Bayramlar da Düşünür mü?

Bayramlar da Düşünür mü?

Evet düşünür diyen Mümtaz Soysal bundan yıllar önce “Düşünen Bayramları” yazmış. Soysal yazısında “ama kabahat insanlarımızda değil düzenimizdedir” diyor.

Bundan tam 37 yıl önce Mümtaz Soysal, Milliyet gazetesindeki Açı köşesinde, yine bir Bayram vesilesiyle, İslami bayramların yaşattığı sonsuzluk duygusuna vurgu yapıyor. Hıristiyan bayramları ile karşılaştırma yapan Soysal, bununla birlikte düzenin kabahatli olduğunu, ‘her bireye insanca tatil olanağı’ sağlayamadığını belirtiyor. Soysal’a göre “çağdaş bir toplumda, bu birlikte oluşun yeni mekanlara, yeni biçimlere dönüşmesi” gerekiyor.

Mümtaz Soysal’ın, 1 Ağustos 1981’de yayınlanmış işte o ilginç yazısı:

Çünkü bayramlar da yaşar; yalnız, ömürleri kısadır bayramların. Eskilerin «kamerî» dedikleri ay takvimine göre yaşadıkları için, her yıl on bir gün erkene gelerek elli dört yılda devirlerini tamamlayıp giderler.

Ama bir yandan da sonsuzluk vardır bayramların yaşayışında: Her elli-dört yılda bir yeniden doğarak bir ağustos sıcağından başka bir ağustos sıcağına doğru bütün mevsimleri yeniden yaşarlar.

Meltemleri, çiçekleri, karları ve sararmış ormanlarıyla.

Belirli mevsimlere çakılı kalmış Hıristiyan bayramlarından farklı olarak mevsimleri teker te­ker yaşayan bizim bayramlarımızın insana verdi­ği sonsuzluk duygusu karşısında, en güçlü şairimiz bile “O kadar siliktir ki, bir bayram günü şiir” demekten kendini alamaz; hem daha hızlı, hem de daha uzun olduğunu sandığımız kendi ömrü­müz içinde aynı ağustos sıcağına rastladığını anımsayabileceğimiz bayram sayısı nihayet iki, bilemediniz üçtür. Oysa bayramlar, sonsuza uzanan yaşayışlarında zaman boyutu olmayan bakışlarıyla her mevsim önlerinden akıp giden bizi, bizleri insancıkları seyrederler.

Ve düşünürler.

Düşünürler ki, birkaç yıldır ağustos sıcakla­rında kutlanan Ramazan bayramları, geçmiş has­reti çeken yaşlılara hak verdirircesine gelenekleri büsbütün paramparça etmiş, bayramların nasıl olması gerektiği konusunda kafalarda yerleşen inançları yıkmıştır. Küçük kabile büyüklüğünde ailelerin bir araya geldiği, yaş sırasına göre elle­rin öpülüp mendillerin dağıtıldığı bayramlar yok­tur artık: herkes çok zor koşullar içinde kendi­ne göre kısacık bir tatil geçirebilmek paniğiyle şuraya buraya dağılmış, evler hiçbir yere kımıldamayanlara kalmıştır… Uzaktakiler de, pahalılıktan ve ulaşımsızlıktan kımıldayamaz.

Ama kabahat insanlarımızda değil düzenimizdedir.

İnsanlarımız, kim ne derse desin, toplumu yoğuran bağlılıklardan ve bu bağlılıklarla geleneklerin oluşturduğu bayram yakınlaşmasından kopmuş değillerdir. Bayramda sevdikleriyle birlikte olmak tutkusu hala ayakta.

Fakat, çağdaş bir toplumda, bu birlikte oluşun yeni mekanlara, yeni biçimlere dönüşmesi gerek: Her birey insanca tatil yapma olanağına kavuşmuş ailelerin dinlenme yerlerinde, deniz kıyılarında, yayla kamplarında buluşması gibi. Rahat, çabuk ve ucuz bayram yolculuklarıyla hasret gidermenin kolaylaştırılması gibi.

Ama kim bunları gerçekleştirebilir? Hangi babayiğit bugünün Türkiye’sinde bütün bir aileyi haminneden bebeğe kadar, insanca bir tatilin olanaklarından yararlandırabilir? Kim, sevdikleriyle bir arada olmak için tehlikesiz, sıkıntısız ve ucuz bir bayram yolculuğunu göze alabilir? Düzensiz, dengesiz ve örgütsüz bir Türkiye, kendi insanlarını çaresiz bayramların parçalanmışlığına terk ederken ya da tatilsizlikten patlatırken, yabancı turizminin patlamasından mı milyarlar kazanacak? Kendi insanını rahat ettiremeyen bir toplumun başkalarını rahatlatması mümkün müdür?

Bayram, mevsimler ötesinin sonsuzluğundan sıcaktaki bayramlık sıkıntılarımıza bakarak, ona olan sadakatsizliğimizi değil, tam tersine, bu sadakati rahat ve çağdaş bir sevince dönüştürmekteki beceriksizliğimizi düşünüyordur herhalde.

Siz de isterseniz, “Düşünün Antalya’da mutlu bir Hollandalı”.

Milliyet 1 Ağustos 1981

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal