mı? Allah onların koştukları şeylerden uzak ve yücedir.”(30 Rum 40) Bu ayette gördüğümüz canlı varlık, insanı ve diğer canlı varlıkları yaratan Allah gibi, bana ortak koştuklarınız canlı yaratıp sonra o canlıyı öldürüp yeniden diriltebilirler mi diye sorması, Allah’dan başka yaratıcıların kesinlikle Allah gibi yartamayacaklarını vurguluyor. “Ey İnsanlar! Size anlatılan bu misali dinleyin. Allah’dan başka yalvardıklarınız, hepsi bir araya gelse bir sineği dahi yaratamazlar. Eğer o sinek onlardan bir şey kapsa, kaptırdıklarını ondan kurtaramazlar. O dua edenler zayıf olduğu gibi, dua edip kulluk ettikleri de zayıf.”(22 Hac 73) Rabbimiz Kur’an’ı Keriim’inde “HA+LA+KA” fiilinden türetilen kendisi için mübalağalı ismi fail kalıbındaki ve aynı zamanda Esmaül Hüsna’sından olan “Hallak = Sürekli yaratan” ismini Hicir ve Yasin surelerinde “Şüphesiz ki senin Rabbin, sürekli yaratan (Hallak) ve her şeyi en iyi bilen (Aliim) dir.”(15 Hicir 86; 36 Yasin 81) olarak kullanmıştır. “Hallak = Sürekli yaratan” mübalağalı ismi, “Bedii” isminde olduğu gibi “Hallak” mübalağalı ismi de yalnızca Allah’a aittir ve Allah’dan başkası için kullanılmaz.

Gökleri, yeri ve her ikisi arasındakileri yaratan Allah, yarattığı her şey için belirlediği ve hüküm olarak koyduğu tabiattaki kurallar asla değişmez ve değiştirilemez. Eğer değiştirilmesi gerekiyorsa, yalnızca kendi iradesi ve takdiri (planlaması) ile değiştirebildiğini kutsal kitabımız Kur’an’da mucize olarak elçilerini desteklemek amacıyla, insanlık tarihinde başka olmayan ve olmayacak mucizeleri hatırlayalım. Ateş yakıcı ve içine giren canlıları öldürüp yok edici olduğu halde, ateşe atılan İbrahim (as)’ı Allah’ın emriyle “Ey ateş İbrahiim’e serin ve güvenli (berden ve selaamen) ol dedi.”(21 Enbiya 69) Yakıcı ateşin içine atılan Allah’ın elçisi sağ salim çıkmıştır. Musa (as)’ın elindeki Allah’ın emretmesiyle yılan olan değnek, Allah dilemediği zaman Musa’nın elinde tuttuğu değnek yalnızca dayanak olarak kalmıştır.(28 Kasas10) İnsan, bir erkek ve bir dişinin evlenmesinden sonra dünyaya gelir kuralı, Allah’ın dilemesiyle İsa (as)’ın babası olmadan Allah’ın emretmesi ile annesi Meryem’in hamile kalıp İsa (as)’ı doğurmasıyla, insanlık tarihinde ilk ve tek olarak evlilik dışı istisnadır. Rabbimizin bildirdiği bu olaylar biz insanlara bir ve tek yaratıcı olarak koymuş olduğu kuralları, kendisinden başka kimsenin değiştiremeyeceği örneklerdir. “Allah’ın insanları yarattığı bozulmamış haliyle, araştırarak O’nun bir olduğunu kabullenerek (haniif), Allah’ın belirlediği yaşam biçimine (dinine) yüzünü çevir (sarıl). Allah’ın yaratmasında hiçbir değişiklik söz konusu değildir. Dinin değişmez temel kaidesi budur. Ancak insanların çoğu bunu bilmiyor.”(30 Rum 30) Rabbimiz insanlara “Yaratmamda ve benim vaad ettiğim şeylerde değişiklik olmaz” dediği halde, insanların ölümlü olduğu ve yaşamından sonra ölen her insanın yalnızca ahiret hayatında dirileceği ile ilgili Allah’ın kitabında açık ve anlaşılır haberlerin sayısı epey fazla ve bu gayb inancının olmazsa olmazlarındandır. Buna rağmen bazı insanların Allah’ın dilemesiyle yaşadığı iddiası (Hızır ve İlyas gibi) veya kıyametten önce tekrar yeryüzüne geleceği inancı (yaygın olan İsa’nın kıyametten önce dönüşü) tamamen efsane ve hayal olan uydurmalara inanmak, Allah’ın kelamı olan Kur’an’ın kendi içinde çelişkili olduğunu söylemektir. Bu iddialar Allah adına söylenen yalanlar olduğu için, bakın Rabbimiz Kur’an’da “Onlar bu Kur’an’ı hiç düşünmüyorlar mı? Eğer bu Kur’an Allah’dan başkaları tarafından indirilseydi, onda pek çok çelişkiler olurdu.”(4 Nisa 82) derken asla çelişki olmadığını, olamayacağını açıkça bildirmiştir. Kur’an’ın içinde çelişki olduğunu söyleyenler, kendilerinin anlayış ve yanlış bilgilerinden kaynaklandığını bilmelidirler. Kur’an’ın ilk muhatapları inananlar, Kur’an’ı inkâr eden inanmayanlar, müşrikler ve ehli kitap işittikleri Allah’ın mesajlarını çelişkili olmakla hiçbir zaman suçlamamışlardır. Yalnızca, Allah’ın elçisinden işittikleri Allah’ın ayetlerine, başkaları öğretiyor, deli sözüdür, sihirdir, kendisi uyduruyor demişler ama bu Allah’ın elçisine çelişkili konuşuyor diyememişlerdir.

“De ki ‘Göklerin ve yerin yaratıcısı Allah varken, ondan başkalarına mı sığınacağım (veli edineceğim)? Yedirip, içiren O olduğu halde, O’nun yiyip içmeye ihtiyacı yoktur.’ De ki ‘Ben Allah’a teslim olanların ilki olmakla ve müşriklerden olmamakla, emrolundum.’ De ki ‘Ben (Allah’dan başkalarına kulluk edip) Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkarım.” (6 En’am 14-15) Yaratan Rabbimizi doğru ve yeterince tanımak O’na olan kulluk bilincimizi güçlendirir. Yalnızca Rabbine kulluğu tercih edenlere selam olsun.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal